|
Nazimiye Tetkik Seyahati Notleri
Dördüncü Umumi Müfettiş sayın Genral Alpdoğanın emirile 937 yılı yazında 24 muallim îTi.üfettişîık mıntakası dahilinde tetkik ve irşat seyahatine çıkmışlardı. Bir ay devam eden bu seyahat çok faydalı olmuştur.
1 Nazimiye kazasını gezen arkadjbşîarm ra - porlanndan bir kısmım aşağıya yazıyoruz. Bu, memleketi iyi tetkik edeceklere bir yardımdır.
I — HAKÎS KAMUNU
I — Dereova köyü:
1 — Köy, doğu - batı istikametinde uzayan Rejik ormanının eteklerinde ve toplu bir halde kurulmuştur. 1 km. güneyden Dereova deresi a- kar. Derenin meyil istikameti doğu - batıdır. Tuğyan zamanları müstesna, dere her mevsim-
. de geçit verir. Hag ve Aşağı Körekân isimleriyle iki mezresi vardır.
2 — Köylü evvelâ ziraat ve sonra hayvan beslemekle geçinir. Mezru arazi 250 dönüm ka- dardır. Bu arazi ekseriyetle köylüye aittir. En çok buğday, arpa ve sonra da darı ekilir. Biraz da sebze yetiştirilir.' Arıcılık yok denecek dere- cededir- Her ailenin davarı vardır. Davarcılığa ait sanatlar yağcılığa inhisar eder.
Ziraat çok iptidaî bir haldedir. Arazi her yıl ekilir. Topraklar" davar gübresiyle beslenir.- Fundalıklar geniş bir sahayı kaplar. .Bura -
lardan" yakacak temin' edilir. 6 km. kuzeydeki Bejik ormanı, cesim meşe ve karakavak ağaçları- nın, güneş ziyasını nüfuz ettirmiyecek kadar sık- . lastiği, büyük bir ormandır. Bu ormandan keres- te temin edilir. Meyya ağaçlan yoktur.
Köylüler çok fakir bir haleddirler. Ekseri - yelle darı unundan yapılmış ekmekle hayatları- nı temin" ederler. Buna sebep 'arazinin azlığı ve muayyen salnslarm eli erinçle. -. toplanmış olma - sidir. Halk iş bulmak için başka yerlere, bilhas- sa îsı-arıbula gider. . .
3 — Mezhep itibariîe Alevidirler. Seyitlere hürmetleri fazladır. Dinî mahiyette hiçbir âyin j upılnrıa7. Köy \e civarında ziyaıetgah ol^icik
kullanılan bir yer yoktur. Kat'iyyen toleransları yoktur. Sünnîlerden kız alırlar fakat vermezler. Aile teşkilinde en büyük âmil iktisadî zaruret - Jerdir. İktisadî hayata kadınlar da iştirak eder- ler. Kadınlarda tesettür yoktur. Yabancılardan sadece yüzlerini sakınırlar. Ailede erkeğin hâki- miyeti kafidir. İktisadî hayatın en mühim ele - manı olmasına rağmen kadınların sayılan bir "mevkileri yoktur. Çocuklar ebeveyn murakabe- sinden tamamiyle mahrum bir vaziyettedirler.
4 — Köyün suyu ve havası gayet iyidir. Bataklık yoktur. Evler taş ve topraktan veu mumiyetle tek katlıdır. Pencereler çok küçük tür. Evleri sıhhî değildir. Fakat, hayat ekseri- yetle ev dışında, açık havada geçtiği için bunun tahripkâr bir tesiri ölmüyor. Köylüler ekseriyet- le gürbüzdürler. Köyde salgın-halinde bir has- talık yoktur. Hayvanlar arasında bazan uyuz hastalığı'görülür.
5 — Köylüler birbirleriyle dağ Türkçesiyle anlaşırlar. Kadınlar ve çocuklar şehir Türkçesi- ni bilmezler. Türkçe bilenlerin sayısı 3 ü kadın ve 20 si erkek olarak 23 tür. 3 erkek okur ya - zardır. Tahsil çağında 25 çocuk vardır. Koy kü- çktür, fakat Markaser. Keşkuvar, Dalay, Ra -. mazan ve Dest köylerine yakın olduğundan, ay- ni zamnda Kamun merkezi olan köyde, bir o - kul açıldığı takdirde bu köylerin çocukları da kolayca gelebileceklerdir. Bu itibarla köyde biı* okul açılması çok faydalı olacaktır.
6 — Köyün adı tar;.amiyîe Türkçedir ve bu isim pek eskidenberi kullanılmaktadır.
7 .— Mezreleriyle beraber köyün 15 evi, 50 kadın olarak 95 nüfusu vardır.
8 —Köyde ve civarnıda arkeolojik eser yok- tur.
İL Civarik köyü:
1 — Köy, Bedro (kötü ruh), Dikilitaş, Ecı- elma tepe!eriyle çevrilmiş dar ve kısa Melek vadi- sinin yamaçları üzerine kurulmuştur. Melek de- resi çok küçüktür, H>r mevsimde geçit verir, fakat suyu devamlıdır. Köyün iki mezresi vardır.
"' 2 — Halk birinci derecede ciltçilikle ve i - kinci derecede" hayvancılıkla meşguldür. Çiftçi- lik çok iptidaî metodlarla yapılır. Arazinin inbat. kuvveti iyidir. Arazi "suludur; en çok buğday, ikinci derecede arpa ve en nihayet darı ekilir. Ziraî sanatlardan kaymakçılık ve yağcılık var - dır. Serto adı verilen bir nevi peynir de yapılır. Bu maddeler ve canlı davar köyün başlıca ihraç maddelerini teşkil eder. ' - -
Meyva ağaçlarına pek az tesadüf edilmiştir.
Kadınlar keçi kılından palaz ve cecim do - kurlar.
Köylüler maraba yahut ortakçı vaziyetin - den çıkmışlardır. Herkes kendi arazisi üzerin- de çalışır.
3 _ Köylüler mezhepçe sünnîdirler. Fakat dinî mahiyette hiçbir merasim yapılmaz. Seyit - lere karşı kontr vaziyettedirler. Köylülerle se - yitler arasında ciddî müzanaalar olmuştur. Bir çokları bu yüzden köylerini terketmislerdir. Köylüler umumiyetle tolerans sahibidirler. Diğer köylerle sihri münasebet tesis ederler. Kadın ik- tisadî hayatın en mühim, elemanıdır. Ev işleri ile davar işleri ve dokumacılık kadınlara aittir. Ai- lede kadının hürmet edilen bir mevkii vardır. Evin hâkimi en yaşlı olandır. Büyüklere derin saygı gösterirler. Çocuk ta bir hiç olmaktan çık- mıştır. Kız ve erkek çocuklar ayni derecede" sem- pati görürler. Aileyi iuran saikler birinci dere - cede iktisadî'olmakla beaber~bu saikler. içinde sempatiyi de bulmak mümkündür. Köy ve civa- rında ziyaretgâh yoktur. İzdivaçlar medenî kanun hükümlerine tevfikan yapılır. Gizli evlenme yok- tur. Evlenecek delikanlılar kız büyüklerine (riza hakkı, süt hakkı) adiyle bir miktar para verirler. Kız kaçırma ve iç güveylik âdetleri yoktur.
