|
TANZİMATDAN KOÇGİRİ DİRENİŞİNE
1937-38 direniş ve jenosidinin üzerinden yarım yüzyıldan fazla bir süre geçti. Dersim direnişi ve Türk rejiminin jenosi- di, halâ tüm yönleri ile açığa çıkmış değil. Herşeyden önce TC arşivleri araştırmacılara kapalı. Dönemin resmi açıklama- ları, gazete haberleri, açıklanan bazı raporlar, direniş ve katli- amı tüm yönleri ile açıklayacak durumda değil.
Nuri Dersimi'nin "Kürdistan Tarihinde Dersim" ve "Hatıratım " eserleri çok değerli ve Dersim'e ilişkin en derli- toplu kaynaklar olmasına rağmen, yine de bilgi ve belge ek- sikliğini tamamlayacak durumda değiller. Ayrıca, Nuri Dersi- mi'nin eserlerinde de yanlışlar ve tartışmaya açık noktalar var. Son yıllarda yeni araştırmalar, bazı gizli rapor ve belge- ler, katliamı yaşamış insanların anılarını toplama ve yayınla- ma girişimleri sevindiricidir. Ama, bunların hem belli bir di- siplin içinde yapılmadığını görüyoruz; ve hem de, özellikle dönemin canlı tanıklarının anılarına yeterli önemin verilmedi- ği görülüyor.
Şimdi, geçmiş-bugün ve gelecek arasında daha sağlıklı bir bağ kurmalı ve toplumsal süreklilik ile ideolojik-siyasal sürekliliği birleştirmeliyiz. İkincisi; birincisinin (-toplumsal sürekliliğin-) önünde olmalıdır. Söylemeye gerek yok ki, nasıl toplumsal yaşam gelişiyor, üretim, yerleşim ve örgütlen- me biçimleri yeni aşamalara ulaşıyorsa, düşünsel-siyasal sü- reçlerimiz de yeni ve daha üst sentezlere ulaşmalıdır. Elbette, yenilik adına geçmişten kopan, kültürel özelliklerimizi deje- nere eden anlayış ve yaklaşımlar red edilmelidir.
Tarihin biz Dersimlilere bencil davrandığını söyleyebili- rim. Etnik, dini ve siyasal yönden sürekli bir kaynaşma, hare- ketlilik içinde yaşanılmasına, tarihin aktif bir tarafı olunması-
na rağmen çok az yazılı belge günümüze kalmış. Belgelerin büyük çoğunluğu da darma dağınık durumda bulunuyor. Toplu değerlendirme ve incelemelere ihtiyaç aciliyetini koru- yor. Egemen ulusun ideolog ve tarihçilerinin, propaganda ku- rumlarının bilerek tarihi tahrif etme çabası, tarihe pragmatik yaklaşımlar ve sözde "bilimsel tarih araştırmaları" arasında gerçeği bulmak ve onu günümüz insanının dili ile okuyabil- mek için geniş ve belki de kollektif araştırmalara ihtiyaç var. Bu duruma "dost" geçinip tarih hırsızlığı yapanların yarattığı tahrifat da ilave edilirse, sorunun önemi daha iyi anlaşılır. Ulusal kimliğimizi inkar edip, geleceğimizi ipotek altına almak isteyenlerin ortak özeliği, hepsinin tarihimizi gasp etmek istemeleridir. Tarihçi ve siyasetçilerimizin bu bilinçle çalışacaklarını ümit ediyor ve tarihin bencilliğinin kırılacağı- na inanıyorum.
Dersim denildiğinde de genellikle katliam yıllan üzerine yoğunlaşılıyor. Katliama çıkan yollan inceleyip tarihi gelişim seyri izlenmeden, sonuçlar üzerine değerlendirmelerde bulun- mak pek sağlıklı değildir. Bu yazı Dersim tarihinden bir kesit sunuyor.
"MEMLEKETİN ÖTEDEN BERİ DERSİM MESELESİ VARDI" !
Resmi belgeler Dersim'in Osmanlıya hep "sorun" oldu- ğunu gösteriyor. Aslında, bunu tersinden Osmanlının Der- sim'e hep sorun olduğu selinde okumak daha doğrudur. Der- sim hakkında rapor veren, yazı yazan resmi görevli ve yazarların hemen hepsi bu "sorun" mantığını tekrarlıyor. Kendisi de Dersim katliamının baş sorumlularından birisi olan İsmet İnönü, yıllar sonra yazdığı anılarında, "Daimi bir kusursuzluk yuvası da Dersim idi. Memleketin öteden beri Dersim meselesi diye bir derdi vardı" (*) diyor.
* İsmet Inönünü HATIRALAR. Cilt.2, sf.268, Bilgi Yay.
'Öteden beri' denildiğinde en azından tarihi, Osmanlının sunni Kürt Bey ve Ağaları ile işbirliği yaparak bölgeye ege- men olduğu 1514'den başlatmak gerekiyor. Zira, Dersim bu ta- rihten sonra Aleviliğini koruduğu gibi, Osmanlıya da boyun eğmemiştir. Boyun eğmemenin sınırlan ve çevresine etkisi zaman içinde daralma ve genişleme gösterdi. Osmanlı sürekli olarak Dersim'i sınırlamak, giderek ortadan kaldırmak istedi. Dersim kelimenin gerçek anlamında etrafı etnik ve dinsel yönden kendisine düşman kesimlerce çevrilmiş bir ada olarak yaşadı. Öyleki, Bitlis Beyi ve Şerefname'in yazarı Şeref Han, "Çemişgezek'ten Kürdistan'ın bir bölgesi olarak övgüyle bah- sederken, Çemişgezek'in Sunni beylerinin Kızılbaşlara karşı mücadelelerini ise 'dikenleri temizleme' olarak değerlendiri- yor"^). Dersim'in varlığını bu koşullara rağmen korumasında coğrafi konumunun önemli bir yeri vardır. Kuzeyi, Kuzey- batısı ve Kuzey-Doğusu Munzur Dağları ile erişilmez doğal bir geçitle çevriliydi. Halk dış güçlere karşı boyun eğmiyor- du. Halkın uzun yılların getirdiği savaş tecrübesi ve kendine güvenen bir kültürü vardı. İşgalci saldınlara karşı bu kadar uzun direnişin belirleyici etmenlerinden birisi de, Dersim'i çevreleyen bölgelerdeki sisteme göre, daha uyumlu ve adil bir düzene sahip olunmasıdır. Anadolu, Kürdistan ve öteki coğrafyalarda sunni şeriatın hedefi haline gelenler Dersim'e sığmıyor, direnişi güçlendiriyorlardı. Rejimin yerli ayağı olan sunni Kürt ve Türk beyliklerinin kendi aralanndaki çelişkile- ri, birlikte davranamamaları da tasviyeyi engelleyen etmen- lerden birisidir.
Dersim'i Osmanlılar açısından önemli kılan nedenlerin başında Gümüşhane ve Keban madenlerinin güvenlik içinde işletilmesi, işletme için gerekli olan yakacağın yörenin os- manlarından sağlanması ve gelirlerinin aktanlması geliyordu.
* Şerefnameden Aktaran M. Kalman, Dersim Direnişleri, sf. 35 Nûjen Yay. '95
Osmanlı sarayının bu konuda direkt fermanları olduğu gibi, yöredeki Beyliklerin de girişimleri olmuştur. Dersim'e yakın- lığı dolayısıyla Divriği bu konuda özel bir rol oynamıştır. Divriği'deki Köse Paşa Hanedanı'nı inceleyen Necdet Saka- oğlu, konuya ilişkin bilgiler veriyor. "XVIII. yüzyıl başında ortaya çıkan, bölgeye yakınlığı sebebiyle Divriği'yi daha fazla tehdit eden ikinci hareket, Munzur Dağlarından kaynak- lanmakta, Karasu Vadisi ile dağ geçitlerinden sarkmaktadır. Bunlar Dersimlilerdir. Amaçları ise, terör ve talandır.
(Bu) olgunun Divriği ve çevresine yaşattığı karabasanı, 1745 yılına ait şu belge apaçık ortaya serer:
Kemah, Poşadı, Eğin, Çarsancak ahalileri, aslen Kiği reayasından olan Şeyh Hasanlı ve Desmalı Kürtlerinin eski yerlerinden kalkıp Çemişgezek'te yurt tutmaya başladıkları- nı, Dojik Dağına sığınıp yerli halkı kovduklarını, mal yağ- maladıklarını, vergi ödemediklerini, 40-50 kişilik çetelerle adam öldürüp soygunda bulunduklarını, baskınları gündüz- leri dahi yapmaktan çekinmediklerini şikayet ederek tedbir alınmasını istemişlerdir. "(*)
Dersim'in sorunlarından birisi de çevredeki Mir, Ağa ve Beylerin, aslında sunni Kürt ve Türklerin sürekli olarak mer- kezi hükümete şikayetde bulunmasıdır. Burada belirleyici olan Dersimlilerin askeri taşkınlıkları değil, Kızılbaş kimlik- leri ve boyun eğmemeleridir. Zira, bölgede yaşayan öteki halklar, Ermeni, Rum ve Süryaniler böyle bir şikayetde bu- lunmamaktadır. Zamanın Mir ve Beylerinin yaptığı eşkıyalık, zulüm, hırsızlık, Dersimlilerin zaman zaman baş vurdukları talan ve şiddet eylemleri yanında kıyaslanmayacak derecede büyüktür. Sorunun esası Dersimlilerin "reaya" olmayı red et- meleri, boyun eğmemeleri, vergi adı altında yapılan resmi ta- lana evet dememeleri ve Kızılbaş kimlikleridir. Dikkatli oku-
* Necdet Sakaoğlu, Anadolu Derebeyi Ocaklarından KÖSE PAŞA HANEDANI, sf. 37, Yurt Yay. 1984
yucu bunu ferman ve yazıların içinde net olatak okuyabile- cektir.
