Dersim Bayragi..
Sey Riza

Dersim jenosidini
Anma Gunu
Her Yil

12 Temmuz

baner

HEDEFTEKİ DİL


Sait Çiya

Kaynak: Munzur Gazetesi Yil 3 Sayi 44

lusal eşitsizliklerin, ulusal baskının olduğu ülkelerde, egemen ulus öteki dil ve kültürleri yasaklamış veya baskı altına almıştır. Ulusal baskının ve giderek inkarın en tipik, en uç örneklerinden birisi Türkiye´dir. Bildiğim kadarıyla dünyanın hiç bir yerinde ulusal baskı ve eşitsizlik Türkiye´de uygulanan modele benzememektedir. Türk modelini orijinal yapan şey, Türkler dışındaki ulusların her şeyiyle yok sayılmasıdır. Örneğin yakın zamana kadar Zaza, Laz, Kürt, Gürcü, Hemşin... yoktu. Bu ulusal toplulukların hepsi Türk boyu sayılıyordu. Profesörlerin ve daha çok da Sıkıyönetim Savcılarının uzun uzun anlattıkları "Dağ Türkleri" tezini hatırlatabilirim. Yine Türkçe dışındaki diller "Türkçenin lehçesi, ağzı, şive, eski Türkçe" diye tanımlanıyordu. Zazaca, Lazca, Kürtçe Türçe´nin lehçesi olunca, Zazalara, Lazlara, Kürtlere, aynı şekilde öteki halklara da ana Türkçe´yi öğrenmek kalıyordu. Doğrusu buna mecburdular. Ne ala, ne güzel! Olmayan bir şeye ne baskı uygulanabilir ve ne de olmayan bir şeyin özgürlügü istenebilir. Bunun için uluslararası toplantılarda Türkiye´ye öteki dil ve kültürlere niçin baskı yapıyorsunuz, hiç değilse kültürel özgürlügü biraz genişletin denildiginde, cevap hazırdı. Bizde farklı ulusal topluluklar yoktur. Dini bir, dili bir, bir toplumuz... falan filan. Dışarda böyleydi, içerde de "dış parmak teorisi" ile izah edilirdi. Buna rağmen itiraz ettinmi, kendini Sıkıyönetim veya Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcılarının karşısında bulurdun. Bugün de çok şey degişmiş değil.
30 Kasım 2004 de "Türkçe dışındaki dil ve lehçelerde Televizyon yayını" başladı. İlginç olan "yerel dil ve lehçe" tanımlamasıydı. Bildiğim kadarıyla bu tanımlamaya ciddi bir itiraz olmadı. Hangi lehçe, kim kimin lehçesi? Devlet kendi lehçe teorisini canlı tutmak, eğer şartlar el verirse yeniden uygulamak için lafı gedigine, siyaseti yoluna koymuştu. Kürt Ulusalcıları ise kendi lehçe teorisi devlet eliyle teyit edildiği için memnundular. Ötekilerin zaten gücü yok. Bir-iki de türkü çaldınmı, al sana Türk usulü özgürlük.
Bu kadarıyla kalsa iyi. Zazaca´yı basın dili haline getirip Zazaca´nın özgürlüğü için mücadele eden Munzur da Zazaca´nın lehçe sayılmasına bilerek ya da bilmeyerek zemin oluyor. Son sayılarda çeşitli yazı ve haberlerde "Kürtçe´nin Zazaca lehçesi" ibaresi sıkça tekrarlanıyor. Gerçi Zazaca´nın lehçe olmadığı tezi de yer alıyor. Ama her halde lehçeciler de küsmesin diye satır aralarına onların tezleri de yerleştiriliyor. Belki de iki cepheyi birleştirmek istiyorlardır. Eğer bu "farklı düşüncelere özgürlük" anlayışıyla yapılıyorsa, o zaman Zazaca ve Kürtçe´nın , Türkçe´nin lehçesi olduğu görüşüne de yer verilmelidir. Nihayetinde bu da bir görüştür. Zaten lehçe teorisinin mucidi Türk milliyetcileridir. Adamların hakkını yememek lazım.