4 — Köyün havası ve suyu gayet iyidri. Sal- gm haîinda malarya ve diğer bir bulaşıcı hasta- lık yoktur. İnsanlar gürbüzdür. Yüz-yaşını aş - mış erkek ve kadınların sayısı onu geçer. Hasta- lıklara karşı alman tedbirler umumiyetle iptidaî ve sihridir. Evler kamilen kârgir ve muntazam- dır. Ancak hiçbir evin halâsı yoktur. Bir cihet - ten faydası yok değildir. Gübre yığınları, tarla- ya götürülünceye kadar evlerin önlerinde sakla- nır.
5 — Köyün okulu yoktur, fakat bir okula şiddetle ihtiyaç vardır. Halkın kültüre karşı alâ- kası övünülecek derecededir. Okur yazarların sayısr-'ll dir. Tahsil çağında SO^çocuk vardır. Köylüler kendi aralarında dağ Türkçesiyle konu- şurlar, fakat halkın çoğu şehir Türkçesini bilir.
6 -— i\oyu Cb-KJUCn K-YVcM:: ' ,:.::<;.-. j_--.-.,v..-i
aslının Civelek olduğunu köylüler söylediler. Ci- velek, halk dilinde, ortakçı demektir. İhtiyarlar, eskiden, köylülerin ekseriyetle ortakçı vaziyetin- de olduğunu biliyorlar.
7 — Köyün ev sayısı 77 dir. Nüfus, 106 er- kek olarak 242 dir.
8 — Köy ve civarında tarihî kıymeti haiz bir eser yoktur. Köyün mezarlığında, yan taşları üzerinde at, sutaşı, fişeklik ve çakmak tası torb^-j sı ve tüfek ve kılıç kabartmaları bulurifprbir me- zara rast geldik. Bu mezarın ağalardan birine ait olduğunu öğrendik. Kabartma şekillerin mânası (Ata bindim, silâh kullandım, kılıç kuşandım, misafirlerime kapımı açık bulundurdum.) imiş.
III — Kinısor köyü:
1 — Asıl köy, doğu - batı istikametinde u - zayan bir sırtm yamaçlarında kurulmuştu. Köye tâbi beş mezre vardır; bunlar, Dağ gibi, Sefkân Şirin, Pai^gân, Çatan'dır. Köyün 1 km. kuzeyin- den Bend deresi akar. Derenin kuzeyinde doğu- batı istikametinde uzanan sırtlar - Bejik, Salık, Psingan, Çirkin - Acıelma dağına kadar uzanır- lar.
2 — Köyün arazisi az, fakat topraklarının randımanı normaldir. Topraklar, umumiyetle si- yah topraklardır. Arazinin 3/2 ü harklarla sula- nır. Köye ait arazinin 3/5 i mezru, 1/5 i mera ve 1/5 i ormanlıktır. Birinci derecede buğday, ikinci derecede arpa ve sonra dan ekilir. Ekilen buğday üç cinstir: Kılçıksız, beyaz, kızılca. Arpa ve darı insanların başlıca gıdalarını teşkil eder. Sebze pek az yetiştirilir. Bağ "yoktur. Ceviz, el- ma, erik gibi mey vali ağaçlar vardır.
Gübrelenelebiîen arazi her yıl ekilir. Güb - reelnmesi mümkün olmıyan arazi ise nadas, şüf yapılır. Ziraat eski tarzdadır. Keçi, koyun, sığır beslenir. Davarcılığa ait sanatlar, yağcılık ve çö- kelekçiliktir. Bu maddeler köyün başlıca ihraç maddeleridir. Gıdaî ihtiyaçlar yerinde temin e- dilir. Köylü, hariçten giyime ait eşya alır.
Köyün arazisi köylüye aittir. Her aile ken- di toprağı üstünde çalışır.
3 — İçtimaî hayat itibariyle diğer köylerden pek ayrı karakterleri yoktur. Evleri ekseriyetle tek katlı ve taş bloklarının üstüste harçsız olarak konmasiyle yapılmıştır. Evlerin iç taksimatları fena değildir. Evlerin pencereleri ve bu pencere- lerin camları vardır. Bundan başka, evlerin her cephesinde, küçlik mazgal delikleri vardır. Bun- lar, artık tarihe karışmış emniyetsizlik devirle - rinin birer senbolüdür.
Kadınların tesettürü yoktur. Yabancılardan ■ sadece yüzlerini kaparlar. İktisadî hayatmher sa- hasında kadın erkeğin yarnbaşmdadır. Bilhassa, ev ve davar işleri münhasıran kadınlara aittir. Ailede hâkim mevki en yaşlı olanındır. Kadının oldukça hürmet edilen bir mevkii vardır. Ço - cuklar için hiç te liberal değildir. Oğlan çocuk- lar kız çocuklardan daha iyi muamele görürler. Çvlenen jğ-nçler baba evinden ayrılmazlar. îç güveylilİK^Ssulü yoktur. Evlenecek delikanlı kı- zın büyüğüne (Başlık) vermek mecburiyetinde- dir. Bugünkü izdivaçlarda medenî hükümleri bü- . tün kayıtlarile caridir.
{"'" Köyde ağa hâkimiyeti teessüs etmemiştir. Buna sebep, eskidenberi, arazinin muayyen şahısların ellerinde temerküz etmemiş olmasıdır.
Bu köy seyitlerin de tesirlerinden uzak kal- mıştır. Köy ve civarında ziyaretgâh yoktur. Dinî merasimler, nikâh ve cenaze merasimlerine inhi - sar eder. Falcılık ve büyücülük gibi sihrî sistem- ler mevcut değildir. ' ......
4 — Köy ve civarında sivrisinek menbaı ba- taklık yoktur. Köyün havası ve suyu iyidir. Ba- zan. sıtma hastalığına tesadüf edilir, diğer hasta- ■: ^lıklar görülmez. İnsanları gürbüzdür. Evleri ^1-1 ;:c dutça sıhhîdir. Evlerin helaları yoktur. Hayvan- ■ lar aresmda uyuz hastalığına sık sık tesadüf e- " diîir. Bu takdirde, hükümeti derhal haberdar et- mek gib" iyi. hareketleri yardır...............
5 — Köyün lisanı Dağ Türkçesidir* Büyük erkekler umumiyetle şehir Türkçesi bildikleri ■ Aalde, kadınlar ve çocuklar yalnız Dağ Türkçesi kullanırlar. Şehir Türkçesi bilenlerin sayısı ,onu kad-n olarak 110 dur. Okur yazar 12 erkektir. Tahsil çağındaki çocukların sayısı, 100 ü kız ola- rak 180 dir.
Köyde okula karşı büyük bir arzu vardır. Vaktile kendileri tarafından yaptırılan okul, öğ- retmen gönderilmediği için bakımsızlıktan yıkıl- mıştır. Köylüler, bir "Öğretmen vadedildiği takdir- de, kendi paraları ve enerjileriyle bir okul ya- pacakîanm ciddiyetle söylediler.
