Dersim Bayragi..
Sey Riza

Dersim jenosidini
Anma Gunu
Her Yil

12 Temmuz

baner

Alevilik Hakkindaki 19. Yüzyil Misyoner Kayitlarina
Elestirel Bir Bakis ve Ali Gako’nun Öyküsü

Ayfer Karakaya-Stump

 

Son 10-15 yildir yasanilagelen “Aleviligin ihyasi”[1] sürecinin temel unsurlarindan biri, 19. yüzyilin sonu ve 20. yüzyilin ilk yarisinda Batili ve Türk yazarlarca konu hakkinda kaleme alinmis yazilarin deyim yerindeyse tozlu raflardan indirilmesidir. Bunda sasilacak bir sey yok aslinda, zira sözü geçen yazilarin üretildigi dönem Aleviligin modern zamanlardaki ilk “hatirlanis” dönemidir. Bununla birlikte son 10-15 yildir Alevilik konulu çalismalarin, bu kültürün kendi içinden çikmis ve agirlikli olarak sözlü nitelikteki kaynaklardan çok modern dönemin yazili kaynaklarina -dogrudan veya baska çalismalar araciligiyla- atifta bulunmasi dikkate sayan bir husustur. Elbette bu metinlerin yakin dönem Alevi tarihinin aydinlatilmasi konusundaki kiymetini küçümsemek mümkün degil, ancak gene de bahsi geçen kaynaklarin tüm boyutlariyla elestirel bir okumaya tabii tutularak kullanimi hususunda gösterilen yaygin zaafiyet bizce üzerinde düsünülmeye deger bir konu.[2] Alevilik gibi oldukça yaygin bir inanç sistemi ve kültürün geleneksel kaynaklarinin sistemli bir sekilde derlenip kayda geçirilmesi açiktir ki birçok açidan bu modern yazili kaynaklarin temininden çok daha çetrefil bir istir.[3] Bu zorluk mevcut durumu kismen açiklasa da kanaatimizce durumu sekillendiren diger bir etken, halen çok yaygin olarak yazili olanin sözlü olana -ikisi de pek fazla sorunsallastirilmadan- kayitsiz sartsiz elzem tutulmasi ve yazili olanin yarattigi saglamlik ve güvenilirlik sanisidir.

Bu makale bir anlamda bu saniyi sorgulamak amaciyla kaleme alinmistir. Alevilik hakkindaki misyoner kayitlarini kullanarak[4] vurgulamaya çalisacagimiz, yazili kaynaklari anlamlandirirken metinlere kendi baglamlari dahilinde ve kurgulayicilarinin kaygi ve sinirlanmisliklarini anlamaya çalisarak yaklasmanin önemi ve geregidir. Diger bir deyisle bu çalisma bir elestirel okuma denemesidir.

*****

Çalismamizin temel malzemesi, 1830’larda Anadolu’da faaliyete baslayan American Board of Commissioners for Foreign Missions’a (ABCFM) bagli protestan misyonerlerin çalismalarinin bir anlamda kaydini tutan American Missionary Herald (MH) adli süreli yayindir.[5] Içerigi hemen bütünüyle alandaki misyonerlerin faaliyet raporlarina dayanan derginin görünürdeki asil hedef kitlesi, bagislariyla misyoner faaliyetlerini destekleyen Amerika’nin dinibütün kesimleri ile halihazirda faal veya gelecekte görev üstlenecek diger misyonerlerdi. Ancak büyük olasilikla dergi, bu hedef kitlenin ötesinde de kendine okuyucu bulmaktaydi. Her seyden önce Batili diplomatik çevrelerin, özellikle de Osmanli Imparatorlugu’na yönelik çalisan Ingiliz ve Amerikali diplomatlarin dergiyi takip ettiklerini düsünmek yanlis olmaz, hele hele de bu Batili ülkelerle Osmanli hükümeti arasindaki iliskilerde misyonerlik faaliyetlerinin tuttugu önemli yeri göz önüne alirsak.[6] Ayrica o dönemlerde Anadolu’da yol kateden seyyahlar için de misyoner raporlari bilinmez ülkelere açilan ilk pencereler olmus olsa gerek. Çogu ya Batili ülkelerin resmi görevlisi kimligiyle ya da antik dönem hakkinda arastirma yapan arkeologlar olarak yola revan olan bu seyyahlar arasinda Anadolu’ya yayilmis misyoner merkezlerini birincil baglanti ve durak noktasi olarak kullananlar da az degildi. [7] Belki bunlardan daha da ilginci, Abdülhamit döneminde, Amerikali Protestan misyonerlerin faaliyetleri karsisinda giderek artan telasa kosut olarak Osmanli Devleti’nin görevlilerince de bu tür yayinlarin, özellikle de MH’in takip edildigine dair verilerin elimizde mevcut olmasidir.[8]

Aslinda Osmanli topraklari ABCFM’nin gönüllüleri buralarda görünmeden çok daha önce misyonerlik faaliyetlerine sahne olmaya baslamisti. Mesela Fransa kökenli katolik misyonerler ta 17. yüzyildan beri Osmanli Imparatorlugu sinirlari içerisinde faaliyet göstermekteydiler, ancak Amerikan misyonerlerinin yarattigi seviyede bir telasa hiçbir zaman yol açmamislardi. Amerikan misyonerlere karsi gösterilen bu farkli tepkinin çesitli nedenleri vardi. Birincisi ABCFM’e bagli Protestan misyonerler diger misyoner gruplarina oranla çok daha iyi finanse edilmisti ve çalismalarinda çok daha israrci ve etkindiler. Ayrica diger misyoner gruplarindan farkli olarak Anadolu en yogun faaliyet gösterdikleri alanlardan biriydi. Gerçi misyonerler için aslolan hedef, cahil ve sadece sözde (nominal) Hiristiyanlar olarak gördükleri sarkli (oriental) Hiristiyanlar, özellikle de Gregoryan mezhebinden Ermenilerdi. Müslümanlarin din degistirmesi seriat kurallarina göre imkânsiz oldugundan, misyonerlerin onlara yönelik etkinlik göstermesi yasakti ve her ne kadar 1856’daki Islahat Fermani ile dinsel özgürlükler arttirilmis ise de gelecek tepkilerden korkuldugu için en azindan açiktan açiga Müslümanlarin Hiristiyanliga geçmesi tesvik edilemiyordu.[9] Dahasi Ermeni cemaati bile Protestan misyonerleri hiç de dostça karsilamamisti, hatta faaliyetlerinin ilk yillarinda Ermeniler tarafindan saldiriya ugrayan misyonerler bile olmustu.[10] Bununla birlikte israrla çalismalarini sürdüren Amerikali misyonerler, bir yandan yavas yavas da olsa Ermeniler arasinda kendi mezheplerine taraftar kazanirken, öte yandan da etki alanlarini genisletmek için basariyla yeni yöntemler gelistiriyorlardi. Açtiklari hastanelerle ve her seviyede modern egitim kurumlariyla –ki bunlar ilk zamanlar kurduklari ve sirf din egitimi veren misyoner okullarindan farkliydi- hiçbir fark gözetmeksizin tüm yerli halka hizmet götürmek, bu yöntemlerin en basta geleniydi. Bu hizmetler Osmanli tebaasi tarafindan o kadar büyük taleple karsilanmisti ki zamanla Müslüman halk dahi bu kurumlarin müdavimleri arasinda boy göstermeye baslamisti. Üstelik zamanla Müslümanlardan bile, birkaç taneyi asmayacak kadar dahi olsa taraftar kazanmayi basarmislardi; hatta MH’den ögrendigimize göre bu yeni taraftarlar arasinda “Ahmed Tewfik Effendi” adinda Istanbul ulemasindan biri de vardi.[11]