20 Eylül 1753 tarihinde Padişah Diyarbakır Valisi'ne yeni bir hüküm yollar, önce bu belgeden bir bölüm aktaralım.
"Diyarbekir Valisi vezir İbrahim Paşaya ve Hassa silah- şörlerinden konu için mübaşir atanan Ahmedpaşazade Abdul- lah'a hüküm ki:
Çemişgezek'te yerleşik Şeyh Hasanlu ve Desmelü (Der- simli) ve Keratlu ve Karabali kürtleri eşkıyaları Keban madeni kömürcü ve kelekçilerini, yolcuları soydukları, birçoklarını da katlettikleri, Çemişgezek ve Çarsancak kazaları ahalilerinden her yıl onbeşer kişiyi öldürdükleri, onbeşbin kuruşluk davar, hayvan, para ve eşya gasp ettikleri; ayrıca otuzaltı adet köyün, sözü edilen eşkiyaların kötülüklerinden harap ve tarumar oldu- ğu, bu köyler halkının çevreye dağıldığı; devlet hazinesinin büyük kira getiren Keban madeninin düzeninin de yine bunlar- ca bozulduğu, maden işçilerinin huzursuz edildikleri konuları; daha önce de bir çok kez, toplu dilekçeler ve başvurularla baş- kente ulaştırılmıştı. O bölgenin güvenliğe kavuşturulması, yoksul halkın korunması bakımından sözü edilen eşkıya grup- larının gereği gibi sindirilmesi için Uçüncüzâde Gülsen Bey'e görev verilmiş; yeterince piyade askeri ile eşkıyanın üzerine gitmesi istenmişti, daha sonra kendisinin yardım ve destek iste- mesi ile de Palu Hâkimi, Kemah'tan Sağırzâde, Erzincan'dan Beşirzâde ve Vicani Hüseyin Bey, Çemişgezek ve Çarsancak voyvodaları Gülşenzâde'nin yanında görevlendirilmişler; Sivas ve Diyarbakır valilerine de duruma göre yardım yapma- ları yazılmıştı. "(*)
Padişah devamla, daha önceki Vali'nin de bu işle ilgilen- diğini, fakat bitiremediğini, Dersimlilerin sözlerini tutmadığı- nı, mutlaka tepelenmeleri gerektiği, bağlılıklarını bildiren bel-
* Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi, Cilt. 6, sf. 409
geler alınmasını istiyor. Ancak, Diyarbakır Valisi ve emrine verilen yöredeki Bey ve Mirler başarılı olamazlar. Dersim de- netim altına alınamadığı gibi, Gümüşhane ve Keban made- ninde üretim de tehlikeye girmiştir. Osmanlılar Kafkaslarda Ruslara karşı direnmeye, sınırlarını korumaya çalışmaktalar. Kürdistan, Ermenistan ve civardaki askerlerini Kafkasya'ya göndermeden Dersim'e büyük bir hareket planlarlar. 1781 yı- lından başlayıp 1782 yılına kadar devam eden saldınyı, N. Sa- kaoğlu'nun özetinden izleyelim.
"Dersim volkanı yine kabarmıştır. Keban, Kuruçay, Kemah, Gercanis, Çemişgezek, Eğin, Erzincan, Tercan ahali- leri devletten yardım beklemektedirler. Keban madenine kömür ve kütük sevkiyatı kesilmiş, köyler yağmalanmış, in- sanlar öldürülmüştür. Docik, Pirnik ve Ovacık mıntıkalarında oturan Şeyh Hasanlı, Dersimli, Gevanlı aşiretleri tuğyan (- taşkınlık, azgınlık- bn.) halindedirler.. Yörenin zalim dere- beyleri bu korkusuz ve acımasız yığınlan, çevre halkının üze- rine s aldırtmaktadırlar. İki ayn koldan iki ayrı ordunun bölge- yi kuşatması planlanır. İki başbuğu seçilir. Erzurum valisi, Muş, Kiği, Tercan, Kuruçay, Bayburt, Hınıs, Kelkit, Erzin- can, Kemah, Gercanis Beyleri ve diğerleriyle Dersimi doğu- dan sıkıştıracaktır. İkinci ordu, Diyarbekir beylerbeyinin ko- mutasında, Palu, Çarsancak, Çemişgezek, Eğin, Poşadı, Arabgir ve Diyarbekir voyvodalarının getirecekleri askerler- den oluşacak; mirmirândan Divrikli Mustafa Paşa da sancağı askeriyle bu orduya katılacaktır. Mustafa Paşa, harekât alanı- na göre, batıdaki en uzak garnizonu temsil etmektedir. Bu iç savaş için, "Divriği'nin sınıf-ı askeriyesi ve harp ricali ile" görevli kılınmasında, götüreceği askerden çok, eşkıyayı, böl- geyi ve şartları yakından tanıması etken olmuştur. 1781 Mayı- sın'da başlatılan Dersim harekâtının 1782 Mart'ına kadar aynı noktada çakılı kaldığı dikkati çeker. Dersimliler, öldürme, ırza geçme, yağma ve tahrip eylemlerini daha bir düşmanca sürdürmektedirler. Yazılan emirler sonuçsuz kalmaktadır.
Divriğili Mustafa Paşa'ya da harekat alanına varıncaya kadar, konaklayacağı yerlerde birer geceden fazla kalmaması öğütle- nir. Onun ve bazı öteki yükümlülerin desteğiyle Diyarbekir Beylerbeyi Osman Paşa 1781-82 kışında, ortalama rakımın 1500 olduğu Dersim'i neredeyse dize getirmiş, fakat kaçan elebaşılar, Harput ayanı Genç Osman'a sığınmışlardır.
Bu küçük zafer kıvılcımı, Köse Paşa'ya Divriği sınırları dışında ilk yöneticilik yolunu açacaktır. Dersimle ilgili göre- vinin yanısıra, "Gümüşhane Maden Eminliği" verilir. Nisan 1782'de yazılan emirle, "Dersim için, Gümüşhane'den sevke- dilecek askerlerle cephane ve levazımatın acele yerine ulaştı- rılması " buyurulur. "(-A-)
Yazar Osmanlı kafasını günümüze taşıyor. Dört taraftan Dersim'e yöneltilen saldmlan övgüyle anlatıyor. Sonra da Dersimlileri suçluyor. Bu denli büyük bir saldırıya direnmek, bir yıl saldınyı durdurmak için iyi bir askeri kabiliyet ve savaş taktiğine, üstün morale ve ileri örgütlenmeye sahip olmak gerekiyor. Elbetde, saldırgan ve savunmacı aynı şekil- de savaşamıyor. Askerlerin çoğu yağma için ve zorla getiril- diğinden direniş karşısında dağılmaktan başka bir şey yapa- mıyorlar.
Sonraki yıllar nispeten sessiz geçer. En azından yayınla- nan belgelerde saldırı ve direnişe ait yazılı pek bir şey yok. Tanzimatla birlikte, Dersim'e yönelik hareketlilk yeniden baş- lar. İdari düzenlemeler yapılır.
* Necdet Sakaoğlu, age. Sf. 60
TANZİMATLA BAŞLAYAN SALDIRI
"Dersim 19'cu asra kadar adeta müstakil bir vaziyette ve ismen Osmanlı İmparatorluğuna bağlı bir şekilde yaşamış bir mıntıkadır. Tanzimattan sonra devletin bu mıntıka ile de alakadar olduğunu görüyoruz" ("k) Tanzimat, Osmanlının ken- dini düzenleme, Batı'da gelişen milliyetçilik akımlarına karşı merkeziyetçiliği sağlama, çürümüş çatıyı onarma girişimiydi. Nispeten başarılı olduğu da söylenebilir. Bazı halkların ulusal hareketlerini geciktirdi, bazılarını da Osmanlıcılık akımı ile sistemin içine aldı.
Osmanlı'nın yüzyıllık yarası, denetleyemediği Dersim de idari düzenlemeler yapılarak denetim altına alınmaya çalı- şıldı.
"Dersim'de hükümet nüfuzuna başlangıç olarak Dersi- min Vilayet halinde teşekül ettiği 1880 tarihini esas tutarız. Dersimin ilk valisi Fikri paşa namında bir zat olup, bu zat idarei maslahat yolu ile de olsa hükümet ile Devimlileri ilk defa birbirine yanaştırmağa çalışmış bir idare reisi olarak tan ınmaktadı r "(*).