6 — Köye eskiden Tumpsor denirmiş. Tumb, tumba, eski Türkçede ve Dağ Türkçesinde kü- çük tepecik demektir. Sor, da sarının biraz değiş- miş bir seklidir.:Tumpso, sarı tepe mânasına geli-. yor. Arazi tetkik edilince bu ismin nekadar uy - ":'gun olduğu görülür. Bejik: Bej-ik dir. Bej, Dağ '; Türkçesinde, susuz, Bejik, susuz yer; Salık: Sal- ik. Sal, düz taş demektir. Salik: Sallı yer. Psin- gan, Psinkân: Psink-a Psink, Psik: kedi, Psingân kedisi çok yer mânasına gelir.
7 — Mezreleriyle. beraber, köy, 78 ev, 230 u kadın olarak 409 nüfustur.
8 — Köy ve civarında tarihî kıymeti haiz bir eser yoktur. Köylüler birbirlerinin akrabasıdır- lar, iki üç asır önce, ecdatlarının Palo tarafların- dan geldiklerini iddia ediyorlar. Çift sürerken tarlalardan insan kemikleri çıktığını fakat bu kemiklerin büyük olduğunu, bir kafatasının, ye- ni bir kafatasmdan iki defa büyük olduğunu söylediler. Ne yazık ki bunları saklamamışlar. Biz kendilerine bu gibi, yeraltından çıkan ke- mik veya ev eşyasının tarihî kıymetleri olduğu- nu, ellerine geçer geçmez hükümete haber ver - meleri icap ettiğini anlattık.
IV — Markasor köyü:
1 — Köy, doğu-batı istikametinde uzanan Bejik ve Kevser dağlarının arasındaki - oldukça arızalı arazi üzerinde ve dağmk olarak kurulmuştur. Gevşer dağlan gayet sarp ve çıplak, Bejik ise. sık ormanlıktır. Oldukça geniş bir sahayı kaplı- yan bu çok kesif ormanda en çok meşe ve sonra karakavak ağaçlar görülür.
2 — Köyün bulunduğu yer oldukça arızalı ve çıplaktır. Topraklar ekseriyetle killi - kumlu- ndur. Arazi kamilen denecek kadar susuzdur. Top- rakların randımanı çok düşüktür.^.^Gübrelerien . yerlerden biraz mahsul almak mümkündür. En çok arpa, sonra gilgil, pek az da buğday ekilir. ~Her ailenin az çok-davarı vardır. Yalnız yağ ya- pılır ve hazan satılır. Köylü çok fakir bir halde- dir. Yiyeceğe ait ihtiyaçlarını dahi çok defa ha - riçten almak zaruretindedirler.
3 — 3u-köyü, şimdiye kadar gördüğümüz köylerden, pek geri bulduk. Evleri izbe gibi, ço- cuklar ya tamamen veya kısmen çıplak. Büyük- cuklar ya tamamen veya kısmen çıplak, büyük- ler, bilhassa erkekler pek az farkla ayni vaziyet- te. Üst ve başları, evleri ve eşyaları son derece pis. Bu iktisadî sıkıntılarla beraber, belki daha çok, ihtiyaçlarının neticesidir. Bizi korku ile ka- rışık bir hayretle karşıladılar. İnasnlan, bilhas-' sa kadınları çok ürkek. Bu, yakın zamana kadar, köyün sık sık talana maruz kalmasından ileri geliyor. Köylüyü muayyen bir dine, mezhebe, sisteme raptetmek mümkün değil. Köyde dinî mahiyette hiçbir merasim yapılmaz. Seyitlrein hâkimiyeti, yakın zamana kadar, siyasî, iktisadî hükinıiyet halinde yaşamıştır. En büyük müey- yide korku ve en ikna vasıtası yemindir.
. (Hak-bi, Buda-bi, İmamı Hüseyin-bi, Seri
_#babeta-bi: Babanın başı için, seri diyaleni-bi: A-
nanm başı için, Düzgün-bi, bu değnek Hızımı
kılıcı olsun ve beni ahirette kessin ki) şeklinde yenıin ederler. Bedduaları da (Kışm yorgansız, ■■ yazm ayransız, ahirette imansız kalasın.) şeklin- dedir. . ■' - ! ,
4 — Köyün havası ve suyu iyidir. Salgın ha- linde malarya ve diğer hastalıklar yoktur. Evleri son derecede gayri sıhhîdir, fakat hayatları ek - seriyetle açık havada geçtiği için bundan fazla zarara girmiyorlar. Köylülerin sıhhatlerine nor- mal denebilir. Hayvanlara arasında uyuz hastalı- ğına ara sıra tesadüf edilir. İnsan ve hayvan has- talıklarına karşı hiçbir tedbir alınmaz. Köylüler .son derece mütevekkildirler.
5 — Köylüler kendi aralarında dağ Türkçe- siyle konuşurlar. Türkçe bilenlerin sayısı 30 ka-- dardır. Fakat bunlar da zorla ifadei meram ede- bilirler. Okuma yazma bilenlerin sayısı sıfırdır. Tahsil çağındaki çocukların sayısı azamî 50 dir. Şimdilik okul ^açılmasına imkân yoktur. Dere - ova'da bir okul açıldığı takdirde biraz büyük ço- cuklar bu okuldan istifade edebileceklerdir.
6 — Köy adını tahlil edemedik. ------
7 — Mezrekriyle beraber köyün 20 evi, 106 sı kadın olarak 208 nüfusu vardır.
3 — Köy ve civarında arkeolojik bir eser yoktur.
V-— Hakis köyü:
1 — Köy, doğu-batı--istikametinde .uzanan Hakis sırtının, yamaçlarında kurulmuştur. Hakis sırtları kavis yaparak köyüıTİDatısını da kaplar. Doğuda Sanperi, sağı, güneyde Hakis deresi var- dır. Dere doğu-batısı istikametinde akar ve ilk- baharın ilk günleri geçit vermez.
2 — Köyün siyasal sınırları içinde kalan a- razinin 1/5 i ekilir. Mütebakisi dağlık, ormanlık ve gayri mezru arazidir. Topraklar ekseriyetle kumîu-killidir. Mezru arazinin 2/3 ü susuz, 1/3 ü suludur. En çok arpa, buğday ve enaz da darı ekilir. Mahsulât, daima mahallî ihtiyacı karşı - lam az, bazan. hariçten de yiyecek alınır. Köylü- lerin, ekseriyetle, davarları vardır. Davarcılığa ait sanatlar, yağcılığa inhisar eder. Yağ, köyün en mühim ihraç maddesidir. Bu, yağın çokluğu- nu ifadeden ziyade, köylünün başka satacak bir şeyi olmadığını ve yağın uygun fiyatla satıldığını ifade eder. Meyva ağaçlarından, ceviz, armut, el- ma ve dut ağaçlan vardır. Dokumacılığa ait sa- natlardan palazcılık çok iptidaî bir haldedir. Arı, beslenir, kümes hayvanları beslenmez.