Selim Deringil yakin zamanda yayinlanan bir çalismasinda, Sultan Abdülhamit’in Anadolu’yu bir ag gibi sarmakta olan misyoner grup ve kurumlarindan çok ciddi rahatsizlik duydugunu göstermistir.[12] Her ne kadar resmi devlet görevlisi olmasalar da ve zaman zaman kendi hükümetleriyle bile ters düsebilseler de Amerika ve Ingiltere’den gelebilecek diplomatik baski korkusuyla dönemin yöneticilerinin Protestan misyonerlerin faaliyetlerini kayda deger oranda sinirlamalari olasi degildi. Bu durumda Osmanli Hükümeti misyonerlerin artan gücüne karsi gene onlarin, yani misyonerlerin kendi silahlariyla mücadele yolunu tutmustu. Hükümet bir yandan misyoner okullarina karsi Batili anlamda modern egitim veren kendi okullarini ülke sathina yaymaya çalisirken,[13] diger yandan da Imparatorluk sinirlari içerisindeki Islami unsuru pekistirip güçlendirme çabasina girismisti. Bu baglamda camisi olmayan köylere cami yapimi tesvik ediliyor ve gerekli görülen yerlere Hanefi misyonerler[14] yollaniyordu. Osmanli Hükümeti’nin bu tür faaliyetlerine hedef olan yerler arasinda, halki Ehli Sünnet olmamakla birlikte resmi kayitlarda herhangi bir fark belirtilmeksizin Müslüman kaydedilen bölgelerin yani sira, halki Sünni mezhepten olup da örnegin o vakte kadar camisi olmayan köyler de vardi.[15]

Resmen farkli dini kimliklerinin taninmamasina ragmen bir süredir çogunlukla kendi hallerine birakilmis olan bu Sünni cemaat disi gruplarin Osmanli Hükümeti’nce yeniden ciddi olarak gündeme alinmalarinin ve zaman zaman ikna yöntemiyle zaman zaman da kaba kuvvet kullanilarak Sünni Islama çevrilmeleri gayretlerinin birbirleriyle iç içe geçmis hem ideolojik hem de pragmatik nedenleri vardi.[16] Bu nedenler arasinda, merkezilesme egilimlerinin bir parçasi olarak vergi toplamada devletin etkinligini arttirma çabasi ve askerlik hizmetinden kaçmalarin önlenmesi gayesi ilk akla gelenlerdir. Her iki açidan da göçebe yasam tarzini benimsemis gruplar ile resmi din anlayisinin disinda kalan kesimler yüksek risk gruplarini teskil etmekteydiler. Konumuz açisindan daha da önemlisi, Sünni cemaate dahil olmayanlarin büyük bir olasilikla misyonerlik faaliyetleri itibariyle de yüksek risk gruplari olarak görülmüs olmalariydi. Diger bir deyisle, bu gruplar birçoklarina göre Imparatorlugun bel kemigini olusturan Milleti Islamiye’nin misyonerlik faaliyetleri karsisindaki yumusak karniydi. En azindan ABCFM misyonerleri tarafindan, her ne kadar sonuçta hiçbir somut basari elde edilememisse de o dönemde bu gruplarin Hiristiyan gruplardan sonra potansiyel olarak “ihtidaya”[17] en açik kesimler olarak telakki edildiklerine süphe yok. Iste bu yüzdendir ki MH’da yer alan yazilarin Osmanli topraklarindaki faaliyetleri hakkindaki raporlarda yerli Hiristiyanlardan sonra en çok bahsi geçen gruplar arasinda Yezidiler, Dürziler, Nusayriler ve Kizilbaslar da vardi. Biz yazimizin geri kalan kisminda misyonerlerin benzeri diger gruplara nispeten daha geç “kesfettikleri” Kizilbaslar[18] hakkindaki kayitlarinin elestirel bir okumasini sunup, ardindan “Protestant Kurd” Ali Gako’nun[19] misyonerlerle olan macerasina göz atacagiz.

*****

MH okuyuculari “Kuzulbashlar” ile ilk olarak 1855 yilinin Subat ayinda tanisti. O esnada ABCFM’in Arapkir subesinde görevli misyoner Mr. Dunmore merkeze yolladigi Ekim 1854 tarihli mektubunun “Sözde Müslümanlar” baslikli kisminda Kizilbaslari okuyuculara söyle tanitmisti:

Bu bölgede daginik olarak yasayan sözde Müslüman bir mezhep var ki daha önce haklarinda hiçbir sey duymadiginizi zannediyorum. Adlari kelime anlamiyla ‘kirmizi bas’ demek olan Kuzulbash. Ama onlara neden bu adin verildigini henüz tespit edemedim. . . . Gerçekten de olaganüstü insanlar ve ilgimizi hakediyorlar. Her ne kadar Müslümanlar onlari kendilerinden saysalar da onlar Muhammet’in takipçisi degiller. Onlar Tanri’nin oglu Isa’ya inaniyorlar, en azindan bilebildikleri kadariyla... Hiçbir zaman ya da hemen hemen hiçbir zaman Müslümanlar gibi namaz kilmiyorlar, oruç da tutmuyorlar. Kendilerine özgü insanlar ve Incil’in mesajina açiklar... Bazi tuhaf inanislari ve putataparlikla alakali uygulamalari var. Mesela küçük siyah bir odun parçasi bulduklarinda bir evliyanin ya da atinin kalintisidir diye ona tapinmaya basliyorlar. Tarihleri ve inançlari hakkinda daha çok bilgi toplamayi umuyoruz. Türkler onlari da Kürtler gibi bes para etmez sapkinlar (heretics) olarak görüyor ve hiç umursamiyorlar ve sanirim hepsi açikça gerçegi [Hiristiyanligi] kucaklasalar bile o taraftan [Türklerden] ciddi bir güçlükle karsilasilmaz[20].