Vilayet teşkili Dersim'de yaklaşık on yıl sürer. 13 Mayıs 1888 de tekrar mutasarıflık haline getirilir. Vilayetin kaldırıl- masına gelirinin düşüklüğü gösterilmişse de, bu tümüyle doğru değildir. Dersim idari olarak parçalanıp Elazığ ve Er- zincan'a bağlanır. Böylece siyasal güçten de düşürülmek iste- nir. Dersim'e yönelik idari teşkilatlanmanın en önemli amaç- larından birisi de, yörenin önde gelenlerine imtiyazlar vererek 'yerli ayak' oluşturma düşüncesidir. Bazı aşiret liderlerine ta- nınan ayrıcalıklar iç çelişkileri de artıracak, böylece denetim için koşullar olgunlaşacaktır. Tanzimat döneminde Osmanlı-
*Jandarma Umum Komutanlığı, DERStM Yayını, Sf. 79 **Age. sf. 57
nın izlediği yol ve Dersim'in durumunu daha iyi görmek için Jandarma Umum Komutanlığı yayını Dersim belgesinden daha uzun bir aktarma yapmamız gerekiyor.
"Tanzimat devrinde Dersimi (Şah Hüseyin) adı ile anılan bir Dersimlinin hakimiyeti altında görüyoruz. Bu zamana kadar kürtlerle meskûn şark vilayetlerinde Kürtlerin yöresel kımıldamaları ve büyük eşkıyalık hareketleri kuvvetle ceza- landırılıyordu. Aynı şekilde bulunan Dersim'e karşı ise bu usul da sakınca görülmüş ve idarei maslahat politikası takip edilmiştir. Dersimliler (Yavuz-Safavi) mücadelesinden beri etrafa ve bilhassa sünniyülmezhep Türklere karşı taşkınlıkla- rını hiç eksik etmemişler ve bu tecavüzleri bir taraftan Bay- burt ve bir taraftan Sivas yakınlarına, Kangala kadar uzatmış- lardır. Osmanlılar askerlikte Nizamı cedit usulünü kabul ettikten sonra Dersimin de askerliğe uymasını temin suretile bu mıntıkaya girmeyi düşünmüşler ve bunun için de nişan, rütbe, hediyeler dağıtmak suretile Dersim reislerini ele geçir- meği hareketlerine ilk ilke etmişlerdir. Bu maksatla on doku- zuncu yüzyılın son yarısında İsmail Hakkı Paşa ile Erzurum müşürü Samih Paşa Dersim reislerini Erzurum'a davetle, ken- dileri ile temasa gelmiş ve fakat bir sonuç alamamıştır. Der- sim'in hükümetten uzak duran ve o zamana kadar adeta hükü- met içinde bir hükümet imiş gibi bağımsız yaşayan itaatsiz, azgın ve saldırgan halkına hakim olmak için Samih Paşa Der- sim dahilinde önemli noktalara Blokhavuzlar inşası ve bunla- rı birbirine telgraf hatları ile bağlamak sureti ile Dersim asa- yişi üzerinde etkili olmak ve sonuç olarak Dersim'de sükûnu temin ederek bu halkı kazanmayı düşünmüş ise de bu arzula- rını uygulamada başarılı olamamıştır.
1863 senesine kadar Dersim'e hakim ve etkili bir vaziyet- te olan ve bütün saldırılar ve asayişsizliklerin sorumlusu olan Hüseyin bey bir aralık tutuklanarak İstanbul üzerinden Vidin'e sürülmüştür. Hüseyin beyin Dersim'den kaybolması- nın ardından kendisinin ve ailesinin Dersimliler üzerindeki
nüfuzu kırılmaya başlamış ve oğlu Ali bey Dersim halkının kendi nüfuzları aleyhine başlayan hareketlerini durdurmada başarılı olamamıştır.
Dersim'de başlayan bu cerayandan her halde haberdar edilen Hüseyin bey bir yol bularak sürgün yerinden kaçmış ve tekrar Dersim'e geri dönmüş ve 1863 senesine kadar Der- sim'de tekrar hükümran olmaya muvaffak olmuştur. Bu sıra- da vefat eden Hüseyin bey yerine oğlu Ali bey reisliği ele al- mıştır. Ali bey zayıf yaradılışlı olmakla beraber temiz bir insan olduğundan hükümetle ilişkiye geçmiş ve hükümetin adamı olmuştur. Bu hareketine mükâfeten kendisi Erzincan'a çağrılarak, (Dersim umum müdürü) unvanı altında Erzin- can'da ikameti uygun bulunmuştur. Hükümet bu şekilde dav- ranarak, Dersim'de hükümran olmakta olan bir aileyi elde et- meği ve onu daima göz önünde bulundurmayı esas hareket kabul etmiş ise de karakter itibari ile başında daima bir reis görmeye alışan Dersim'in diğer bir Ali bey doğuracağını dik- kate almamıştır. Nitekim Ali beyin Erzincan'da ikamete geç- mesi ile, babasının Vidin'e sürülmesi ile zaten sarsılmaya baş- layan aile nüfuzları yeniden darbelenmiş ve gerçektende Dersim'de yeni reisler bu ailenin nüfuzunu taksime başlamış- lardır. Hüseyin bey ailesinin nüfuzu şu suretle kırılırken Hozat civarında (Şeyh Süleyman) isminde bir şeyh türemiştir. Bu Süleyman o sıralarda merkezi DSrsim'de (5000) kişilik si- lahlı bir kuvveti daima emri altında bulunduracak kadar kuv- vet kazanmış bir şeyh imiş. Dersimliler bir taraftan bu şeyhe doğru yönelirken, diğer taraftan da zayıf ta olsa (Şah Hüse- yin) ailesi ile ilişkilerini tamamen kesmemiş bir vaziyet al- mışlardır. Bu sıralarda Ali beyin (Hüseyin bey) isminde bir yeğeni husisi kabiliyetler göstermeye ve Dersimlilerin sevgi- sini kazanmaya çalışmış ve gerçekten ailelerinin eski nüfuzlarını kısmen tesise de muvaffak olmuştur. Mamafih çok kurnaz olan bu Hüseyin bey aile nüfuzunun herhalde sar- sıntı içinde olduğunu ve bu nüfuzu paylaşacak kuvvetler doğ-
duğunu görünce, bir taraftan da hükümete meyletmeyi unut- mamıştır. Bu sayededir ki, kendisi hükümetçe Pülümer kay- makamlığına tayin edilmiş ve resmi bir sıfata da sahip olmuş- tur.
1875 yılma kadar Dersim'i nüfuz yansı peşinde ve fakat etrafa sarkıntılıkta süreklilik görüyoruz. 1875 te Ahmet Muh- tar paşa hiç bir devlet teklifine yanaşmayan ve bağımsız gibi bir vaziyet alan Dersimliler içine diğer bir yol ile girmeyi arzu etmiş ve Dersimlileri birbirine düşman iki zümreye ayır- maya çalışmış ve bunda başarılı olmuşsa da, bu çalışma da olumlu bir sonuç vermemiştir. Ahmet Muhtar paşa Dersim'de şu suretle tesisine başladığı şahsi nüfuzundan istifade edebile- ceğini iyice düşünerek Samih ve İsmail Hakkı paşaların yap- tığı tecrübeyi tekrar etmeyi düşünmüş ve o zaman Erzincan mutasarıfı olup Dersimlilerle irtibatı olan Şefik paşanın yol göstermesi ile Dersim reislerini tekrar Erzurum'a davetle ikin- ci bir toplanma yapmıştır. Bu daveti Hozat ve civarında nüfuz sahibi olan Mansur ağa ve Şeyh Süleyman kabul etmemişler- dir. Bu davette bulunan Dersimli reisler arasında Pülümer kaymakamı Şah Hüseyin bey zadelerden Hüseyin beyle Maz- girt kaymakamı Gülabi beyde varmış, eski teklifler tekrar ya- pılmış, Hüseyin bey itiraz etmiş, Gülabi bey yapmak için söz vermiş, fakat Dersim'e geri döndüğünde Gülabi sözünde dur- mak için girişimde bulunmuşsa da başarılı olamamış ve sonuç olarak yeni türeyen reislerin nüfuz ve ihtirasları netice- sinde öldürülmüştür.