3 — Köylüler mezhep itibariyle sünnîdirler, taassupları yoktur. Kadınlar açık gezrler. Ka - dmlar ve çocuklar yazın yaylaya giderler. Er -
kek'-.r köyde kain-, ekin biçer ve harman yapar- lar. Aile içinde kadının mevkii hürmet edilen bir mevki değildir, kadın sadece bir işçi vaziyetin - dir. İzdivaçta iktisadi sebepler en başta gelir. Ço- cuk, ailenin hiç bir murakabasuıa tâbi olmıya - rak tabiatın, kanunlarına terkedilmiş bir vaziyet- tedir, çocuğun rnürebbisi, içtimaî muhitten önce tabiattır.-'Adak kurbanı'keserler. Kurban, umu- miyetle davardır. Kurban gayri muayyen zaman- larda ve gayri muayyen yerlerde kesilir^aşı sı- kılan teselliyi, kurban kesmekte bulur. ? Hızımı keçtiğine inanılan taşlık bir yer ziyaretgâhtır. Buraya ailece gidilir, kurban kesilir, kurban eti komşulara dağıtılır. Zekât, haç, namaz., gibi aki- delerden uzak kalmışlardır. İçtimaî muavenet duyguları geridir.
4 — Köyün havası ve suyu gayet iyidir. Sal- gın halinde veya münferit hâlde hiçbir hastalık- mevcut değiîdİT. Evleri oldukça sıhhî, insanlar ekseriyetle gürbüzdürler. Davarlarda ara sıra u- 3'uz hastalığı görülür ve eğer. hükümet zamanın- da müdahale etmezse fazla u-îefat verir. Yara - lara karşı ağaçsakızı, bir cirj; otun sütü, balmu- mu, sabun ve taze yağdan rr.ûrekkep merhem kullanılır. Sihrî tedavi yoktur.
5 — Köylüler aralarında dağ Türkçesiyle konuşurlar. Kadınlar, çocuklar ve ihtiyarlar şe- hir Türkçesi bilmezler. Orta yaşlı erkeklerden, memleketin diğer yerlerine bilhasas İstanbula gitmiş olanlar şehir Türkçesird bilirler, bunların sayısı, 150 dir. Okuma yazrj^ası olanların sayısı 3 tür. Tahsil çağındaki çocukların miktarı 120 si kız olarak 200 dür. Köyün bir okula şiddetle ihtiyacı vardır. Köylüler olrda o kadar kıymet veriyorlar ki., öğretmen bize Türkçe öğretecek, çocuklarımız okur yazar olacak ve biz ondan sonra artık dağ Türkçsesini kullanmayacağız, di- yorlar.
6 —
7 — Köyün 126 evi ve 217 si kadın olarak 650 nüfusu vardır.
8 — Köy ve civarında urlhsel bir esere te- sadüf edilmemiştir.
VI — Keşkuvar köyü:
1 — Köy, doğu-batı iniametinde uzanan Vroj (güneşe karşı) sırtının güneye bakan ya - maçları üzerinde ve dağnık cVrak kurulmuştur. Bu sırtlar köyün batısını da çevirir. Güneyde Keşkuvar deresi ve Hiyer (rr,^§eiik) sırtlan, do- ğuda Tahkim yaylası vardır. }löy üç mezreden müteşekkildir: Asıl KeşkuvEj. Kuta, Karacan.
2 — Topraklalr umumiyete killidir. Arazi-
nin bir kısmı suludur. Topraklar yalnız davar gübresiyle ıslâh edilir. Her ailenin az çok topra- ğı vardır. Evler arazinin içine dağınık olarak ya- pılmıştır. Toprakların kuvvei inbatiyesi normal- dir. Ekilen başlıca maddeler, buğday, arpa, darı ve gilgildir. En iyi, sulalk tarlalara darı ekilir. ve darı insanların en mühim gıdalarını teşkil e- der. Hayvanlar yazm yaylaya götürülür. Kışm da ahırlarda saman, kuru ot ve meşe yaprağiyle bes- lenir. Her evin Önünde.küçük bir bahçesi var - dır. B'J%îa, mısır, sebze., yetiştirilir. Erik, ya- bani armut, dut gibi meyvaları ve meşe, karaka- vak gibi meyvas:z ağaçlar vardır. Her ailenin da- varı vardır. Yalnız yağ yapılır ve satılır. Köyün arazisi ve davarı az olduğu için köylü fakirdir.
3 — Köylüleri, muayyen bir mezhebe bağla- mak mümkün olmuyor. Şu muhakkak ki, hiçbir mezhep, dağ Türkleri üzerinde, itikatlar ve a - meller sistemi tesis edememiştir. Dağ Türkleri arasında, sihri sistemler daha çok muvaffak ol- muştur. Bunun en orijinal misali, seyitlerin, sün- nî muhitlerde de saygı görmüş olmalarıdır. Dağ Türkleri arasında, iki.yıldır, dinî reforfasyon baş- lamıştır. Ve bu hareket çok kısa bir zamanda gayesine erecektir.
Ailede babanın mevkii birinci derecede mü- himdir. Kadın, bundan sonra gelir. Ailenin, ço- cuklar üzerinde şuurlu bir terbiye tesiri mevzuu bahsolamaz. Aile, biraz büyüyen çocuklara, bil-* hassa kız çocuklarına, gizli yerlerini kapayacak bir bez parçası tedarikinden ve'nihayet bir parça darı ekmeği temininden başka bir şey, düşün - > mez. Çocuklar, en küçük yastan itibaren tabia- tın kucağına terkedilmişlerdir. İstisnasız bütün çocukları, kronolojik yaşlarının fevkinde bir zekâ yaşında bulduk. 10 yaşında bir çocuğu dinledik: Hükümet, Tanrıdan sonra, en büyük kuvvettir. Benim elimden hükümeti, hü- kümet memurlarının sözlerini dinlememek ge- . lemez. Büyükler de benim gibidirler) dedi.
.İktisadî hayatta kadın, erkekten; çok iş almıştır. Evin temizlik, düzen, yemek işleriyle beraber, davarların kışın evde, yazın da yay - lada bakılması, sağılması, yağ vesaire yapılma- V. sı... işleri hep kadınlara ait olmakla beraber bazan ziraat işlerine de yardım ederler.
4 — Köyün suyu ve havası çok iyidir. Ba- zı münhat yerlerde sivrisinek bulunur ve arası- ,. ra sıtma hastalığına da tesadüf edilirse de bu y hastalık hiçbir' zaman salgın halinde değildir. İnsanları ekseriyetle gürbüz, doğum kabiliyeti fevkalâdedir. Beşten az çocuklu aileler parmak-
la gösterilecek kadar azdır. Evleri hiç sıhhî değildir. Evler ekseriyetle tek katlıdır. Oda - mn biı* kısmı bir çitle ayrılmıştır. Buraya, so- ğuk zamanlarda hayvanlar konur. Diğer kısım- da da insanlar yerleşirelr. Hayvanlar arasında .yalnız uyuz hastalığı görülür. Bu hastabk zu- hur ettiği vakit köylüler hükümete derhal ha- ber verirler. Bu ihbar karşısında hükümetin âni tedbir alması köylüleri çok minnettar bı - rakmıştır.
Hastalıklara karşı bazı basit, iptidaî ted - birler alırlar. Sihri tedbirlere de müracaat edi- lir. Civar köylerde bu gibi işlerle meşgul in- sanlara bugün dahi tesadüf edilir.