Baskalarinin ayak basmaya bile korktugu yerlere gitmekten çekinmemesiyle ünlü Mr. Dunmore, gelecek yaklasik on yil süresince misyonerlerin Kizilbaslara yönelik benimseyecekleri umut dolu vizyonunun temelini bu mektupla atmis bulunuyordu: Kizilbaslar Müslüman çogunluga baglilik duymayan nevi sahislarina münhasir bir gruptur. Her ne kadar bazi batil inançlari olsa da Isa’yi kabul ederler ve Hiristiyanliga açiktirlar. Hem de ihtida etmeleri durumunda Müslümanlar büyük olasilikla seslerini bile çikarmayacaklardir. Kendini görevine adamis bir misyoner açisindan o anda bundan daha iyi bir haber olamazdi herhalde, zira o vakte kadar hemen hemen tamamen Ermeniler ile sinirli faaliyetleri için Kizilbaslar yeni bir verimli alan teskil edebilirdi. Mr. Dunmore’un bu heyecani kisa sürede diger meslekdaslarini da saracak, Anadolu’da yeni yeni, umut vadeden Kizilbas cemaatleri tespit edilecektir.

Sürekli yeni Kizilbas cemaatler ve gene Kizilbaslar gibi Müslümanlar tarafindan sapkin olarak kabul edilip hor görüldügü gözlemlenen Kürt gruplar kesfetmeye devam eden misyonerler, bu iki grup arasindaki baglantiyi hemen çözemeyecektir. O an henüz farkinda degildi, ama Mr. Dunmore’un kendisi, yukarida alintiladigimiz mektubunda bahsettigi Kizilbaslarla karsilasmadan aylar önce bu kisilerin dindaslariyla tanismis, hatta onlarla yakin iliski kurmustu. Mektubunda Türklerin Kizilbaslar ile bir tuttuklarini söyledigi sapkin Kürtler iste bu aslinda ilk iliskiye geçilen Kizilbaslardi. Mr. Dunmore’un sonraki mektuplarindan birinden ögrendigimiz üzere, bu Kürtçe konusan grup önemli Alevi ocaklarindan Aguiçen’e bagli bir Kizilbas asiretiydi.[21] Gene yukarida bahsi geçen mektubunun baska bir yerinde “Protestan bir Kürt reisi” diye bahsettigi Ali Gako da bu ilk temasa geçilen Kizilbaslarin basiydi. Henüz daha Türkçe konusan Kizilbaslar ile Kürtçe konusanlari arasindaki baglantinin kesfedilemedigi bir dönemde, Kizilbaslarin etnik kökenine dair ilk tezi Arapkir’den yazan Mr. Richardson adli misyoner Temmuz 1856 tarihli mektubunda ortaya atmisti:

“Kizilbaslarin Kürt olmadigi kesindir, çünkü Kürtçe konusmuyorlar ve Kürtler onlardan nefret ediyor. Kendilerine özgü bir lisanlari eskiden var olmus olsa bile simdi tamamen unutulmus olmali, çünkü su anda sadece Türkçe konusuyorlar. Osmanlilardan [da] tamamiyle farkli bir halk olduklari bu iki irkin birbirlerine karsi duyduklari büyük nefretten belli.”[22]

Mr. Dunmore, Mr. Richardson’in Kizilbaslarin etnik kökeni konusundaki fikrine katilmayacaktir, zira onun tanidigi Kürtler ile Kizilbaslar arasinda dil disinda hiçbir fark yoktur, dolayisiyla o, Kürtlerle Kizilbaslarin ayni kökenden geldiginden emindir. Mr. Richardson’i ve onun gibi düsünenleri yaniltanin ne oldugu hakkindaysa söyle bir açiklama getirir:

“Harput’un ovalarinda ve Arapkir ile Sivas bölgelerinde Kizilbaslarin Kürtçe degil de Türkçe konusuyor olmalari aslinda o kadar da tuhaf degil. Onlar uzun zaman önce göçebe hayati birakip köylere yerlesen ve tarimla ugrasmaya baslayan, böylece de Türklerle sürekli sekilde temas halinde olup dag Kürtleriyle hemen hemen tüm iliskilerini kesmis ve bu yüzden de zamanla Kürtçeyi unutmus Kürtlerin soyundan geliyorlar.”[23]

Her ne kadar bu etnik köken tartismasi açik bir sonuca ulasmayacaksa da Ali Gako ve asireti MH’da bundan sonra sadece Kürt degil, Kizilbas Kürt olarak tanimlanacaktir; yani Türkçe konusan Kizilbaslar ile Kürtçe konusanlari arasindaki baglantinin farkina varilmistir artik.

Kizilbaslarin etnik kökeni hakkinda karsit tezler öne süren Mr. Dunmore ve Mr. Richardson’in bölgenin özellikle de Islam dönemi tarihiyle ilgili bilgilerinin fazla olmadigi açiktir. Müstesriklerin kaleme aldiklari en temel literatürü dahi pek yakindan takip etmedikleri, mesela Kizilbaslar ve kökenleri hakkinda yazdiklari hiçbir yazida bu gruplarla Safeviler arasindaki tarihsel baglantidan haberdar olduklarina dair bir ipucu vermemelerinden belli oluyor. Ayrica her bir misyonerin gözlem yaptigi alan dogal olarak oldukça sinirliydi ve kendine özgü yerel dinamiklere sahipti, ancak bütün bunlar misyonerlerin konu hakkinda kesin dille büyük genellemelerde bulunmalarini engellemiyordu. MH’in sayfalarinda yer alan Kizilbaslarin etnik kökenine dair kisa tartisma hizla yerini misyonerler açisindan çok daha önemli olan Kizilbaslarin dini kökenleri sorusuyla yer degistirecek, ancak son derece sinirli bilgi ve gözleme dayali olarak bu gruplar hakkinda büyük spekülasyonlarda bulunma egilimi artarak devam edecektir. Simdi kisaca bu konudaki tezlere bir göz atalim.