İkinci Erzurum toplantısı Hüseyin beyin sakıngan hare- ketine ve bir söz altına girmemesine rağmen bu aile nüfuzunun Dersim'de kırılmasına ve yalnız kendi yöresi ile sınırlı kalmasına sebeb olmuştur. Her halde bu durumun dü- zeltilmesi düşüncesi ile olacaktır ki, Hüseyin öldürülen Güla- bi bey yerine Mazgirt kaymakamlığına tayin edilmiş ve fakat bu ortamda Dersim nüfuzunun esasen Erzurum davetini kabul etmemekle konumunu güçlendiren ve Hozat civarında hakim
bir durumda bulunan ve inançlan gereği Türklüğe ve hükü- mete düşmanlıkları ile tanılan şeyh ailesinden Mansur ağa eline geçmesine engel olamamıştır. Dersim mmtıkasındaki ve Dersimli kaymakamlar gerçi babıali adına hükümet yapıyor- larsa da, Dersimlilerin asker vermesini ve her türlü teklifi ye- rine getirmeyi temin edemiyorlardı. Nüfuzları fikri planda ka- lıyordu. Hükümet kuvvetlerinin tesiri altında bulunan kısım- lardan kısmen vergi tahsilatı yapılıyorsa da, bu tahsilatın ancak yarısını hazineye gönderiyorlar ve diğer yarısını da tah- sil olunmadı kaydı ile şahıslarına tahsis ediyorlardı. Merkezi Dersim'de 5000 kişilik küçük bir ordusuyla ve mıntıkasında ve ozamana oranla tahkim edilmiş -beş kaleciği- ile vaziyete tamamen hakim ve Türklere düşman olan Şeyh Süleyman ai- lesinin yöresine ise hükümet nüfuzu asla yanaşamıyordu"(*). Osmanlının Tanzimat döneminde Dersim'e yaklaşımını tam olarak göstermek için uzun aktarmak gerekiyordu. Burda öne çıkan bazı noktalan şöyle özetliyebiliriz.
Osmanlı, Dersim'in "hükümet içinde hükümet" olmasın- dan rahatsızlık duymaktadır. Bunu ortadan kaldırmanın ilk yolu olarak; aşiret reislerine, önde gelenlere nişan, rütbe ve hediyeler dağıtarak onlan ele geçirmek istemektedir.
İkincisi; Dersim içine Blokhavuzlar kurarak ve askeri yönden güçlendirerek hakimiyet düşünülmektedir.
Üçüncüsü; Hükümetin adamı olmuş Ali bey adında biri- sine, Şah Hüseyin beyin oğluna "Dersim Umum Müdürü" un- vanı verilmiş ve Erzincan'da ikameti istenmiştir. Böylece, hem Dersim'in önde gelen ailelerinden birisi denetim altına alınarak Dersim'den uzaklaştırılmış ve hem de yönetim işi 'yerli ayağa' yaptırılmak istenmiştir.
Dördüncüsü; 1875 de Ahmet Muhtar paşa Dersim'e gir- mek için yeni bir yol olarak, halkın iki ayrı zümreye bölün- mesini, bunların birbirine düşman yapılmasını denemiş ve
* Age. sf. 126-129. abç.
128
bunda kısmen başarılı da olmuştur. Bu yöntemi Türk egemen- leri sonraki yıllarda da uygulamış, Dersim'in tasfiyesinde bu durumun neredeyse belirleyeci rolü olmuştur.
Beşincisi; Osmanlıya boyun eğmeyen Sey Mansur ailesi- nin inancı (-Alevilik-) "Türklüğe ve hükümete düşman" gö- rülmüştür. Bu aynı zamanda, aleviliğe devletin yaklaşımını ve Dersim aleviliğinin Türklük dışı konumunun itirafı anla- mına geliyor.(-A-)
Altıncısı; Şah Hüseyin ailesinin kısmi işbirliği yapmasına rağmen, Hozat'da Mansur ailesi, Merkezde Sey Süleyman ha- kimdir. Hükümet bu bölgelere yanaşamamaktadır. Silahlı güçleri, kaleleri ve iç yönetimi ile Dersim etrafı çevrili "hükü- met içinde hükümet" konumunu, bağımsız statüsünü koru- maktadır.
Osmanlının Dersim planları üzerinde çalıştığı bir dönem- de Osmanlı-Rus savaşı başlar ve güçler dengesi değişir. Os- manlının, Dersimlilere ihtiyacı vardır. Hem askeri kuvvet is- temekte ve hem de, savaşta Dersim'in kendi hakları için ayaklanma çıkaracağı korkusunu yaşamaktadır.
Dersim'i hesaba katan bir başka güçte Ruslardır. Eğer ya- zılanlar doğruysa, Dersimliler henüz savaş başlamadan Rusla- ra yardım teklif etmişlerdir. "I877'ye doğru tuşlarla hüküme- tin arası açılmış ve harp ihtimalleri çoğalmış. Bunu hisseden dersim ağaları Erzurumdaki rus konsolosuna, sava- şın başlaması halinde Osmanlılar aleyhine yardımlarını tek- lif etmişlerdir. Bunlar arasında o zaman Mazgirt kaymakamı Dersimli Nafiz ve reislerden Munzur beyler de varmış. Rus konsolosu bu teklife belirsiz bir cevap vermiş ve işin alevlen- mesini önlemiştir''(**). N. Dersimi ise, Dersimlilerin Rusla- ra karşı işbirliği yapılabilmesi için Osmanlılardan "milli ta-
* Aleviliğe ve daha ileriye gidip, Dersim aleviliğini "Türklük ve Türk inancı" içinde değerlendirenler, gizli belgelerde ger- çeği ve niyetlerini çekinmeden açıklıyorlar.
**Age.sf.l29
lepler"\ ileri sürdüklerini yazıyor(*). Erzincan valisi Ali Ke- mali'nin "Erzincan" isimli incelenmesinde söyledikleri de bu yöndedir. "1893't e (bu tarihin 1877-78 olması gerekiyor. Muh- temelen bir dizgi hatası var. Ya da, 77-78 savaşı eski takvim- le '93 harbi' olarak biliniyordu, yanlışlıkla 1893 diye yazıldı.- bn) Rusya ile yapılan savaş, bilindiği gibi idareyi zayıflat- mıştı. Der simliler yine ayaklanmışlardı. Reisleri affedilip sa- lınırsa silahlarını Rus ordusu aleyhine kullanacaklarını, aksi halde hükümete karşı olacaklarını söylüyorlardı. Bu dırıltı- lar dikkate alındı ve sürgün reislerin sağ kalanları afla mem- leketlerine geri gönderildi''(**) Savaşta Dersim'in durumu- nu tam olarak anlamak için Kafkas Rus Genel Kurmayı'nm değerlendirmesini de aktarmamız gerekiyor.
"Harp vukuunda Türkler, Dersim ve Kuzuçan Kızılbaşla- rından yardım görmezler, bunların harbin daha ilk günlerin- de Ruslar hesabına çalışacakları da şüphelidir. Galibiyet sağlandıktan ve özellikle Erzurum işgal edildikten sonra Der- simlilerin Ruslar hesabına harekete geçmesi sağlanır. Bunun için de Dersimlilerin asırlık içişlerine karışmamak ve kendi- lerini kendi alıştıkları hale terk etmek gerekir. Küçük Asya Harbini, Erzurum - Sivas - İstanbul doğrultusunda ilerletir- sek Dersim ve Kuzuçan Kürtlerinin yardımını ümit edebili- riz "(*)
Yazılanlar, Dersim'in bağımsız tutumunu koruduğunu, iki tarafa da koşulsuz yaklaşmadığını, ittifak için talepler öne sürdüğünü gösteriyor. Taleplerin önde geleni ise, "Dersim'in asırlık içişleri" denilen bağımsızlığıdır. İttifak iki tarafla da gerçekleşmiyor.
* Vet. Dr. M. Nuri Dersimi, Kürdistan Tarihinde Dersim, Sf 60-61, Zel Yay. 94
** Ali Kemali Erzincan, Sf. 112, Kaynak Yay. '92 Genel Kurmay Belgelerinde Kürt İsyanları, Cilt. 2, Sf. 161 Kay- nak Yay. 1992
Savaş sırasında Hozat ve Mazgirt'teki askeri kışlalar bası- larak taprip edilmiş ve askeri malzemelere el konulmuştur. 1877'de Koçan kuvvetleri Kemaliye ve Çemişgezek merkezle- rine saldırmış, Osmanlılar Harput'dan askeri kuvvet getirerek karşı koymuşlar ve hareket geri çekilmiştir. Yakalanan bazı Koçan önderleri Sinop'a sürülmüşlerdir. Aynı dönemde Kır- gan aşireti de Hozat'ı basmıştır. Çatışmalar yaklaşık 15 gün sürmüş, Hozat taburu Kırgan bölgesine saldırmış, ancak öteki aşiretlerin de karşı koyma yönünde hazırlandıklarını gören Osmanlı kuvvetleri kışlalarına çekilmişlerdir. Asker Kırgan köylerini talan etmiş, 1000 kadar canlı hayvana el koymuştur. Osmanlı ve TC kuvvetleri sürekli Dersim'de talan ve yağma- larda bulunmuş ve yaptığını övünerek anlatmıştır. Günümü- zün sözüm ona tarih yazarları devletin talan ve yağmasını ses- sizlikle geçiştirip, "olağan askeri işler" gibi ele alırken, Dersimlilerin karşı hareketlerini ise "eşkiyalık" olarak adlan- dırıyorlar. Gerçekte ise, Dersimliler ağır vergileri vermiyor, devletin askeri kuvvet kullanarak yaptığı talanlara karşı koyu- yordu. Burda geçerken belirtmekte fayda var, Dersim çevre- sinde yaşayan Sünni Türk ve Kürtler devletin askeri saldırıla- rında çoğu kere birlikte hareket etmiş, karşılığında ise yağma ve talana ortak oluşlardır. İşte, Dersim'in çevredeki köylere karşı zaman zaman yaptığı karşı saldırıların nedenlerinden bi- risi de budur.