5 — Köylüler kendi aralarında dağ Türk- çesiyle konuşurlar. Kadınlar ve çocuklar hiç Türkçe bilmezler. İhtiyarlar da bu vaziyette- dri. Orta yaşlı erkekler zorla ifsdei meram e- decek kadar Türkçe bilirler. Bunların sayısı. 30 kadadır. Bir kişi biraz okur yazardır. Tahsil çağında 25 kadar çocuk vardır, fakat köy için bir okula ihtiyaç yoktur. Dereovada açılacak bir okuldan bu köyün çocukları da ve hiç sı- kıntı çekmeden, istifade edbileceklerdir.
6 Rutan, dağ Türkçesinde çıplak anla- mına geliyor. Arazi_ hakikaten çıplaktır. Kara- can ise tamamiyle Türkçedîr. -^^-
7 — Köyün 30 evi ve' 100 zü kadın olarak 215 nüfusu vardır.
8 — Köy ve civarında tarihsel değeri haiz bir eser yoktur.
VII — Ramazan koyii:
1 —. Kuzeyde Ramazan deresi, güneyde Vellân sırtları, batıda Munzurbaba sırları var- dır. Köy, az arızalı geniş bir saha üzerine ku- rulmuştur. Ev grupları arasındaki azamî mesa- fe 3 km. dir.
2 — Köye ait arazinin 1/3 çü mezru, müte- bakisi fundalık ve gayri mezru arazidir. Top - raklar ekseriyetle kumlu, ikinci derecede kil- lidir. Toprağı besleyici madde olarak yalnız da- var gübresi kullanılır. Toprakların 1/2 si su - ludur. Vasatı randıman 1/6 dır. Bu nisbet top- rağın sulu veya susuz olmasına ve gübre konup konmamasına nazaran azalır veya çoğalır. Bi- rinci derecede buğday, ikinci derecede arpa ve nihayet darı ekilir. Bu mahsuller mahallî ihti - yacı tamamiyle karşılayamaz, bazı yıllar köylü hariçten zahire, tedarik mecburiyetinde kalır.
Her ailenin mutlaka davarı vardır, Fakat da- var ehemmiyetli bir yekûn tutmaz. Köylülerden
nihayet bazı iktisadî durumları" "müsait olan-' lar yağ ve çuval ipi satarlar, diğerleri fakrü za- ruret içindedirler. "
* . 3 — Keşkuvar köyü Hakkındaki notlarımız aynen bu köy için de kabul edilebilir.
4 — Köyün suyu ve havası iyidir. Son yıl- lar . zarfında, insanlar arasında hiç bir salgın hastalığa tesadüf edilmemiştir. Hayvanlar ara- sında" sık sık uyuz hastalığına tesadüf edilir. İnsan Ve hayvan hastalıklarına karşı tarnamiy- !e pasif vaziyettedirler. Birkaç ev istisna edi - liriei evler birer izbe halindedir. İnsanlarla lıayvanlar arasındaki münasebet o kadar sıkı- dır ki yaz ve kış hayatları hayvanların içinde geçer.' Bundan ■ dolayı - da evleri, eşyaları ve üstbaşları çok pistir. Havasının ve suyunun iyi olmasına rağmen, bu yüzden, insanlar sıska - dır..- ■
- 5-— Bütün diğer köyler gibi bu köyün halkı da -aralarında ve aileleri işinde dağ Türk- çesiyle konuşurlar. Çocuklar, kadınlar ve ihti- yarlar şehir Türkçesini bilmezler. Okula giden çocuklarla orta yaşlı erkekler şehir Türkçesirıe biaz vâkıftırlar. Türkçe bilenlerin. sayısı 50 ve okur yazarların sayısı - okula giden çocuklarla beraber - 30 dur. Tahsil çağında 50 çocuk var- dır. Bunlardan -bir kısmı Nâzımiyedeki okula devam -ediyorlar. Dereovada açılacak bir okul bir.'köyün de okul ihtiyacını karşılayabilir.
6— Bu köy adını ^Ârapçadan almıştır: Ramazan.- ■■'..-.' .- - ' V
7 — Koyun 37 evi ve 113 çü kadın olarak 233 nüfusu vardır. '%- .
-8----Köy ve'civarında tarihsel bir
yoktur.
.' ' ÎRESİ KAMUNU: I — îresi
eser
I — Köy, kuzey - güney istikametinde me- yilli ve çok arızalı bir saha üzerine ve çok dağnjk olarak kurulmuştur. Kuzeyde Dest sırt- ları, güneyde Ablasan deresi, doğuda Şsrikân tepesi, batıda Kurdağ (kuru dağ) vardır. Elma ince, Celi, Ger (Uyuz) mezrelerî bu köye bağ- lıdır.
2 — Köyün siyasal sınırları içinde kalan arazinin 2/5 şi fundalık, 1/5 si ormanlık, 2/5 si de mezru arazidir.
Toprak, kireçli . killidir. Bu toprakların, nihayet 1 3 çü sulanabilir. Sulu yerlerin randı- manı 112. susuz yerlerin 17, vasatı randıman 1 8 dir. Toprakların besleme kabiliyetlerini
arttırmak için yalnız davar gübresi kullanılır, * fakat, arazi çok amali olduğundan 'bütün tarr. laları gübrelemek mümkün değildir. En çok buğday, ikinci derecede arpa ve nihayet darı ekilir. Köylüler" buğday ununu bir misafir için saklarlar, kendileri için, arpa ve darı unun - dan karışık olarak yapılmış ekmek kullanırlar. Az miktarda sebze yetiştirirler. Meyve ağaç - lan: Dut, erik, elma ve yabani armuttur. Her ailenin . az çok davarı vardır. «^Tağ, çö- kelek ve kurut yapılır. Çökelek ve kurut tama- miyle mahallinde sarfedilir* Yağ satılır. Zahire, canlı hayvan ve yağ, köyün başlıca ihraç madde- leridir.- Köylüler eeskiden fazla miktarda tütün yetiştirirlermiş ve bu mahsul. köye oldukça bir servet getirirmiş. Köylüler, son ziyaretinde, generalin, tütün ziraatine müsaade edileceği va- adini almışlar, şimdi sabırsızlıkla bu vaadin ye- rine getirilmesini bekliyorlar.
Kadınlar, gergefte, keçi kılından palaz, çuval ve harar dokurlar.
3 — Mezhepleri Aleviliktir. Diğer mez- heplerden olanlara, bilhassa Sünnilere karşı, düşmanlık derecesinde varan taassupları var - dır. Kendi mezheplerinin haricindekilere (Ye- zit) derler ye onlara her türlü hakaret mu - balı telâkki ederler. Bu .köy halkı ve civar köy- lüler (Kureyşan) aşiretine mensupturlar. Ken- dilerini Kureyş kabilesinden gelme sanırlar, iddialarına göre, Emevî-Haşimî mücadelesinin Haşimîler aleyhine netice vermesi üzerine, Ku- reysilerden bir aile buralara iltica etmiş, bura- da kalmış ve çoğalmışlar. Bu aşiret mensupla- rı diğer aşiretlerce Seyit (peygamber ve Ali ahfadı) telâkki edilir. Ve son derece saygı gö- rürler. Bu aşirete mensup küçük bir çocuk bi- le diğer aşiretler arasında büyük bir adam say - gısı görür: Küçüğün ellerini ve omuzlarım öper- ler. Kendilerince bir Kurevşanlı nihayet bir sem boldür, ona yapılan saygı hakikatte Aliye yapıl- mış demektir. Kureyşanlıların malları talan edi- lemez, bütün taşkınlıkları daima müsamaha ile karşılanır. Canlarına kıymak değil, içlerinde Ku- reyşanh olan düşman bir kafileye silâh bile sı kılmaz. Aşiretler arasındaki ihtilâfların halli se- yitlere, Kureyşan reislerine havale edilir. Bun - larm müştereken verecekleri kararlar katidir. Bu hükümlere itaat dinî bir vecibe telâkki edi - lir.