Mr. Dunmore’un Kizilbaslarla ile ilgili ilk mektubunda bu kisilerin inançlarina dair üç gözlem yer aliyordu; ancak sözde Müslüman olduklari, bilebildikleri kadariyla Isa’ya inanip Incil’i benimsemeye açik olduklari ve bir takim tuhaf batil inançlari oldugu. Kizilbaslarin neden yalnizca sözde Müslüman olduklari ve dinlerindeki “batil inançlarin” yogunlugu bir süre sonra Mr. Dunmore tarafindan çok daha “teknik” bir sekilde açiklanacaktir. Kizilbaslar ancak sözde Müslümanlardi, çünkü “onlar kiliç zoruyla Müslüman yapilmis Hiristiyan bir irkin neslindendir.” Kuranikerim’e ve Muhammed’e degil Incil’e ve Isa’ya inaniyorlardi, ama Müslümanlardan korktuklari için Isa’yi Ali adiyla aniyorlardi.[24] Mr. Dunmore’un bu iddiasini teyid eden Mr. Nutting, Adiyaman’da dinledigi Kizilbas deyislerinde Isa’dan “Allah’in Arslani” olarak söz edildigini bile tespit etmisti.[25] Aslinda Urfa’da görevli olan Mr. Nutting, kismen de Adiyaman’da mevcut bu 15, 000 kadar Isa dostuna yakin olmak için bir süreligine çalismalarini o bölgeye kaydirmaya karar vermisti.

Alevilerin batil inançlari konusuna gelince, Yozgat subesinde görevli Mr. Ball bütün bu inançlarin kökenini çok daha bilimsel görünen bir kavram ile, paganizm kavramiyla açiklamayi yerinde bulmustur:

“Kizilbaslar tam anlamiyla Müslüman olarak kabul edilemezler. Onlarin dini daha ziyade Hiristiyanlik, Müslümanlik ve paganizmin bir karisimi gibi görünüyor.”[26]

Bu paganizm kavrami, ne Mr. Ball ve ondan sonra bu kavrami kullananlar tarafindan tam anlamiyla tarihsellestirilmis ne de nasil anlasilmasi gerektigi ayrintili bir sekilde açiklanmistir. Bununla birlikte bu muglak kullanimiyla paganizm artik Kizilbas dininin tarifinde olmazsa olmaz bir nitelik kazanmistir.

Aslinda Mr. Ball’un kendisi ayni mektubunda, misyonerlerin Kizilbaslik hakkinda bu tip büyük tezlerle ortaya çikmalarinin ne derece sorunlu girisimler oldugunun ipuçlarini vermistir:

“[Kizilbaslarin] dini inançlari hakkinda kesin bilgi edinmek çok zor, çünkü Müslümanlarin gerçek kimliklerini ögrenmelerinden asiri derecede korkuyorlar.”[27]

Gerçekten de o dönemde Kizilbaslarin inançlari konusundaki meshur ketumluluklari MH sayfalarinda sik sik dile getirilen bir durumdur. Ancak misyonerlerin Kizilbaslik hakkinda yeterli bilgi edinmelerini engelleyen tek sey bu degildi. Her seyden önce misyonerlerin büyük kismi ve görebildigimiz kadariyla Kizilbaslar hakkinda yazanlarin tümü yerli halkla dogrudan iletisime geçebilmelerini saglayacak dilsel yetkinlikten yoksundular ve çogunlukla tercüman kullanmak zorundaydilar. Sik sik da edindikleri bilgiler dogrudan dogruya gözleme degil, bu tip, çesitli vesilelerle iliski halinde bulunduklari ve kendileri Kizilbas olmayan sahislardan duyduklarina dayaniyordu. Tabii bütün bunlar misyonerlerin yapmaya çalistiklari isin dogasindan kaynaklanan sorunlardi. Ancak gene de üzerinde düsünmeye deger olan, bilgi teminindeki bütün bu sinirlanmisliklarina ragmen bazi misyonerlerin Kizilbaslar ve Kizilbasligin kökeni hakkinda ciddi spekülasyonlarda bulunmaktan geri durmamis olmalaridir, zira her ne kadar sahiplerinin açikça bir bilimsellik iddialari yok idiyse de misyonerlerin bu spekülasyonlarinin zamanla ya dogrudan, daha siklikla da seyyahlar vasitasiyla akademik çevrelerin de konuyla ilgili soru ve yaklasimlarini önemli oranda sekillendirmis oldugu kanisindayim.[28]

Peki bu tezlerin genel misyonerlik söylemi içerisindeki islevi neydi? Bu soruyu yanitlamada misyonerlerin asil hedef kitleleri olan Ermenilerin dini inançlarina yönelttikleri elestiriler ile Kizilbaslik hakkinda yaptiklari gözlemler arasindaki paralelliklere kisa bir göz atmak aydinlatici olabilir. Misyonerlere göre Ermenilerin de sözde ait olduklari din ile olan iliskileri sadece yüzeyseldir ve çogunlukla dogudan gelen etkiler sonucu dinleri batil inançlarla örülmüstür. Ermenilerin misyonerlerce sik sik elestiri ve alayla karsilanan evliyalara baglilik ve kabir ziyaretleri türünden bu batil inançlari Kizilbaslarinkiyle önemli oranda örtüsmekteydi. Ayrica bu iki grubun da dini liderleri sürekli olarak cahillikle ve kendi halklarina karsi istismarci olmakla suçlanmaktaydi. Her ne kadar MH’da Kizilbaslar ile Ermeniler arasinda bu tür açik ve birebir bir karsilastirma yapilmamissa da her iki grup hakkinda yapilan gözlemlerin destekledigi sonuç herhalde asagi yukari ayniydi: Bu iki grubun da dini inançlari pek fazla “agirligi olan” cinsten degildi, dolayisiyla Protestanliga döndürülmeleri pek de zor olmasa gerekti. Mr. Herrick’in Kasim 1865’de kaleme aldigi sözlerinde, bu düsünce Kizilbaslara yönelik olarak söyle ifade ediliyordu:

“[Kizilbaslar hakkinda] artik bazi noktalar açikliga kavusmustur. (...) dini inançlari ve geleneklerinin onlari sikica baglayacak kadar agirligi ve cüssesi yoktur, Muhammed’e ve Kuranikerim’e olan inançlari da sadece sözde kalmaktadir. Iste bu yüzden, yaklasik 12 yil önce Protestan Ermeni kardeslerimiz onlara Incil’i götürdügünde onu kabul etmislerdir, her ne kadar bunu samimiyetle mi yoksa çikar umuduyla mi yaptiklarini bilmesek de.”[29]