Osmanlı-Rus savaşından 1892'ye kadar Dersim'de ciddi bir hareketlilik görülmüyor. 1892 yılında Koçan ve Semkan üzerine Hozat Alay kumandanı Ali Şefik paşa iki taburla sal- dırıyor. Qerebali aşireti de kısmen devlete yardımcı oluyor. Fakat, 50 er ve bir miralay kayıp veren devlet kuvvetleri geri çekilmek zorunda kalıyorlar.
Sonraki yıllar 'bekleme' yıllandır. Çevredeki Türk beyleri asırlık kinlerini tatmin etmek için Babıali'ye aralıksız olarak telgraf ve şikayetnameler yollamaya devam ediyorlar. Bir ara Dersim'e saldırı planlanıyor, fakat Harput valisi ile yapılan
görüşmeler olumlu sonuçlar verdiğinden, hareketden vaz ge- çiliyor.
Harput valisi vaz geçiyor ama, Saray hazırlıklarını devam ettiriyor. 1896 yılında Saray, Savunma Bakanlığı ve Anadolu Genel müfettişi Müşür Şakir paşa ve dördüncü ordu kumandanı Zeki paşa arasında karşılıklı yazışma ve tartışma- lar başlamıştır. Sonuçta ortak noktalarda anlaşma sağlanır. Dersim'e karşı alman ortak kararları belgelerden izleyelim.
"1. Dersim bölgesi halkı arazinin sarplığı nedeniyle sık sık yaptıkları yanlarına kâr kaldığından bundan cesaret ala- rak hükümetin emirlerine uymuyorlar, vergi ve asker vermi- yorlar.
2. Bölgedeki vergi veren halkı öldürüp, mallarını ellerin- den almaktan başka bunları vergiye bağlıyorlar.
3. Dersimlilerin bu yaptıklarının esas nedeni, ürettikleri- ni (odun ve kereste gibi) satabilecek yerlere gönderip para kazanmasını ve çabalarının ürünlerini değerlendirecek tica- ret ve faydalanma yolunu bilmemeleri ve dışardan geçinmeye mecbur olmalarıdır.
Özellikle reis ve şeyhlerin emir veya verilmiş kararları ile halkın bunlar tarafından dışarıya saldırtılması, yönlendi- rilmesi ve gönderilmeleri, yolların yokluğundan dolayı yaka- lanmaları için asker gönderilmeyerek suçluların cesasız kal- malarına ve bu yoldaki uygunsuzlukların artması bilinen nedenlerdir.
4. Olay yerinde asker bulundurmak ve yer yer meydana gelen olaylara karşı devamlı asker yollanması veya sancak dahilinde çok daha fazla asker toplanmakla da itaatkar hal- kın güvenliği sağlanamamaktadır.
5. Dersimlilerin cidden düzelti/meleri için kabul edilmesi ve uygulanması gerekli tedbirlere gelince:
A- Olası bir direnci hesap ederek bunu kıracak kadar 4. Ordu 'dan (20 tabur) kuvvetin oluşturulması,
B- Bu kuvvetlerin becerikli bir kumandana bırakılması, C- Meydana getirilecek kuvvetlerin gürültüsüzce Erzin-
132
can, Çemişgezek ve Elazığ yönlerinden ayrı ayrı veya uygun bir noktadan, toplu olarak Dersim'in içine gönderilerek lazım olan yerlere yerleştirilmeleri,
D- Erzincan'la Elazığ'ı birleştiren Hozat yolunun asker- lerin yardımıyla yapımına başlanması ve (yirmi kuruş ücret ve 600 gr. ekmek vermek suretiyle) Dersim halkını bu yolda çalıştırmakla Dersimlilerin vahşetlerinin giderilmesi,
E- Aşiretler arasındaki birleşmeyi yasaklama,
F- Arzu eden halka ziraat ve ticaret kapısı açacak ola- nakları yaratmakla, haydutluk mesleğini engellemek refah içinde yaşamalarının araçlarını meydana getirmek esasları dahilinde telkinler yapılarak acıların hafıfletilmesine çalış- mak,
G- Bu telkinler sırasında muhalefet gösterilmezse şidde- te başvurulmayacağı ve muhalefet halinde ise şiddetle hare- ket olunacağını özellikle anlatmak,
H- Hiçbir kimsenin malına saldırı yapmamak için birlik- lere emir vermek,
1- Kabile reisi ve fertlerinin niyetlerini bildikten sonra nüfus kayıtlarını oluşturmak ve aşamalı asker alışverişi usulünün uygulanması,
J - Bu yapılacaklara karşılık muhalefette bulunacakların Trablus ve Yemen taraflarına yollanmalarının ve itaat göste- renlerin de i ve 4. Ordu dahilinde bulundurulacağının halka söylenmesi,
K- Askeri harekat sırasında ve cinayet işlerini yürütenle- ri gerekli olan zamanda yakalamak için Dersim'de bir müd- det için sıkıyönetim ilan edilmesi,
L- Çemişgezek ve Mazgirt gibi itaatkâr halkın bulundu- ğu kazaların Elazığ vilayetinin merkezine bağlanması,
M- Dersim Sancağının kaldırılması,
N- Ovacık, Hozat, Kızılkilise'de ve gerektiğinde Kuzu- çan'da sıkıyönetim ilanı,
O- Kaymakamlık, müdürlük görevlerinin o bölge kuman- danlığında bulunan binbaşı, yarbay, albay ve subaylara ter- kedilmesi,
P- Yalnız hukuk mahkemesi yasasının şeriatla ilgili mad- desinin kadıvekiline havale edilmesi,
R- Kazalarda maliye memuru ve birer ikişer katip bulun- durulması,
S- Jandarmanın lüzum ve ihtiyacı olan bölgeye göre dü- zenlenmesi,
Ş- Halkta sessizlik meydana geldikçe dinin yayılması(- sunnilik-bn.) için dolgun maaşlı bir kaç şeyh seçme ve gön- derme,
T- Uygun beş-altı yerde ilk mektepler açma,
U- Eğitim-öğretimde bulunacak çocuklara para ve 100 dirhem ekmek ve yıllık adi bir elbise, kuşak ve etekten ibaret kapama tarzında elbise verilerek çocukları özendirtmeye ça- lışmak,
V- İşlerin mümkün olabilmesi için Dersim 'de bulunduru- lacak askerin giyecek ve ihtiyaçlarının vaktinde, ayrıca yük hayvanlarının düzenli yollanması ve gönderilmesinin sağlan- ması "(ir).
Karar altına alınan maddelerin uygulanması Dersim'in sömürgeleştirilmesi anlamına geliyordu. Raporun esas mima- rı Anadolu Umum Müfettişi Müşir Şakir paşa'dır. Kendisi Anadolu Islahatı ile birinci dereceden görevlidir. Ağırlıklı olarak Ermeni sorunu ile ilgilenmiş, yanısıra Dersim, Kızıl- baş ve Kürt meselesine de düzenlemeler getirmiştir. Hamidi- ye Alaylarını özellikle düzenleyip-denetlemiş, plan doğrultu- sunda hareket etmelerini sağlamıştır. Osmanlının gelirlerini de düzene sokmak istemiş ve bu amaçla vergilerin tahsildar- lar aracılığıyla toplanmasını istemişti. Bu işle Mamuratül- aziz (Elazığ) vilayetinde Vali Rauf paşa görevliydi. Dersim de il sınırları içinde Sancak statüsü ile yönetiliyordu. Rauf
*JUK Dersim, sf. 132-134, Aktarılan bölümün bugünkü Türk- çeye çevrilmesinde M. Kalman 'in çevirisi esas alındı. Dersim Direnişleri, Sf. 77-78
paşa, "Dersim'in durumu ve yeri itibarıyla özel bir idare uy- gulanması sebebiyle, buraya her hangi bir tebligat yapmadı- ğını "(*) belirtiyordu. Gerçektende Dersim tüm yasaların öte- sinde sömürge kanunları ile, kanunsuzluğun kanunu ile, yöreye atanan askeri komutanın rapor ve kararları ile yönetili- yordu. Umum Müfettiş Ahmet Şakir Paşa Türk milliyetçiliği- nin zamanındaki önderlerinden birisiydi. Osmanlıyı kurtar- mak, dağılan Osmanlı kimliği yerine Türk kimliğini geçirmek istiyordu. Bunun için askeri-siyasi önlemlerin yanında, eğitim de siyasi önlemin bir parçası olarak ele alınmıştı. Bu amaçla eğitimin köylere kadar yaygınlaştırılması ve okulların açılma- sını istiyordu. "Şâkir Paşa, bu okullarda müslim ve gayr-ı müslim çocukların karışık okutulmasını, eğitim dilinin yal- nızca Türkçe olmasını ve dine ait eğitimin her köyün imam ve papazı tarafından verilmesi gerektiğini savunuyordu. Ona göre, bir memlekette çeşitli unsurların/ırk birleştirilmesi için en başta gelen faktör 'dil birliğiydi" (irk).