Her hâdiseyi metafizik kuvvetlere Aliye, Hîzıra. Hüseyine Oniki imama ve babalara at-
federler. Şahısların hiçbir rolleri yoktun İn - san iarnamile yukardan gelen emirlere,' dilekle - re tâbidir. İyi ve kötü her şeyin menbaı Tan - ndır. Tanrıya, musibet vermemesi ve iyilik ih- san etmesi için dua edilir, kurban kesilir. Bu itibarla son derece mütevekkildirler. Eu büyük yemin, Hızıra, Aliye ve oğullarına ve Oinik* i- mamla babalara aypılan yemindir. Bir değnek gösterilerek - bu değnek mukaddes addedilen bir ağaçtan kesilmişse yemin daha çok kanaat verir - (Bu Hızırın kılıcı olsun ve eğer yalan söylüyorsan yarın ahirette boynunu kessin) teklifleriyle karşılaşan bir insan yalan söylü - yorsa değneğe dokunamaz, sözleri doğru ise,
( "eğneği ahr,. üç defa öptükten sonra yerine bı- rakır. Yeminler ziyaretlerde de yapılır. Usu - liinee yapılan yeminler kat'î kanaat verirler. İnanırlar ki, eğer yemin eden yalan yere yemin etmişse dünyada iken ve çok geçmeden mutlaka musibet görür, Hızır ondan intikam alır.
Mahallin en büyük ziyaret yeri (Düzgün- baba) dır. Düzgün, dağ Türkçesinde iyi, ahlâk- lı, temiz anlamlarına ' gelir. Düzgünbabayı , zi- yaretle kurban kesmek en büyük sevap telâkki
* edilir. Düzgünbabaya uzak kalmış olan halk, Düzgünbabayı gören yüksek noktalara bir odun parçası dikerler, ve etrafına taş yığarlar, ya -
- hut sadece taş dikerler. Bazan bu odunlara bez parçası .da bağalnır. Düzgünbabayi gören bu _. 'noktalarda kesilen kurbanlar ası yerinde kesil--,; miş sayılır. Kurban en büyük dinî vazifedir. ~ Hiçbir sıkıntı halkı bu vazifeyi ifadan alıkoya- maz. Ya işledikleri bir günahın af veya her hangi bir işlerinin iyi cereyanı için kurban ke- serler. Kurban evde de kesilebilir. Bunun için güneşin gurubu beklenir. Mum veya petrol a ba- tırılmış bez parçası ışığında kurban kesilir.
Nazimiye - Mazgirt patikası üzerinde 've Nazimiye den" 8 km., mesafede büyücek "bir ka- yanın üzerinde, insan başına ve sırtına benziyen iki çukurla köpek izine benziyen fakat ondan büyük bir iz var. Dar vadinin öbür yakasında da bir tarafı .duvar gibi düz ve dik büyük bir kaya parçası var. Bunlar yerlilerce şu şekilde izah edilir:' Baş ve sırt izi Aliye, köpek izi de
,.. Alinin köpeğine aittir. Ali bu dar vadinin karşı
:>-yamacına geçmek için sırtını kayaya dayamış, r fakat geçemeyince, kılıcım hiddetle karşısında-
ir- ki kayaya vurm'uş, parçalamış. Burada .. sık sık zîynret. edilen ve kurban kesilen. yerlerdendir. . Biz Nazimiye seyahatinden dönerken burada
i", taze kan lekeleri gördük. Burada o kadar çok
hayvan kesilmiş ki, kanların toplandığı cuicur pıhtılaşmış kan rengini almış.
Natürizmin işleri hâlâ yaşıyor. Güneşe, yıldırıma ve tabiatm diğer kuvvetlerine karşı dinî bir hisle mütehassis olurlar: Güneşin ilk aydınlattığı yeri öperler, doğan güneşe tevec- cüh ederek, yarabbi, bugünümü iyi geçir, diyen bir adamı gözlerimizle gördük ve onun bu söz- lerini duyduk. Evliya kıymeti verilen "babaların gömülü oldukları veya mefruz olan ki haki - katte budur - yerler güneşi ilk ve son gören yer- lerdir. Yıldırımın iz bıraktığı bir kaya halkça mukaddes bir yer olmuştur. - Mukaddes yer, kurban kesilen yerdir. -
Dinî merasime riyaset selâhiyeti seyyide a- ittir. Seyitler sık sık köylere çıkarlar. Bir eve girince, eve hayır ve bereket girmesi ve ev Tan- rının bir felâket vermemesi için dua ederler. Ve nasihat ederler: Yalan söylemeyin,. hırsızlık yapmayın, insan öldürmeyin., büyüklerinize hürmet edin, kurban kesmeği ihmal etmeyin, zina yapmayın. Seyit, ben size Alinin istedikle- rini söylüyorum, siz bu sözleri tutmakta veya tutmamakta muhtarsınız. Tutarsanız yarın -ahi - rette cennete, tutmazsanız cehenneme gidersiniz. Dmryada' da başmıza bir çok felâketler gelir. Na- sihatlerimi yapmakla ben__ vebalden"* kurtulmuş oluyorum, der ve bunun içindir ki, talan dur - maz, en küçük iğbirarlar kadınları kocasız, ço- "cükları öksüz bırakır. Cemiyetin değil, tabiatın kuvvetleri hâkimdir. Bu vaziyette insanlar, ya- şamak için ya kendi kendilerini müdafaa edecek- lerdir veyahut daha kuvvetlinin kanatlan altına sığınacaklardır. Sığınanlar soğaldıkça sığınanla- rın tahakkümleri artacaktır.
Dinî iş burada biter, ziyaretin asıl hakikî maksadı intifadır. Ev sahibi asıl bundan sonrası için alâkalanır. Seyidin malî tekliflerini heye - canla bekler. Bu teklifler, davar, para, eşya ve zahiredir. Bütün pazarlıklar gibi teklif sahibi yüksek kıymet teklif eder , ev sahibi bunu faz- la görür, bir pazarlıktır başlar. Fakat bunda mutlaka anlaşmak gerektir. Seyidin memnuni - yetsizlik beyan etmesi ev sahibinin, bütün aile- siyle beraber, Alinin şefaatinden mahrum kal - ması demektir. Ve nihayet, en dehşetli silâh o! an Afaroz (lanetleme) kullanılır. Afaroz hükmü şu neticeleri doğurur: ..*■.