Öyle görünüyor ki Mr. Herrick’e göre Kizilbaslarin dini –herhalde aynen Ermenilerinki gibi– Protestanlik ile ayni klasmanda degildi. Iste bu “hafifliklerinden” dolayidir ki Protestan Hiristiyanlar için Ermeniler ve Kizilbaslar en verimli çalisma alanlari olmaya adaydi. Burada dikkat edilmesi gereken bir husus da bu “hafifligin” aslinda bir “karisim” olma haliyle bir arada bulunmasi, hatta biraz ironikçe de olsa birincinin ötekinin bir anlamda nedeni olmasidir. [30] Bu baglamda hafiflik, saf ve otantik olandan farkli olarak özde birbiriyle hiçbir uyumu olmayan, adeta tesadüfen bir araya gelmis ögelerin karisimindan olusmanin veya saf ve otantik bir gelenegin disardan gelen yabanci etkilerle safligini yitirmesinin bir türevidir. Sürekli Incil’e yaptiklari vurgu ile bu saflik ve otantiklik iddialarini kanitlayip pekistiren misyonerler, “agirliga” haiz geleneklerinin en dogru temsilcileri olarak kendilerini de bu söylemsel yöntemle “hafif” dinlerin cahil ve sahtekar liderlerinden ayristiriyorlardi.

Peki misyonerlerin Kizilbaslara yönelik ilgisini bu kadar uzun süre canli tutan neydi? Misyonerlerin mektuplarina bakilirsa bu ilgiyi bu kadar uzun süre canli tutan, ilginin karsilikli olmasiydi. Dunmore’un Kizilbaslara yönelik ilk umut dolu teshisinden sonra Anadolu’nun farkli bölgelerinde görevli birçok misyoner merkeze yolladiklari raporlarda Kizilbaslara özel yer ayirip, bu ilginç insanlar tarafindan ne kadar dostane karsilandiklarina ve bu gruplarin Protestanliga ne kadar meyilli olduklarina dair haberler geçiyorlardi. Her seyden önce Kizilbaslar, misyonerlerin yaptiklari isi “aptallik” (foolishness) olarak görmeyip, kendilerini ilgi ve saygiyla dinliyorlardi.[31] Köylerini ziyaret eden misyonerlere bir çogu izzet ikramda bulunmayi da ihmal etmiyordu.[32] Bunun da ötesinde kendi dinlerinden artik koptuklarini ve Protestan olmaya hazir olduklarini açikça söyleyenler bile vardi. Mesela Adiyaman’da bir grup Kizilbasi ziyarete giden Mr. Nutting, bu insanlarin içinde bulunduklari ruh halini söyle yorumluyordu:

“Bu civarlarda kendi dinlerinden tatmin olmayan ve Incil’i arzulayan Kizilbaslar oldugunu biliyordum. Artik bu bölgedeki köylerde mevcut ibadetlerinden tatmin olmama halinin son derece yaygin oldugunu rahatlikla bildirebilirim.”[33]

Mr. Nutting’in söyledigine göre onun Adiyaman’a gelecegini duyan birçok Kizilbas, kendilerini ziyaret edip onlara Incil’i ögretmesi için haber yollamisti. Bunlar arasinda özellikle köylerini ziyaret etmesini rica eden bir grubun bu arzusunu yerine getirir Mr. Nutting. Bu köyde çadirina misafir oldugu asiret lideri “Ali Molah”[34] ona, yakin zamanda ikiyüz kisi ile birlikte dedelerinden, var oldugunu iddia ettigi kitaplarini görmeyi talep ettiklerini ve artik bu kitapta yazanin disinda hiçbir sey uygulamak istemedilerini bildirdiklerini söyler. Dede tek nüshanin mürsidinde oldugunu söyleyip kitabi çikaramayinca, Ali Mola ve yandaslari herkesin önünde onu reddetmis, artik hiçbir konuda dedelerine danismama karari almislardir. Ayrica kendi kendilerine o tarihten itibaren içki içmeyeceklerine, hirsizlik yapmayacaklarina, adam öldürmeyeceklerine ve ibadetlerini artik gizlice degil açiktan açiga ve hangi inançtan olursa olsun hiç bir insani dislamadan yapacaklarina dair de söz verirler.[35]

Misyonerlerin onlarin köylerini ziyaretlerine mukabil kimi Kizilbaslar da misyonerlerin sehirlerdeki merkezlerini ziyaret ediyorlardi. Bazilari pazar ayinlerine katiliyor, hatta köylerine ya da asiretlerine Incil’i ögretecek hoca talep ediyorlardi. Daha da önemlisi bunlar arasinda açikça Protestanligini ilan edenler bile vardi. Sivas’tan “Kizilbaslar—Yardim Lazim” basligiyla yazan Mr. Parsons, çevreden gördükleri bütün zulüm ve baskiya ragmen Protestanliklarinda israr eden böyle bir gruptan Ocak 1857 tarihli mektubunda söyle bahsediyordu:

“Geçen Ekim ayinda, bu kisilerden besi pazar ayinimize katildi ve ertesi günü beni çagirdi. Protestan olduklarini ve eski putlara tapma geleneklerini birakip yeni bir dine geçtikleri için zulüm görmekte olduklarini (persecution) söylediler. Köylerinin yöneticisi konumudaki bir Türk bunlari hapsetmis ve putatapar Kürt akrabalarinin kiskirtmasiyla bunlara zulmediyormus.”

Mektubun devaminda Mr. Parsons, bu gruptan olup aylar önce satin aldigi bir Türkçe Incil’i köyüne götürdügünden beri çesitli baskilara maruz kalan bir gencin basindan geçenleri anlatir. Bu inançli genç çocugun elinden önce Incil’i alinir, sonra bu genç çocuk hapse atilir ve ondan sonra da zorla dagdaki isyankar Kürtlere karsi savassin diye askere yollanir. Bu da yetmezmis gibi en sonunda zincire vurulup Istanbul’a sürgün edilir. Bütün bunlara “hiç geri adim atmadan, Incil’e olan inancini hiçbir zaman inkar etmeden” dayanmistir sözü edilen genç. Bu acikli zulüm hikayelerinden daha da acisi bu yeni Protestanlara yollanacak bir hocanin bile bulunmayis olmasidir diyerek mektubuna devam eden Mr. Parsons yazisini su mesajla sonlandirir:

“ Mahsul gerçekten çok bol ama çalisan yetersiz; buraya gelin ve bize yardim edin’ demekten kendimi alamiyorum. Amerika’da korkarim duyulmasi gerektigi kadar duyulmayan bu feryad kulaklarimiza tazelikle, yürek ezici bir mertlikle ulasiyor.”[36]