1896'da Umum Müfettiş Müşür Şakir, 4. Ordu Müşürü Zeki, Savunma Bakanı Rıza Paşalar ve Babıali arasında varı- lan ortaklıktan sonra, 4. Ordu Müşürü Zeki Paşa bu plana karşı çıkıyor. Dersim'e yerleşilmesi için Hamidiye Alayla- n'nın oluşturulması, her hangi bir harekete baş vurulması ha- linde Kızılbaşlarla Türkler arasındaki çelişkinin derinleşece- ğini, yanısıra hareket için lâzım olan 20 tabur askerin zor bulunacağını söylüyor. Daha da önemlisi eğer bir hareket ya- pılırsa, bunun Ermenilere yarayacağını söyleyerek askeri ha- rekete karşı çıkıyor.
Zeki Paşa'nın itirazı üzerine konu Şurayi Devlet'e (Danış- tay) havale ediliyor. Şurayi Devlet ise, bir an evvel harekete geçilmesi gerektiği, Anadolu'nun ortasında bu meselenin be-
* Dr. Ali Karaca . Anadolu Islahatı ve Ahmet Şakir Paşa( 1838-1899), Sf. 193, Eren Yayıncılık '93 ** Dr. Ali Karaca, Age. sf. 184-185
lirsizliğe bırakılamayacağını, ancak şiddet veya yumuşak (idare-i maslahat) yöntemin kullanılması konusunda ve öneri- len öteki önlemlerin seçilebilmesi için; Elazığ ve Erzurum vi- layetleri ile hükümetin görüşlerinin bilinmesi gerektiğini be- lirtiyor.
Tartışmanın esası Dersim'e yapılacak askeri hareket ile, Dersim aşiretlerinden de Hamidiye Alaylan'nın oluşturulması üzerine yapılıyordu. Hamidiye Alayları 1891 de kuruldu. Alaylar bölgedeki Ermeni ulusal hareketini bastırmak, Kürtle- ri denetim altında tutmak, muhtemel bir Rus işgaline karşı Kürtlerin savaşçı potansiyelinden yararlanmak için oluşturul- muştu. Abdulhamit de Hatıralarında bu konuya değinmiştir. "Rusya ile harp vukuunda, disiplinli bir şekilde yetiştirilen bu Kürt alayları, bize çok büyük hizmetlerde bulunabilirler. Ayrıca orduda öğrenecekleri "itaat" fikri, kendileri için de faydalı olacaktır. Subay unvanı verdiğimiz Kürt ağaları ise yeni mevkileriyle övünecekler ve bir miktar zapt-ı rapt (disip- lin) altına girmeğe gayret edeceklerdir. Çıraklık devirlerini bu şekilde tamamlayacak olan "Hamidiye" alayları sonunda kıymetli bir ordu haline geleceklerdir" (*). Balkanlar'da ulu- sal hareketin gelişmesi ve Osmanlının egemenliğini kaybet- mesinin ardından, Osmanlı için geriye kalan toprakların elde tutulması hayati önemde bir sorundur. Hatta, tüm siyasetin bunun üzerine kurulduğunu söyleyebiriz. Ermenilerin örgüt- lenmeleri, davalarını enternasyonalize etmeleri ise muhtemel bir bağımsızlığı gündeme getiriyordu. Ermeniler Hıristiyan oldukları için "islam kardeşliği" palavrası da tutmuyordu.
Kürtler söz konusu olduğunda "islâm kardeşliği' bulun- maz bir silahtır. Abdulhamit, islâmla örtülmüş bir Türk milli- yetçiliği siyasetini takip etmekteydi. Öyle zannedildiği gibi Türk milliyetçiliği İttihat Terakki ile başlamıyor. Osmanlı ku- rulduğu günden beri Türk devletiydi. Ancak, bu elbetteki gü-
* Sultan Abdulhamit, Siyasi Hatıratım, sf. 75. Dergah Yay.
nümüzdeki anlamında bir milliyetçiliğin olduğu anlamına gelmiyordu. Batı'da ulusal hareketler gelişip ilerledikçe, Os- manlının egemenliği altındaki topraklarda da milliyetçi hare- ketler güçlenmeye ve bağımsızlık fikirleri olgunlaşmaya baş- ladı. Miliyetçilik, bağımlı halklarda ayrılma, ulusal haklar elde etme fikrini güçlendirirken, egemen ulus Türklerde mer- keziyetçilik ve asimilasyon eğilimlerini güçlendirdi. Ters yönde hareket eden iki milliyetçi akım doğmuştu. Osmanlı bir yandan "islâm kardeşliği" fikrine uygun siyasetler izler- ken, bir yandan da Türk milliyetçiliğini resmi siyaseti haline getiriyordu. Abdülhamit'in Hatıra Defterine 1893'te yazdıkları bunu açıkça gösteriyor.
"Devletimizin hudutları dahiline ancak kendi milletimiz- den olanları ve bizimle aynı dini inançları paylaşanları kabul edebiliriz. Türk unsurunu kevvetlendirmeğe dikkat etmeliyiz. Bosna-Hersek ve Bulgaristan'daki müslüman halkın çoğalıp artanını düzenli olarak buraya getirip yerleştirmeliyiz.
Göçmen yerleştirme yalnız millî kudreti artırmakla kal- mıyacak aynı zamanda İmparatorluğumuzun iktisadî kudreti- ni de fazlalaştıracaktır. Kümelinde ve bilhassa Anadoluda Türk unsurunu kuvvetlendirmek ve herşeyden evvel de içimiz- deki Kürtleri yo gurup kendimize maletmek şarttır. Türk tahtı- na çıkmış olan seleflerimin en büyük kusuru Slav unsurunu, Osmanlı/aştırmamış olmalarıdır (iç).
Hamidiye Alayları Kürtlerin ulusal hareketlerini gecikti- rip parçalamakla kalmadı, Ermeni halkının katledilmesi ve sürgününde Türk rejiminin suç ortağı haline geldi. Tabi bu sorunun bir yanıdır. Öte yandan Hamidiye Alayları, Kürtlerin boşalan Ermeni topraklarına yerleşmesi, Kürt ulusal hareke- tinde gerici eğilimin güçlenmesinde önemli rol oynadı. Der- sim'e karşı tavırlarına daha sonra kısaca değinilecek.
1896'da Dersimlilerden Hamidiye Alayları oluşturulması
Sultan Abdulhamit, Siyasi Hatıratım, sf. 75. Dergah Yay.
4. ordu Müşürü tarafından önerilmesine rağmen, 1899'a gelin- diğinde halâ bir adım atılmamıştı. Bu konuya Rus Kurmay yüzbaşısı P. Avriyanofta değinmiştir. Dönemin Rus Genel Kurmayı'nm yorumu da sayılabilecek bu yaklaşımın gerçeğe oldukça yakın olduğunu belirtelim. Daha sonra aktaracağım Şakir Paşa'mn görüşlerinin Avriyanofun yaklaşımına uydu- ğunu görüyoruz. P. Avriynof tan uzun bir bölüm buraya alı- yorum.
"Zeki Paşa, Dersim ve Kuzuçan Kürtlerinden hamidiye Piyade Taburlarını çıkarmak emelinde olduğu için yeniden kan dökerek Türklerle Kızılbaşlar arasındaki düşmanlığı ar- tırmak istemiyordu. Zeki Paşa, aşiret Kürtlerinin Hamidiye süvarisine celplerinde takip ettiği usulü burada da takip edi- yordu. Zeki Paşa'nın daveti üzerine Dersim ve Kuzuçan Kürt- leri görüşmek üzere önce Erzincan'a, daha sonra Hozat'a gelmişlerdir. Burada aşiret beyleri Hamidiye Süvarisine ka- tılacaklarını ve Padişah'a bağlılıklarını beyan etmişlerdir. Bu husus bütün Türk gazetelerinde de yeralmıştır. Fakat bu görüşmeden 3 sene sonra bile Hamidiye piyade teşkilatı küçük çapta da olsa ileri gitmemiştir. Bu teşkilatın ileri git- memesinin en önemli nedeni, siyasi bağlılıkları şüpheli olan Kızılbaşlar gibi bir unsura askeri teşkilatı sokmakta Türkiye hükümetinin ısrar etme(me)sidir. Kızılbaş Kürtler, hiç bir as- keri teşkilat olmadığı halde pek fazla zorlukla karşılaşma- dan 15 bin silahlı savaşçı çıkarabilirler. Dersim beylerinin Hamidiye teşkilatına katılmalarındaki başarıları, Dersim Kürtlerinin Türkiye'ye karşı olan düşmanca ilişkilerini de- ğiştirecekleri anlamına gelmiyordu. Bu başarıyla Dersim beyleri kendi fikirlerine e Dersimin yarı bağımsız durumunun Türkiye Hükümeti'nce de kabul edilmiş olacağını düşünüyor- lardı. Hiç bir suretle zayiat vermeden yarım bağımsızlık elde etmekle beraber rütbe ve nişan vesaire almak suretiyle Bey- ler hırslarını tatmin etmiş bulunuyorlardı. Bundan başka yalnız Beylerin başarıları Dersim ve Kuzuçan halkının başa-
rısı demek değildir. Türkiye Hükümeti tarafından elde edilen Beyler ve Şeyhler bir çok defalar Kızılbaşlar arasında kendi nüfuz ve önemlerini kaybetmişler ve hatta öldürüldükleri bile görülmüştür"^).