■ A) Bütün aile efradı evde olduğu halde, e- vin kapısı kapatılır. Kapı önüne bir taş dikilir. Seyit köylülerden birkaçım nöbetçi tayin eder. - Nöbetçilerin vazifelerinde biraz îakaydi göster-
meleri ayni "cezaya1 mâruz '"kalmalarına sebep
■olur.'.*'. / . v*"--!>\ ""'".'.....■*"."' '" _■ v. ■«..-...
" B) Köylüler Afarozlu aile ile kat'iyyen te- mas edemezler. ... - .
" C) Afarozlu aileden biri ölünce cenaze me .- rasimine kimse iştirak etmez. ; ' ' .
..D) Afarozlu aile, hapsedildikleri, ev hari- cindeki , mallarından ve mülklerinden hiç "bir suretle istifade edemezler. . ^ ...
'-'■ " Köylüler bize, tabiî hâdiselerin ve rüyanın metafisdkman 'nasıl izah edildiğini çok güzel gösterir, orijinal bir vak'a . anlattılar: Köylüler- den biri bahçesindeki elma ağaçlarından birini kesmek ' ister. E al tayı birkaç defa vurur, kese- mez, baltanın yüzü katlanır. Köylü bundan si- nirlenir, ikinci bir balta alır. Ayni halle karşı- laşır; fakat işinden vazgeçmez; üçüncü bir bal- ta ile ağacı devimliye muvaffak olur. Köylü - lerden bir başkası rüyasında Aliyi görür. "Ali ona: o elma ağacı benim sağ kolumdu. Ben ona, bana ilişmemesini iki defa ihtar ettim, fakat o aldırmadı. Ben onun basma büyük, bir felâkte _ getireceğim. Bütün ailesini kısa bir zamanda "mahvedeceğim, der. Bu rüya yıldırım hıziyle " köye ve civar köylere yayılır. Aradan çok az bir zaman geçer, ağacı Jkesen hiç bir hastalığa tu- . tulmadan ölür,-onu pek az fasılalarla" ailesi ef- radı takip eder.) Bu - vak'a yakın zamanlara ait, bir vak'aclır ve son zamanlara kadar, Alinin kudretini, Aliye ye oğullarına yani seyitlere itaatsizliğin nekadar şiddetle tecziye edildiğini J halka ihtar eden granit bir âbide olarak yaşa- mıştır. ■ ■
Seyitlerin dinî ve sihri selâhiyetlerinden baş- ka adlî selâhiyetleri de vardır. Bütün hukukî ve cezaî meseleler seyitlerin meclislerinde mü - zakere edilir ve - bir karara bağlanır. Bu karar kafidir. Hiç bir itiraz şayanı kabul değildir. Hükümlerin infazını temin edecek şiddetli mü- eyyideleri de vardır. Nihayet, bu hükümlere mutavaat dinî bir vecibedir. Bu yazılar bugü- nün aynası değildir. Halk üzerinde seyitlerin tesiri ya hiç kalmamıştır, yahut pek. az. Bu da son derece gizlidir. Halkın hükümete derin minnet duygusu beslemesinde, seyitlerin tesirle- rinden kurtulmuş olmak birinci sebebi teşkil eder . " Seyitlik Türkiyede artık tarihe karışmış - tır. ' ' ' - '
" * 4 —- Köyün havası ve suyu çok iyidir. Sal- gın "halinde malarya ve diğer bulaşıcı hasta-
lıklar yoktur. İnsanları, gürbüzdür. Çok çb - cüklu aileler ve ihtiyarlar - çoktur. Hayvanlar a- rasmda yalnız uyuz. hastalığı görülür.
5 — Köylüler aralarında dağ Türkçesiyle konuşurlar. Mektebe giden çocuklar müstes- na, çocuklar ve kadınlar şehir Türkçesi bil -\ mezler. Erkekler ekseriyetle Türkçe bilirler. Bunların sayısı - okul çocukları dahil - 33 tür. 10 erkek okur yazardır ve 15 şi kız olarak 40 çocuk tahsil çağmdadır. Burada bîr okul açıl- malıdır. Bu okula bu köyün çocuklarından baş - ka Hodik, Ballıca, Panan köylerinin de çocuk- ları devam edebilirler. "
6 — Köyün mezreîeri Elma, İnce, Çelik Türkçe kelimeleridir.
7 — Köyün 30 evi ve 100 zü kadın ola- rak 180 nüfusu vardır.
8 — Köy ve civarında tarihsel bir eser yoktur.
II — Aşağı Harik köyü:
1 — Doğuda Hasır, batıda İngize ve Serçe sırtları, kuzeyde Aşık tepesi, güneyde Pas su- yu. Köy, kuzey-güney istikametinde meyilli bir saha üzerinde ve az dağınık olarak kurulmuş- tur.
2 — Köye ait arazinin bir kısmı fundalık halindedir. Gayri mezru arazi az yer kaplar. E- kilen arazi ekseriyetle suludur. Topraklar.
. kumlu - killidir. Kolaylıkla gübrelenebilen ve sulanabilen bu toprakların randımanı olduk- ça yüksektir. En çok buğday, arpa, darı ve" gil- gil ekilir. Bu mahsuller mahallî ihtiyacı kar- şılar. Davar beslenir. Her ailenin az çok da - varı vardır. Yağ yapılır ve satılır.-Kümes hay- vanları pek az beslenir. Sebze de az yetiştiri- lir. Meyve ağaçları pek azdır. Olanlar da ya- bani haldedir. Ekilebilen arazi boş kalmış de- ğildir, fakat halkın ziraate ait bilgileri son de- rece Basit olduğundan bu güzel topraklar köy- lüyü ancak doyurabilecek -mahsul' veriyor. Köylüler taproklarının çok iyi tütün yetiştirdiği- ni söylüyorlar.
4 — Havası ve suyu iyidir. Sıtma hasta- lığına az tesadüf edilir. Diğer bulaşık hastalıklar yoktur. Evleri sıhhî değildir. Temizliğe olan itinalar da zayıftır. Köyün yambaşında küçük bir kaplıca vardır. Bu suyun ağrılara karşı faydası' tecrübe edilmiştir. Bu suya karışan bir stı hem bu suyun terkibini bozuyor, hem de hararet derecesini düşürüyor. Bu su temizlendi- ği, bir havuz içine 'alındığı, ziyaretçiler için de oturulabilecek, hattâ yatılacak mütevazı bir >
yer yapıldığı takdirde köy sandığına-iyi .bir varidat-temin edilmiş olacak ve bu şifalı sudan daha ziyade istifade edilmiş olacaktın , .
- 5 — Köyde konuşulan dil, dağ Türkçesldir. Kadmlar ve çocukalrla ihtiyarlar, şehir Türkçe- si bilmezler. Türkçe.bilen erkeklerin sayısı 30 dur. Tahsil ç&ğ.nda, 40 ı erkek, 60 çocuk vardın Köyde bir kişinin dahi. okur yazarlığı yoktur. Bu köy Çamurek ve Yukarı Harık köylerinin or- tasindadm Burada açılacak bir okuldan bu üç köyün çocukları istifade edebileceklerdin
0 — Harik: Hark: Ark.
7 — 35 ev ve 140 ı kadın olarak 230 nüfus. _g — Köy ve civarında arkeolojik bir eser ^rülp.ıemiştir.