Lehçe teorisini uzun uzun tartışmamıza gerek yok. Türkler dışındaki halklar son 80 yılda bunu acı bedeller ödeyerek yaşadılar. Kürtler öteki ülkelerde de yaşadıkları ve nispeten daha çok nüfusa sahip oldukları için, diğer halklara göre asimilasyondan daha az etkilendiler. Ayrıca her zaman canlı olan Kürt Ulusalcılığı bu süreci engellemeye çalıştı. Ve gelinen yerde bunu büyük ölçüde durdurdu. Öteki halklar bir yana Zazalar asimilasyondan en büyük payı aldılar. Bunun bir çok nedeni var. Kısaca şöyle açıklanabilir. Zaza ülkesi Kürt ve Türk coğrafyasının arasına sıkışmıştır. Zazalara göre nufus, siyaset, ekonomi yönünden güçlü olan Kürtler ve Türkler Zaza uluslaşmasını olumsuz yönde etkilemekteler. Türk milliyetcileri açısından öncelikli olarak Zazaların asimilasyonu hedeflenmiştir. Zazaların bu siyasete Qoçgiri´de, Dersim´de, Piran de sert şekilde itiraz etmeleri, siyasal-askeri saldırıyla bastırıldı. Zaza halkı Ermenilerden sonra en büyük fiziki yarayı almıştır. Fiziki tasfiye, ulusal yapıda onarılması zor yaralar açmıştır. Ulusal kültürün taşıyıcıları olan, bir anlamda halkın hafızası olan aydınlar, önderler ya öldürülmüş ya da susturulmuşlardır. Alevi Zazalığın kalbi Dersim´den onbinlerce insan Batıya, Türk nüfusunun içine sürgün edilmiştir. Askeri-siyasi saldırı kültür asimilasyonu ile devam ettirildi. Planlı olarak okul-kışla eliyle yürütülen kültür emperyalizmi amacına ulaşmak üzeredir. Zazaların inkar ve asimilasyonunu hedefleyen Türk ve Kürt milliyetçiliği Zazaların içinden küçümsenmiyecek bir kesimi kendi siyasetlerinin savunucuları durumuna getirmiştir. Zaza kökenli bir çok aydın, yazar, sanatçı ZazaTürkü ya da ZazaKürdü saçmalığının hareretli temsilcileri olarak piyasada boy göstermekteler. Zazaların inanç boyutunda alevi ve sunni olarak bölünmeleri de ortak ulusal gelişmeyi olumsuz yönde etkilemiştir. Ki hala etkilemektedir. Dahası Türk-İslam sentezi siyaseti ile, Bektaşi Aleviliği anlayışıyla Türk siyaseti de burada önemli bir rol oynamaktadır. Zaza uluslaşmasının gelişimini kısa bir yazıda anlatmak mümkün değil. Soruna dil açısından yaklaşıldığında, Zaza dili büyük ölçüde yaşlı nesilin dili haline gelmiştir. Yeni nesil önemli ölçüde diline yabancılaşmıştır.
Uluslal çelişki ve eşitsizliklere çözüm aranırken Zazaların durumu nedir?Avrupa Birliği vesilesiyle nispeten yeni bir rotaya girme egilimi gösteren resmi siyaset Zazalar açısından fazla bir şey ifade etmemektedir. Türk milliyeciliğinin öncelikli olarak Zazaları asimilasyon etme anlayışı değişmemiştir. Dahası buna Kürt ulusalcılarının Zazaları Kürtleştirme siyaseti ilave olmuştur.
Bu noktada lehçe anlayışı çok önem kazanıyor. Lehçe teorisi laf olsun diye savunulmuyor. Lehçe teorisi sadece dilimizin tarihsel geçmişini inkar etmiyor, bugününü ve geleceğini de ipotek altına alıyor. Dilin özgürleşmesini engelliyor. Bu tespit aynı öçüde olmak üzere Türk ve Kürt lehçe siyaseti için geçerlidir. Belki de bazıları diyebilirki, Kürt Lehçe Teorisi Türklerinki gibi değil. Ne yazık ki böyle düşünenler ya safdilikler (-Ma zonê xode vanime, mordemo bê kav.) ya da dersini iyi çalışmışlar, bir halkın önce nereden bitirilebilecegini biliyorlar.