Buradaki amacimiz bu hikâyelerin gerçeklik payini ölçmek degil. Bununla birlikte hem Kizilbaslara hem diger gruplara yönelik anlatilan ihtida hikâyelerinde mevcut olan bir takim ortak temalari ve kaliplasmis anlatim tekniklerini tespit etmemiz yerinde olur. Herseyden önce dikkat çeken, bu durumlarin hemen hepsinde Protestanligi seçenlerin bu seçimlerinin dogrudan Incil’in etkisiyle meydana gelmis olmasidir. Bu temanin yayginligi bir yandan Protestanligin kitabi, dolayisiyla saf ve otantik boyutunun vurgulanmasi islevini görürken, ayni zamanda yeni Hiristiyanlarin samimiyetlerini kanitlamanin da temel söylemsel teknigidir. Ayrica her keresinde ihtida eden küçük bir gruptur ve Protestanligi seçmeleriyle eszamanli olarak çok daha dürüst ve ahlakli bir yasam sürmeye baslarlar. Hem de bu seçimlerinden dolayi çevrelerinden gördükleri zulüme ragmen inançlarina olan bagliliklarindan ödün vermezler. Konuyla ilgili mektuplarin çogunda bu küçük gruplarin çektikleri zulümlerin –çogu zaman pek de ayrinti verilmeden- vurgulanmasinin akabinde metin, kaleme alan misyoner tarafindan bir yandan gelecege yönelik cosku dolu bir öngörü, diger yandan da gerekenin yapilabilmesi için Amerika’daki destekçilerinden yardim talebi ile sonlandirilir. Bahsi geçen talepler bazen dogrudan para yardimi bazen de ek insan gücü niteligindedir. Bu özellikleriyle misyoner mektuplari çalisma raporu olduklari kadar, dokunakli ama sonu umut dolu sürükleyici hikâyeler anlatarak okuyucunun ilgisini canli tutmak ve ayni zamanda misyonerlik faaliyetlerine yaptigi destegi sürdürmesi yönünde okuyucuyu ikna etmek maksadiyla kaleme alinmis edebi mahiyet tasiyan metinler olarak degerlendirilmelidir.

Tabii ki misyoner mektuplarinin içeriklerini sadece okuyucu üzerinde belli etkiler yaratabilmek amaciyla ve belli kaliplar içerisinde anlatilan hayal ürünü hikâyelere indirgeyemeyiz. Diger bir deyisle, bazi Kizilbas gruplarinin misyonerlere -her ne kadar sunulan ideal kaliplar içerisinde olmasa da- ilgi göstermis olduklari muhakkaktir. Bu ilginin potansiyel olarak somut ve ciddi sonuçlari olabileceginin farkedilmesi uzun sürmeyecektir, zira Protestanliklarini ilan edip kendilerine Incil’in vazedilmesini isteyen Kizilbaslarin çok kritik bir baska talebi daha vardi ki o da siyasi korunmaydi. Deyim yerindeyse isin ciddiye bindigi tam da bu noktada misyonerler nasil davranmalari gerektigi konusunda ikilemler yasiyorlardi. Mesela 1856 yilinin Ekim ayinda ABCFM’in Sivas subesine, bu sehre 30-40 mil mesafedeki bir köyden bir grup Kizilbas gelip “Biz Protestaniz” deyince ve ardindan misyonerlerden kendilerini egitecek hoca ile birlikte çevreden gelen baskilara karsi siyasi korunma isteyince subede görevli Dr. Jewett ve yanindakiler ne yapacaklarini sasirirlar. Bu saskinligin nedenini Dr. Jewett söyle açiklar:

“Bu ‘yeni mühtedilere’ ne diyecegimizi sasirmistik. Müslümanliktan dönmüs birini korumaya çalismak bu bölgede henüz denenmemis bir sey.”[37]

Misyonerleri düsündüren aslinda iki soru vardi: Birincisi, bu yeni Hiristiyanlara Incil’i ögretmeleri için yerli halktan hoca yollansa, etraftaki komsu asiretlerin tepkisinin olumsuz olma ihtimali karsisinda yollanan kisilerin güvenliklerini saglamak zor olabilirdi;[38] ikincisi ve belki de daha önemlisi, Kizilbaslara yönelik tam tesekküllü bir girisim adeta hükümetin ve ortodoks Müslümanlarin tahammül sinirlarini test etmek anlamina gelebilirdi, zira Kizilbaslar sadece sözde de olsa Müslümandilar.[39] Ayrica bu tür bir çaba misyonerlerin Ermeniler arasindaki çalismalarini da tehlikeye atabilirdi. Dr. Jewett’in yazdigi mektubun “Saskinlik” baslikli kisiminda, Kizilbaslara yönelik çalismalarin doguracagi bu sorunlara deginilmesini takiben su sözler yer alir:

“Ama öte yandan, dogrudan Rabbimiz’den aldigimiz rehber Kitabimiz’a baktigmizda ‘Incil’i bütün yaratilmislara götürün’ emrini görüyoruz ve bunun otoritesinin herseyin üstünde oldugunu düsünerek, (hocalik için) uygun bir kisi bulundugu taktirde talepte bulunan bu Kizilbaslarin arzularini yerine getirmeye karar verdik.”[40]

Hakikaten de kisa bir süre için dahi olsa Baron Krikore adinda, MH’a göre eskiden Müslüman olan biri Sivas’ta Hiristiyanligi seçtigini söyleyen Kizilbaslara yollanir.[41] Ayni zamanda birkaç misyoner, “az sayida ve cahil de olsa bu insanlarin akilli ve güclü dostlari oldugunu” göstermek maksadiyla bölgenin mülki amiriyle baskilarin sona erdirilmesi konusunda gidip konusur.[42]

Ancak Kizilbaslarin istedigi sekilde bir siyasi koruma hiçbir zaman saglanmaz, çünkü onlarin bekledigi, kendilerine müdahale edilmeyecegine dair bir padisah fermanidir, aynen Protestan Ermeniler için çikartilmis olani gibi:

“Hemen hemen her gün her köseden [Kizilbaslar] arasinda bir hareketlilik, bir uyanma haberi aliyoruz. Diyorlar ki tek istedigimiz Ermenilerin Protestan olanlarinda oldugu gibi, dinimiz yüzünden taciz edilmeyecegimize dair bize de bir padisah fermani verilmesi. O zaman her konuda ona (sultana) boyun egeriz, bütün vergilerimizi öder, daha önce yaptigimiz gibi hirsizlik yapip adam öldürmeyiz.”[43]

Bu tip talepleri mektuplari araciligiyla merkeze ileten misyonerler sik sik 1856 yilinda çikan Islahat Fermani’na atifta bulunup, aslinda bu kisilerin Hiristiyanlik’a dönmesinde artik yasal hiçbir engelin kalmadigini belirtirler, ancak gene de –belki de üst kademelerden onay gelmediginden– Kizilbaslarin resmi anlamda politik korunma taleplerine olumlu yanit veremezler.[44]