Dersim'e karşı izlenecek yol konusunda tartışmalar devam ederken, Sadrazamlık Şâkir Paşa'dan izlenecek yol ko- nusunda yeniden fikirlerini sorar. Şâkir Paşa 11 Ağustos 1899'da verdiği cevapta, daha önce 4 Haziran 1896 ve 18 Şubat 1897'de görüşünü etraflıca bildirdiğini söylüyor ve yeniden dediklerini tekrarlıyor:
"Dersim halkı ötedenberi eşkiyalık yolunu tutmayı zo- runlu ihtiyaç bilmişdir. Şimdiye kadar üzerlerine üç defa as- keri harekat yapılmış ve içlerinden fesat olarak görülen reis- ler ya ortadan kaldırılma veya idam ya da uzak ülkelere sürgün edilmiş, ancak üzerinden beş on sene geçmeden yeni- den bir takım reisler türemiş ve öncekinden fazla olarak eşkı- yalık yolunu tutmuşlardır.
Bundan dolayı:
Şiddete baş vurmak, bütün harcamaların ve bir çok ada- mın telef olması gibi devletçe razı gelinemeyecek sonuçların dışında bir netice vermez. Bunun için bu seferde şidete baş vurmak lüzumlu görülürse, evvelkileri gibi neticesiz kalaca- ğından şüphe etmemek gerekiyor.
Görüşüme göre, önce hastalığın sebebini tahlil etmek gerek. Eşkıyalığın sebebi, fakirlik ve çaresizliktir. Suçların ta- kipsiz kalması, genel cehalet, batıl inanç ve eşkıyalık yapma- nın helâl olduğunun zannedilmesi ve bu suretle eşkıyalığın halkın nazannda her zaman yapılan sıradan bir iş olduğu inancının uyanması, Dersim derdinin başlıca sebebleridir.
Önce genel ihtiyacın bir kenara bırakılması ve kanuni ko- vuşturmanın uygulanmasına engel olan arazi sarplığını orta-
* Mehmet Bayrak, Kürdoloji Belgeleri sf. 348- 349.
dan kaldırmak.
İkinci aşamada genel cehaletin giderilmesi ve batıl inanç- ların düzeltilmesi, ilk okulların yapılması ve nakşibendi tek- keleri açılması gereklidir.
Genel ihtiyacın bir kenara bırakılması, yollar inşa ederek doğal zenginlikten yararlanması için yöre halkına kapı açıl- ması ve bu sürede eşkıyalığın sebebi olan sarp araziye itimat edilmesine ortamın bırakılmaması icab eder.
Şu halde ıslahatta esas, yumuşak davranış ve ikna edici nasihatdır. Islahata direnecek ve halkı kışkırtacak reisler bu davranışlarına devam ederse, uyumlu kuvvetle şimşek gibi birliklerini altüst etmek ve kışkırtıcılık yapan reisleri ele ge- çirdikten sonra tekrar nasihat ve büyüklere yakışır şekilde şefkat yolu tutularak, reisler ve çevrede hareketin ciddi oldu- ğu kanaatini uyandırmak gerekiyor.
Bu konuya dair 4. Ordu Müşürü Zeki paşa engellerden dolayı cephane ve yiyecekleri önceden hazır olmak şartı ile, en azından yirmi tabura ihtiyaç göstermiş, bu vesile ile ortak kararla yirmi tabur önderliğine verilmişti.
Zeki paşa Dersimin vilayeti sittenin ortasında olması ve hudut üzerinde islam kanı akmasının yerinde olmayacağı dü- şüncesiyle, bu hareketden vazgeçilmesini teklif etmiştir. Bu teklif ordunun bu hareketin zorluğundan kaçınmasından doğ- muştur.
Son zamanlarda Hamidiye taburları teşkilatının kurulma- sı uygun görülerek bu hususta irade de çıktığı haber alınmış- tır. Gerçi bu önlem Kürdistan'da iyi etki yapmışsa da, Kürdis- tan şafii olmakla merkezi hilâfete bağlıdır. Fakat, Dersimliler alevi olduğundan o ilişkiyi zayıf ettiğinden bu siyasete bağlı- lıklarını temin edecek yeter bir kuvvet bulunmadıkça teşkilat kurmanın geleceğine pek de güvenmemek gerektiği hatırası kesindir.
Çemişgezek, Mazgirt, Çarsancak kazalarının Mamure - tülâzize bağlanması, Hozat, Ovacık, Kızılkilise (Nazimiye)
kazalarının geçici bir müddet zarfında askeri idare altında bu- lundurulması ve ıslahatın askeri yöneticilerin emrine verilme- si, hareketin başına iyi bir kumandanın tayin edilmesi uygun- dur"(*).
Şakir Paşa'nın raporu kılasik Dersim raporlarını andır- makla beraber, bazı ayırıcı özellikler de gösteriyor. Osmanlı yönetimi, ordunun genel zorlukları, Balkanlar ve Kafkas- lar'daki sorunlar, daha da önemlisi bölgede gelişen Ermeni ulusal mücadelesinden dolayı Dersim'i korkutarak idare etmek istemektedir. Şakir Paşa buna ilave olarak, ilk okulla- rın açılması ve nakşibendi tekkelerinin kurulmasını önermek- tedir. Okulun Türklüğü, nakşibendi tekkesinin ise. aleviliği asimile ederek islamiyet aracılığıyla siyasi bağlılığı getireceği hesaplanmaktadır. Alevilik, Osmanlı rejimi için "sorun" ol- maya devam etmektedir. Hamidiye Alayları'nm Dersim'de kurulmamasının nedenlerinden birisi de Aleviliktir. Burda dikkati bir noktaya özellikle çekmek gerekiyor. Türk rejimi- nin -öncesi bir yana- son yüz yıllık asimilasyon ve siyasi tas- viye hedefi, Alevilik ve ulusal kimliktir. Dolaysıyla Der- sim'de asimilasyon sadece Zaza ve Kürt kimliği yerine Türklüğü hakim kılmak biçiminde değil, Alevilik yerine sunni islamı geçirmek biçimini de kendine amaç edinmiştir. Dersim aleviliğini ulusal kimlikle örtüştüren biraz da bu siya- sal süreçtir. Tabii ki, tarihsel-kültürel koşullan unutmuyoruz.
Sorunun siyasi yönü ise daha da önem kazanıyor. Yarı- bağımsız yaşayan Dersimlilerin devlet eliyle silahlandırılma- sından ve böylece daha da güçlenmesinden, silahların yeni- den rejime döneceğinden korkuluyor. Jandarma Umum Ko- mutanlığı otuz yıl sonra, 'Dersim'de Hamidiye taburları teşkilatı hakkında irade de çıkmış olduğu, yarı bağımsız halde yaşayan Dersim de bu suretle ayrıcalıklı teşekküller yapmak ve Dersim kuvvetlerini düzene koymak, ona büsbütün tehli-
*JUK Dersim, 135-137
keli bir şekil vermek demek olacağından bu fikirde ısrar edil- meyerek vaz geçilmiş" diyerek bu düşünceyi açığa vuruyor.
Takip eden yıllarda Osmanlı daha çok tehtid ve kandırma siyaseti izlemiştir. Dersim'e komşu Türk bey ve yöneticileri ise; Harput ve Babi Ali'ye şikayet dilekçeleri vermeye, kış- kırtmaya devam etmiştir. Şikayetler sonucu 1905'de Dersim'e bir tabur gönderilmek istenmiş, daha önce yerleştirilen 5 tabur ise harekete geçirilmiştir. Fakat, 1907'ye kadar önemli bir askeri hateket yapılmamıştır.
1907'de Ali Çavuş önderliğindeki Kureyşan aşireti 2000 kişilik kuvvetle Kiği'ye yönelik saldırıda bulunmuş, Hozat ve Çemişgezek yöresindeki Koçan, Semkan ve Reskan aşiretleri de Kemah ve Çemişgezek merkezlerine, yöredeki Türk beyle- rine saldırılarda bulunmuştur. Aslında bu hareketlere saldın yerine, Dersimlilerin kendilerini savunması dernek daha doğru olacaktır. Çünkü, Dersim'in çevresini kuşatan hükümet güçleri ve onlarla işbirliği yapan Sunni Kürt ve Türk beyleri tecrit siyaseti izliyor, ticareti engelliyor, buğday girişini dahi engellemek istiyorlardı. Yanısıra, fırsat buldukça saldırılar düzenliyor, her Dersimliye "eşkıya" muamelesi yapılıyordu. Resmi tarih yazımında bunları görmek çok zor. Osmanlı ve onun modern çocuğu TC kendi saldınlarına "medeniyet ve ıs- lahat" hareketi, Dersimlilerin kendilerini savunmasına da "eş- kıyalık" diyor. Dersim köylerini basıp talan eden Osmanlı, binlerce hayvana, paraya ve eşyaya ganimet diye el koyuyor, bu tavrını askeri zafer olarak adlandırıyor, ancak Dersimlile- rin yöreden gasp ettiklerine de "hırsızlık", "çapul" diyor.