Munzur okuyucuları biliyor ama, ben yine de bir-iki hatırlatma yapmak istiyorum. PKK Beşinci Kongresinde Kürt lehçelerinin birleştirilerek ortak bir dil oluşturulması kararını aldı. Sayın Öcalan MED TV de bir soruya verdiği cevapta bu ortaklığı şöyle açıklamıştı: "% 50 Kurmanci, %40 Sorani, %20 Zazaca´yı temel alarak (aslında Zazaca´ya % 10 kalıyor) ortak bir dil oluşturulmalıdır" Eğer bu anlayış hakim olursa dili karıştırmak için çok uğraşmaya gerek yok. Kurmanci ve Zazaca %30´a kadar birbirine yakın. Kurmanciyi alsınlar, gerisini Soranlarla aralarında hallederler. Bu yüzde işi epey karışık, faiz hesaplarına döndü. İşi erbabına bırakalım. Yurtdışında toplanan Sürgünde Kürdistan Parlementosu, Zazaca´nın devlet dili olmasına karşı çıktı. Çünkü Zazaca, Kürtçenin lehçesiymiş. Zazalar da Kürtmüş. Her ulusun bir resmi dili varmış. Kürtlerinki de Kurmanciymiş. Lehçe teorisi inkar anlamına gelmez diyenlere, kapı gibi Parlemento kararını hatırlatırım. Paris Kürt Enstitüsü Hevi adıyla çıkardığı dergide, Zazaca´nın edebiyat dili olarak kullanılmasına karşı çıkmıştı. Onlara kalırsa bu Kürt uluslaşmasına zarar veriyordu. Zazaca folklor dili olarak kalmalıymış. Yani, adamların gülmesi için bir-iki fıkra derlenmeli (Diyarbakır Zazaları ile ilgili olarak anlatılan kurbağa-ekmek fıkrasına nasıl güldüklerine şahidim. Görmediyseniz, anlı-şanlı Türk aydınlarının Temel fıkralarına gülüşünü hatırlayın. Fazla izaha gerek yok. Bağlantıyı siz kurun-), dilanlarda oynamaları için bir-iki de türkü derlenmelidir. Gerisi tehlikelidir. Zamanında Roj Gazetesi´nde beraber çalıştığımız bir Kürt aydını Zaza dilinin de Kürtçe gibi özgür olması gerektiğini savunduğum için, kendisine ayrılan geniş köşede Bölge Valisinin de böyle düşündüğünü söyleyip, işi sonuca bağlamıştı. Canım anlayın işte Kürt aydınları sadece lehçe teorisini Türklerden devir almadılar, parmak teorisini de birlikte aldılar. Doğrusuda bu zaten. Kopya yaptınmı, teori ve siyaseti bütün ayrıntıları ile kopyalayacaksın. Adamlar aslına bağlı kalıyorlar.
Lehçe teorisinin vardığı yeri anlamak için Güney Kürdistan´a bakmak gerekiyor. Güney´de uzun yıllar Khurmanclar da Sorani öğrenmek zorunda kaldılar. Ancak KDP-Yekiti çarpışmasından sonra Baxdinan´da Kurmanci öğrenimin önü açıldı. Tabi Kurmanclar siyasi ve askeri olarak örgütlüler. Soran milliyetcileri isteseler de bunun önünü alamazlar. Ayrıca Soranki ve Khurmancki arasındaki ilişki de Zazaki ve Khurmancki arasındaki ilişkiye benzememektedir. Esas dikkate alınması gereken Hewraman bölgesidir. Bölgenin en eski halkı olan Goranlar Kürt milliyetcileri tarafından Kürt, dilleri de Kürtçe´nin lehçesi sayılmaktadır. Yaklaşık 15 yıldır Kürtler kendi devletlerini oluşturdular. Goranlar hem Arap yönetimi döneminde ve hem Kürt yönetimin de Kürtçe(-bölgede Soranlar güçlü olduğu için Soranca) öğrenmek zorundalar. Eğitim-öğretim, basın-yayın, devlet