III — Yukarı Harik:
1 — Doğuda Bank taşlı sırtları, kuzeyde Bes sırtı vardır. Arazi Kuzey-güney istikame - tinde meyillidir. Bu arazide küçük inhidam sa - halan görülür. ' ...
2 — Toprak, kumlu - killidir. Islah.maddesi
- davar gübresidir. Toprakların yarısı sulanabi - lin Randıman oldukça iyidir: 1/7. Köy içinde koruculara tesadüf edilir. Dağlan ormanlık de- ğil, fundalıktır. Az miktarda yabani elma ve e-
- rik, annut ve ceviz meyveli ağaçları vardın,En çok buğday, arpa, darı.ve susuz yerlerde de gil- gil ekilir. Buğday köyde sarfedilmez. Köylüler arpa ve..darı . unlarmu kanşık olarak kullanırlar. Sebze pek az yetiştirilir. Ziraat iptidaî tarzlarla yapılır. Aileler kendi toprakları üzerinde çalı -
-1ar. Her ailenin davarı vardır. Davar yazın yaylada ve kışın köyde barındırılır. Davarcılığa ait sanatlar yağcılığa inhisar eder, bu da ancak mahallî ihtiyaca kâfi gelir. Köylüler yemeklerin* de çok yağ kullanırlar. Gıdalarının çoğunu hay- vanı gıdalar te/-dl eder.
3 — İktisadî hayatın her safhasında kadın birinci derecede rol sahibidir. Halkı oldukça ça- lışır bulduk. Buna rağmen hayat şartları çok ge- ridir. .Eu. iktisadî zaruretlerin değil, bilgisizlik - ten, görgüsüzlükten doğan bir neticedir. Kadın- larda tesettür yoktur. Kıyafetleri diğer köylerin-
kinden farklı değildin Peşli entari, fes "üzerine
'. sarılmış başörtüleri, ayni zamanda don ödevim
■ gören şalvar ve ayakkabı. Fakat, ayakkabı köy
... içi için bir. ihtiyaç olmaktan ziyade köy dışı âçin
'//bilhassa şehir için mevzuu bahsolabilir. Dinî me-
/, rasimler mevlit de ye cenaze merasimlerine -inhi-
. sar eder. Köyde bu merasimlere aşina kimse de
yoktun Lüzumunda civar köylere başvururlar.
Köy civarında ziyaret yerleri'vardır. Bunlarda
hiç bir meiar yoktur. Buralanun hususiyeti siv- ri olmalarmdadır. Buralarda kurban kesilir. Kur- ban kesme ananesi hâlâ ve bütün kuvvetiyle ya- şıyor. Fakat, üfürükçülük çoktan terkedilmiştir.
4 — Havası ve suyu iyidir. Sıtma hastalığı- na pek az, diğer hastalıklara hiç tesadüf edil - ınez. Tabiî ömür 70-80 din Vafiyat daha âok ço- cuklar arasındadır. Yılın vefiyatı doğumdan azdrı. Davarlar arasında uyuz, şarbon, da- lak hastalıkları görülür. Bu hastalıklara ve insan hastalıklarına karşı ne sihri, ne de ma- hallî hiçbir tedbir alınmaz. Bu hal umumidir ve her halde takdir edilmiye lâyıktır.
5 — Köylüler birbirlerile ve aile içinde münhasıran dağ Türkçesiyle konuşurlar. Köy-: de Türkçe bilenlerin sayısı, 5 şi kadın olarak 35, okur yazarların sayısı 3 ve tahsil çağın- daki çocukların... sayısı 15, i kız olarak-40 dır. Köy için ayrıca bir okula ihtiyaç yoktur. Aşağı Harikte açılacak bir okula bu köyün çocuk- ları da ve her mevsimde kolaylıkla devam edebi- leceklerdir.
— Harik: Hark: Ark.
- 7 _ Köyün 25 evi ve 105 şi kadm olarak 175 " nüfusu vardın —__ « (
8 — Köyde ve civarında 'tarihsel kıymeti haiz bir eser yoktur. Köyün~ mezarlığında, koç biçiminde mücessem bir mezar taşı gördük. Bunun üzerinde kama, at, tüfek kazıntıları vardı. Gerek koç, gerekse bu kazıntılar iptidaî bir kıymet taşıyorlar. Bu şekildeki mezar tas- larına bu muhitte çokça tesadüf edilir. Bunlar, çok defa, 'genç iken ölen erkeklere aittir. Taş, ekseriyetle, doğu, batı istikametinde konur. Di- limizde koç kelimesi, arslan kelimesi gibi er- liği, cesareti sembolize eden. Bu taşlar vaktiyle bu havalide hâkimiyet tesis etmiş olan Akko- yunlularm mezar taşlarına bakılarak yapılmış olsa gerek. Eskilerinin üzerinde yazı- ve. tarih yoktur. Yenilerinde bazan bulunuyor. :*l'\y"
IV '— Ballıca köyü:
1 — Köy; doğu-batı istikametinde uzanan . ve . güneye meyilli arızalı bir saha . üzerinde, çok dağınık olarak kurulmuştur. O kadar ki, ev grupları arasındaki uzaklık 3,4 km. yi bu- luyor. Köyün yedi mezrası vardır : Aşağı Bal-, lıdere, Pirik, Değirmendere, Vroç, Ballıca, Hop, Küre. ' -'U; ■-'"/
î — Köye ait arazinin 3/5 şi orman ve fundalık 1/5 şi ekilir ve 1/5 şi ekilmez arazidir. Ekilebilen topraklar kumlu - killidir. Bu top-
r?.k!ann randımanı şu!u topraklarda 1/12, su - suz topraklarda 1/4 tür. Toprakların ancak yarısı sulanabilir. Birinci derecede arpa, ikin- ci derecede buğday ve sonra darı ekilir. Sebze pek az yetiştirilir. Meyveli ağaçlardan yalnız ceviz vardır. Az çok her evin davarı vardır. Çö- kelek ve yağ yapılnv Yağ satılır. Yetiştirilen mahsul köye her vakit kâfi gelmez. Adi tezgâh- larda keçi kılından palaz dokunur. Köyün e- kilebiîir toprakları azdır. Herkese kendi toprak- ları üzerinde çalışır.
3 — Koy çok dağınık bir haldedir. Bu vazi- yette içtimaî hayatın teessüsüne imkân ' yok - tur. Köyde her aile başlı başına bir varlıktır. İç- timaî tesanüt son derece zayıftır. Köylüler her hâdiseyi tek Tanrıya " izafe ederler. Tan- rı her şeye kadirdir, insanların elinden İDİr şey gelmez. Derin bir tevekkül haleti içindedir- ler. Dinî mahiyette yapılan merasim cenaze def- ni merasimine inhisar eder. Köyde bu mera- simi idare edecek adam bile yoktur. Kadın, ikti- sadî hayatın hemen her safhasında ' rol alır. Buna rağmen o zavallı bir mevkidedir. Kadınlar ve erkekler diğer köylülerden farksız giyinir- ler. Kadmlar, yabancılardan bile kaçmazlar.
Köy şimdiye kadar seyitlerin, manevî ve iktisadı nüfuzları altında yaşamıştır. Lâkin son as |