1907 Kasım ayında Harput redif tugayı komutanı General Neşet komutasında 5 Nizamiye taburu ve iki topla Koçan, Semkan ve Resikan aşiretleri üzerine saldırı başlatıldı. Dire- nişin ana noktası durumunda ki Amutka işgal edildi. Askeri saldırı sırasında ağırlıklı olarak Ali Boğazı ve civarındaki de- relere çekilen üç aşiret önemli bir kayıp vermedi. Askere kı- lavuz olarak alınanlar da daha sonra kaçarak, direnişe katıldı-
lar. Karabali ve Ferhadan aşiretleri de ilk başta direniş tarafta- n göründülerse de, daha sonra bu tavırlarından vaz geçtiler. İlk saldırıda Ferhadan ve Karabali aşiretlerinin de karşı koy- ması sonucu, zor durumda kalan ordu Hozat'a geri çekilmek zorunda kalıyor. Çekilirken, Semkan reisi Süleyman Çavuşa ait Zoğar ve Kawga mezralarını yakıyorlar.
Bu gelişmeler üzerine Savunma Bakanlığı Başbakanlığa 18 Kasım 1907 tarihli bir rapor sunuyor: "Bu çatışmada eşkı- yalık Koç, Şam, Resik üçlü aşiretiyle kalmayıp, öteki aşiret- lerin de katıldıkları anlaşılmıştır. Dersim aşiretleri ise 20000 silah çıkaracak bir kuvvete sahip ve gayet cesur olma- ları ciheti dikate alınırsa, yirmi taburdan aşağı bir kuvvetle cezalandırılmaları mümkün değil"Ğ.\r{it) diyor ve bu mev- simde asker toplamanın zor olduğu, kar yağmaya başladığı, konunun valilik ve 4. ordu Müşürlüğü arasında görüşüldüğü belirtiliyordu.
1907 saldırısında Koç, Şam ve Resik aşiretlerine ait Turşu, Gozerek, Bozan, Tağar ve Amutka köyleri yakılarak tahrip edilmiştir. Buna rağmen saldın başarısız olmuş, asker kayıplar da vererek geri çekilmek zorunda kalmıştır. Yenilgi- yi hazmedemeyen Osmanlı yönetimi yeni saldırı hazırlıkları- na girişir. Hareketin hemen ardından dördüncü ordu komuta- nı Mareşal Zeki paşa, "dışarıdan silah ve cephane tedariki sureti ile yardımlarını esirgemeyen Ermenilerin fiilen Der- simlilere katılmaları halinde, devletin dış tesirlere de sahip önemli bir durum karşısında kalacağını ve bundan başka büyük ve sarp olan Dersim yöresinin de bir Ermeni fesat ocağı haline geleceğini ileri sürerek, Dersim eşkıyalığının 908 senesi içinde kökünden yok edilmesi için Dersim'de bu- lundurulan dört nizamiye taburundan, mevcutları az olan iki- sinin tah'iyesini ve bunlara 2 nizamiye ve 12 redif taburu ile bi r süvari alayı ve 3 batarya ilavasiyle oluşturulacak ceza-
* JUK Dersim, sf. 141
[andırma kuvvetinin General Neşet'in emri ve komutasına ve- rilmesini, Genel Kurmay'a teklif etmiş "tir.(*)
Dördüncü ordu komutanı Tokat, Yenihan, Niksar, Zile, Harput, Arapkir, Tercan ve Palo taburlarının altı yüz mevcut- la silah altına alınmalarını, ayrıca Karahisar, Koçhisar, Malat- ya redif taburları ile Hamidiye alaylarının da bu hareket için hazırlanmasını istiyordu.
Neşet Paşa Dersim kumandanı olarak Hozat'ta bırakıldı. Siyasi ve askeri olarak hazırlıklara devam ediliyordu. Aynı dönem Dersimliler de iç ittifaklarını sağlayıp, saldırıya cevap vermek için çalışmalara başladılar. Ali Kemali'nin bu döneme ilişkin söylediklerinden Osmanlının korku ve endişe içinde olduğu ve insiyatifi ele geçirmek istediği görülüyor: "1907 yılı sonlannda dikkat çekici haberler sızmaya başladı: Dersim aşiretlerinin, yola getirilen üç aşiretin öcünü almak üzere bir- leşmeye çalıştıkları ve Ermeniler aracılığıyla dışardan silah sağladıkları haber alındı. Hükümet gözünü açtı, birleşme ol- madan, genel bir ayaklanma gerçekleşmeden önce ıslah kara- rım verdi. Gereken önlemleri almaya başladı. Islahata yine Neşet Paşa memur edildi"(**). Ermenilerden silah alınıp- alınmadığını bilmiyoruz. Ancak, Dersim'in Ermeni düşmanlı- ğına, Ermenilere yönelik saldırılara katılmadığı görülüyor. Aşiretlerin birleşme çabası ise doğaldır. Çünkü, 1908 yılında daha büyük bir saldırının yapılacağı haberi alınmıştır. Yöreye askeri yığınak vardır. 1907'de üç aşiretle sınırlı kalan saldın, şimdi genişleme ihtimali göstermektedir. Öte yandan Dersim- liler saldırıya cevap verilmediği takdirde, bunu yeni saldırıla- rın takip edeceğini ve hükümetin daha ağır taleplerde buluna- cağının farkındadır.
Saldırıya karşı hazırlıklar devam ederken, hükümet yeni önlem ve saldırıları başlatır. Aşiretler arasında birlik kurmaya
* Burhan Özkök. Osmanlı Devletinde Dersim İsyanları, sf. 8, Askeri Matbaa 1937
* Ali Kemali, Erzincan, sf. 113-14
çalışan Koçan önderlerinden Halil Ağanın oğlu İsmail tutuk- lanır. Bazı aşiretlerin yiyecek, barınma malzemeleri ve hay- vanlarına el konulur. Dersim'e buğday girişi yasaklanır(*). Saldırı başlatılmıştır. Dersim'in bu önlemlere karşı kendini savunması çok normaldir. Resmi tarih yazımına göre ise "isyan" vardır. Saldırı niteliğindeki önlemlerle birlikte yazış- malarda başlar. Dersim Mutasarrıfı Mehmet Hayrettin 13 Mart 1908 tarihli Başbakanlığa yazdığı raporda özetle şunları belirtir.(**) '1907 hareketinde eşkıya topluluğu perişan edildi. Ancak, mevsim değişip kış geldiği için harekete devam ede- medik. Aşiret reisleri görüşmelere ve birlik kurmaya çalışı- yorlar. Sekiz yüz veya biner mevcutlu on tabur gönderilirse iki ayda cezalandırma ve istikrar sağlanır. Böyle bir askeri hareket karşısında, aşiretler silahlarını teslim edip, bağlılık bildireceklerdir. Daha sonra Erzincan yolu yapılmalı ve ordu- ca uygun görülen yerlere kışla ve karakollar yapılmalıdır. Benden önceki Mutasarrıf zamanında bu konuda yol alınmış- tır. Şimdiki hareket konusunda iki görüş bulunmaktadır.
Birinci kısım; üç aşiretin (Koç, Şam ve Resik) kuvvetle ve kesin olarak cezalandırılmasıdır.
İkinci kısım; vilayetin görüşüdür. İşi oluruna bırakmak istemektedir. Dersimlilerin yaptıkları ve bugünkü hali görül- düğü halde, böyle davranmak onları şımartmıştır. Yeniden tabur basmaya. Eğin, Kemah, Çemişgezek yörelerine saldır- maya başlamış, Erzurum ve Sivas vilayeti beyleri ve yönetici- lerin şikayetleri üzerine, devletçe önlem alınmıştır. Şimdi üç
* JUK Dersim, sf. 143. Buğday girişinin yasaklanması, am- bargonun çok eskilerden beri uygulandığını gösteriyor. Der- sim'in çevresine yönelik saldırıları, yer yer sivil halka verdiği zararlar üzerine konuşulurken , bu ve benzeri uygulamaları, askeri saldırılarda gerçekleştirilen sistemli yağmayı unutma- mak gerekiyor. Ki, resmi belgeler de yağmayı "ganimet" diye- rek itiraf ediyorlar. '■■* JUK Dersim, sf. 143-46
aşirete yönelik tedbirler için dahi, vilayet bu yolu önermek is- tiyor.
Ya, vilayetin dediği kabul olunmalı, ya da benim önerdi- ğim cezalandırma yapılmalıdır. Eğer, vilayetin dediği idare sistemi kabul edilirse beni bu görevden almalısınız.'
Mutasarrıf, raporuna aynı tarihli Dersim Liva meclisi'nin kararını da ilave etmiş. Bu kararın da özetini buraya almakta fayda var: 'Hozat, Mazgirt, Kızılkilise ve Ovacık kazaları halkı vergi vermeye yanaşmıyor. Bu tarihe kadar olan öden- memiş vergiler 9073850 kuruştur. Bu da, Dersim'de öteden beri isyan halinde bulunan Merkez kazasının Koç, Şam, Resik, Kırgan, Yukan Abbasan ve Mazgirt'in Türüşmek, Yu- sufan, Demenan ve Kızılkilise'nin Haydaran ve Ovacığın Kalan aşiretlerine aittir.
Dersimliler koyunlarını yüzde on oranında yazdı |