dili Soranca´dır. Kendi dillerini evlerinde(-eğer unutmamışlarsa-) konuşabilirler. Goranki bitişin eşigine gelmiştir. Kürt Devletinin kurulması, Goranların ulusal asimilasyonunu hızlandırmıştır. Goranlar artık isteselerde bu gidişi durduramazlar. Lehçe teorisinden azbuçuk haberdar olanlar bilir. Zazalar ve Goranlar birbirilerinin üstüne sayılmaktalar(Günahı varsa sayanların boynuna olsun). Uzun uzun düşünmenize gerek yok. Güney´de Goranların başına gelen, bizim için de planlanmaktadır. Hala daha şüpheniz varsa Kürt Ulusal Hareketinin yarattığı alanlarda Zazaca´nın durumuna bakabilirsiniz. Unutulmamalı ki yaklaşık 25 yıldır Zaza aydınları, Zazalara ait ulusal kurumlar Zazaları Kürtleştirme siyasetine karşı çıkıyorlar. Biraz da bunun etkisiyle ara-sıra Zazacaya yer veriliyor. O kadar da olacak. Devlet de yarım saatla başladı. Bize Türklerden yarım saat, Kürtlerden de bir saat yeterlidir diyorsanız (-beni günahınıza ortak etmeyin-), onu da siz bilirsiniz.
Mehmet Doğan´ın kulakları çınlasın. Bir konuşmamızda şöyle demişti. 38´den kurtulanlar Türkçe´yi öğrenene kadar odacılık, hamallık gibi alt meslek guruplarında ezildiler. Biz ve bizden sonrakiler de Kürt yönetimi kurulursa Kürtçe´yi öğrenip gerçek Kürt oluncaya kadar Diyarbakır´da hamallık ve ayakkabı boyacılığı yapmak zorunda kalacağız.
Belki de bazıları neden genelleme yapıyorsun. Bütün Kürtler böyle düşünmüyor diyebilir. Böyle düşünenler yanılmaktalar. Ne bir Kürt siyaseti ve de bildiğim kadarıyla ne de bir Kürt aydını Kürt lehçe teorisine, ZazaKürdü anlayışına karşı çıkmamaktadır. Kürt aydınları, Türk aydınlarını, demokratlarını Kürt sorununda tutarlı davranmadıkları, Kürt özgürlüğünü savunmadıkları için eleştirmekteler. Bu eleştiri bir yere kadar haklıdır. Peki ama kendileri için özgürlük isteyen Kürt aydınları, bu özgürlüğü Zazalara neden istemiyorlar? Bu ne biçim özgürlük anlayışı? Bunun Türk modelinden farkı ne? Bilen varsa açıklasın, bizde öğrenelim. Olaki bazıları da şöyle itiraz etsin. Kürt iktidarı yok ki, Kürtler Zazaları ezmiyorlarki, eleştirilecek, karşı çıkılacak bir durum yok. Biliniyor ki bir akımın, gurubun muhalefetde yaptıkları, iktidarda yapacaklarının habercisidir. Adamlar muhalefetde böyle yapıyorlarsa, iktidarda neler yaparlar, varın siz düşünün.
Lehçe teorisi kim tarafından savunulursa savunulsun, inkar ve asimilasyonun teorisidir. Demokrat olan, özgürlüklerden yana olan her kes bu anlayışa karşı çıkmalıdır. Cezayir´de Berberiler, Güney Kürdistan´da Goranlar, Türkiye´de Zazalar, Kürtler ve öteki halklar bu siyasetin hedefi haline gelerek yok olmanın eşiğine geldiler. Bu siyasetin Kürt versiyonunu Zazalar üerinde yeniden denemek istemek çılgınlıktır.
Ama biz kendimiz dilimizin tasfiyesine, yok sayılmasına daha fazla duyarlı olmalıyız. Dilimiz yok edilirse biz de her şeyimizle yok edileceğiz. Dinimiz de, kültürümüz de, halk olarak özgürlügümüz de dilimize bağlıdır. Friedrich Wilhelm´in dediği gibi, "(Kişinin)... gerçek ülkesi dilidir."