Misyonerlerin Kizilbaslara yönelik risk almadaki isteksizliklerinin nedenlerinden biri de onlarin samimiyetleri hususundaki süpheleriydi. Her ne kadar özellikle ilk yillarda konu hakkinda yazilan mektuplarin çogunun genel havasi son derece iyimser ve coskulu idiyse de satir aralarinda bu tür süphelerin varligini ve zamanla arttigini farketmek hiç de zor degil. Mesela, Kizilbaslara yönelik ilginin nispeten azaldigi bir dönemde, 1869 yilinda misyonerlik faaliyetlerinin Bati Anadolu kanadi kismi hakkinda kaleme alinan bir raporda sunlar yazilmisti:

“Kizilbas Kürtler gene kendilerine hoca gönderilmesi için talepte bulunuyorlar. Bir önceki pazar ayininde yedisi hazir bulundular; onlar kadar dikkatli dinleyici hiç görmemistim. Artik biraz anlamaya basladigim Sark sahtekarligini göz ardi etmeksizin bile duruma baktigimda, Incil’in ne söyledigini bilmek arzusunda olduklarina inanmak disinda bir sey yapamiyorum. Bazilari Protestan olarak kayda geçirilmek istediklerini bile söyledi. Bu adimi atarlarsa, çok uzun sürmeden onlara hocalar yollayip bu tür taleplerde bulunmalarinin dünyevi kaygilar disinda nedeni olup olmadigini kesin olarak belirleyebilmeliyiz.”[45]

Aslinda Protestanlik’i seçmis Kizilbaslarin niyetlerinin kismen ya da tamamen dünyevi olmasi tek basina o kadar da kaygi verici bir durum degildi, hatta büyük olasilikla çogu ihtida durumlarinda sik sik söz konusu olmus, bir anlamda misyonerlerin alismis oldugu türden ikilemlerdi bunlar. Itici gücün ilk anda dünyevi motiflerde bulunmasi dinen de illa ki sorunlu bir sey degildi, zira bu ilk hareketler uzun vadede daha anlamli sonuçlar dogmasina vesile olabilirdi. Bu açidan Kizilbaslara yönelik kaleme alinmis asagidaki ifade ve benzerleri ilginçtir:

“Niyetlerinin mümkün olanin en kötüsü oldugunu itiraf etsek bile, kim diyebilir ki Tanri onlarin ihtidasini kutsamayacaktir ve belki de onlari Imparatorlugun ortodoks Müslümanlarina ulasmak için araç yapmayacaktir.”[46]

He ne kadar Anadolu halkinin iç dinamikleri hakkinda daha derin bilgiye sahip biri için, Protestan olmus bir grup Kizilbasin ortodoks Müslümanlarin Hiristiyanlasmasina vesile olabilecegi fikri bir safdillik olarak görülebilse de burada önemli olan, din degistirme olaylarinda pragmatizmin yerinin olabilecegini misyonerlerin kendilerinin de kabul etmis olmalaridir. Dolayisiyla Kizilbaslarin samimiyeti konusunda asil rahatsizlik veren büyük olasilikla onlari harekete geçiren güdünün niteliginden çok, Protestanlik iddiasinda olmalarina ragmen bu konuda attiklari somut adimlarin yetersizligiydi. Bu somut adimlar arasinda, ihtida eden gruplarin Hiristiyan olarak kayd edilip vaftiz edilmesi, ilerleyen zamanla kendi kiliselerinin kurulmasi ve çevreye Incil’in vazedilmesi konusunda etkin rol almalari vardi ki bu konularin hemen hemen hiçbirinde Kizilbaslarin hareket etmeye hazir olduklarina dair bir isaret mevcut degildi.

*****

Yukarida özetlemeye çalistigimiz Amerikan misyoner ve bazi Kizilbas gruplari arasindaki iliskinin iç dinamiklerini simdi de Ali Gako ve asiretinin misyonerlerle olan temaslarina yakindan bir göz atarak, yani belli bir örnek üzerinde biraz daha netlestirmeye çalisalim. Amerikan misyonerlerin Kizilbaslar ile iliskisi yukarida da belirttigimiz gibi aslinda Ali Gako ile baslamisti. O hiç tartismasiz en meshur ve MH okuyucularinin en yakindan tanidigi Kizilbas kökenli Protestandi, zira Kizilbaslardan bahseden raporlarin çogunlugunda adi geçen ve uzun süreli takip edilen tek isimdi. Çemisgezek civarlarinda yari göçebe bir yasam süren ve pek de büyük olmayan bir asiretin reisi olan Ali Gako ile MH okuyuculari, Mr. Dunmore’un yukarida alintiladigimiz mektubundan önce Mr. Clark vasitasiyla tanismislardi. Ancak kisa sürede, Kizilbaslarin ihtidasi konusunda en umut dolu ve coskulu misyoner olarak belirginlesen Mr. Dunmore ile Ali Gako arasinda yakin sayilabilecek bir iliski kurulacaktir. Dergideki sunulus sekliyle bu hikâyenin basoyuncularindan Mr. Dunmore cesur ve isine sadakatle bagli ideal bir misyoner, Ali Gako ise Hiristiyanliga karsi gösterdigi samimiyetiyle ideal bir mühtediydi.

Dunmore’a göre hersey 4-5 yil evvel Ali Gako’nun eline bir Incil nüshasinin geçmesiyle baslar. Ali Gako Incil’i defalarca okur ve iyice ikna olduktan sonra bu sefer kendi asiret halkina Incil’i ögretmeye koyulur.[47] Mr. Dunmore’un bu bilgileri nasil edindigini bilmiyoruz, ama ilginçtir ki kendisinin daha sonraki mektuplarindan birinden Ali Gako’nun aslinda okuma yazma bilmedigini ögreniyoruz.[48] Eger ortada nedeni belirsiz bir karisiklik durumu yoksa, misyonerlerin ihtida hikâyelerinde belli kaliplari, bazen de pek düsünmeksizin nasil kullandiklarinin iyi bir örnegi ile karsi karsiya oldugumuzu söylemek herhalde yanlis olmaz. Mr. Dunmore’un Ali Gako’ya yönelik idealizasyonunun izlerini aslinda onun hakkinda kaleme aldigi hemen hemen her satirda görmek mümkün. Mesela ilk görüsmelerinden biri vesilesiyle Mr. Dunmore Ali Gako’yu söyle tasvir ediyor:

“Tabii ki meshur Protestan reis Ali Gako’yu görmek için büyük bir arzu duyuyordum. Kirk yaslarinda, uzun boylu, görünüs itibariyle mert, yumusak ve mütevazi bir adam, diger asiret liderleri gibi debdebeli bir giyim tarzi yok. Dis görüntü itibariyle öyle belirgin bir özellige sahip degil, ama gene de tavirlarinda çekici ve soylu olan bir sey var. Baskalari arasindan zekasi ve degeriyle hemen seçilebilir biri ve yanindakiler de onun bu özelliklerini teslim ediyorlar. Etrafindakiler arasinda maneviyatini, Tanri’nin sözünü yakindan inceleyip gerçegi arayacak kadar önemseyen tek kisi o gibi. Belli ki o gerçegin samimi ve dürüst bir arayani.”[49]

Mr. Dunmore’un Ali Gako’nun samimiyeti hakkinda hiçbir süphesi yoktur. Onun bikmadan usanmadan Incil dinlemek istedigini ve duyduklarina da ancak ve ancak akliyla tamamen ikna olduktan sonra inandigini vurgulayarak Mr. Dunmore Ali Gako’nun bu samimiyetini okuyucularina da göstermeye çalisir. Ali Gako’nun Harput’taki misyoner merkezine yaptigi ziyaretlerinden birinden bahsederken söyle yazar Mr. Dunmore:

“Özellikle açik ve aktif beyninin çalismasini seyretmek ve kabul etmeden önce büyük bir dikkat ve titizlikle her noktayi, her gerçegi irdelemesi ilgimi çekiyordu. Mantikli bir seyi algilayip degerlendirmesi çok hizli, ama mantiksiz bir seyi kabul etmesi yavasti.”[50]

Mr. Dunmore’un Ali Gako’nun samimiyetine yönelik inancini teyid edecek sahitleri de vardi. Mesela Ali Gako ile ilk görüsmesinde tercümanlik yapan Nicogos, bu asiret liderinin Hiristiyanliga bagligindaki samimiyete duydugu hayranligi söyle ifade eder:

“Beni çagirttiginda oturup mütevazi bir Hiristiyan gibi benimle konusmaya basladi. Inancima ve Hiristiyanligimi nasil yasadigima dair beni sorguladi; Incil’in içerigi ve manevi hayat hakkinda o kadar bilgiliydi ki hayret ettim. (...) Protestanlik inanci ve uygulamalari hakkindaki sorgulamalari bittikten sonra, ‘Simdi ben sana bizim neye inandigimizi ve neler yaptigimizi söyleyeyim. Biz Incil’e inaniyoruz ve baska bir kitap tanimiyoruz. Muhammed’i tanimiyor, Isa’ya inaniyoruz, o Tanri’nin oglu, tek kurtaricimizdir. (...) Biz Protestaniz. Biz [de] yil da bir kere Asai Rabbani (Lord’s Supper) ayinini kutluyoruz. Biz bunu Incil’i bulmadan önce de yapiyorduk, ama simdi Incil’e göre yapiyoruz, aynen Kurtaricimiz [Isa’nin] yaptigi gibi. Bir kilisemiz ve girmek isteyenleri sinamaya tabii tutan bir komisyonumuz var; sinanan kisi iyi biri degilse [kilisemize] almayiz. Eger iki kisinin aralarinda bir kavga olmussa veya birbirlerine düsmanlarsa onlari Rabb’in sofrasina gelmeden önce baristiririz.”[51]

Ali Gako’nun agzindanmis gibi yazilan bu satirlar oldukça ilginç, zira Protestan olmus bir Kizilbas, ibadet olarak olarak yaptiklarini anlatirken bildigimiz cem ayinini açikça çagristiran bir tören betimlemektedir. Öte yandan, adeta eskiden beri bir tür Hiristiyan olduklarini ve Mr. Dunmore da dahil olmak üzere bazi misyonerlerin Asai Rabbani ayininin bir devami olarak gördükleri cem ayinini, aslinda eskiden beri gerçekten de bu niyetle yaptiklarini ima etmektedir. Bu durumda mektupta Ali Gako’ya atfedilen “Biz Protestaniz” cümlesiyle tam olarak ne kastedildigi konusunda bir muglaklik ortaya çikmaktadir. Bu muglakligin eszamanli olarak, bir yandan Ali Gako’nun samimiyetle Protestanligi seçtigini, öte yandan da Kizilbaslarin eskiden beri devam eden bir Hiristiyanlik baglantilari oldugunu kanitlamak çabasindan mi kaynaklandigi, yoksa Ali Gako’nun söylediklerinin bilinçli veya bilinçsiz, belki de iki asamali bir tercüme sonucu yanlis mi yorumlandigi sorusuyla karsi karsiya kaliyoruz.

MH’da yazilanlara bakilirsa Ali Gako Protestanligi konusundaki samimiyetini hareketleri ile de gösteren biriydi. Protestan oldugundan beri komsu asiretler ile baris içerisinde yasamaya çalisiyor, onlar saldirsa bile karsilik vermiyordu.[52] Ayrica Izmir’den memleketi olan Çemiskezek’e Protestan olarak dönen bir Ermeni'yi, bu kisinin kendi cematinin husumetine karsi da o korumustu.[53] Basta kendi asiretinin üyeleri olmak üzere etrafindakileri de etkilemekten geri durmuyordu Ali Gako. Mesela ilk baslarda misyonerlere çok düsmanca davranan hizmetkâri Musto bile zamanla tavirlarini yumusatmis ve misyonerleri takdir etmeye baslamisti. Mr. Dunmore kanaliyla, kendi agzindan Musto’nun geçirdigi degisim söyle anlatilir:

“Garabed vazetmek için bize ilk geldiginde onu öldürmek istemistim, ama simdi onu sürekli dinlemek istiyorum ve Incil’den baska rehber tanimiyorum.”[54]

MH’a yansidigi kadariyla Mr. Dunmore Ali Gako’nun köyünü üç kere, akrabasi Yusuf Aga’nin köyünü bir kere ziyaret etmistir. Ali Gako’da iki kere Mr. Dunmore’a iadeyi ziyarette bulunmustur. Bunlardan ikincisinde Ali Gako yanindaki bir grup arkadasiyla Mr. Dunmore’un evinde bir süre kalmis ve bu esnada asiretinin Protestan oldugu takdirde siyasi koruma altina alinip alinamayacagini sorusturmustur.[55] Bu ziyaret hakkindaki kayida kadar Mr. Dunmore’un mektuplarinda Ali Gako’nun siyasi korunma istegi hakkinda bir belirti yoktur. Ancak konuyla ilgili MH’daki bu ilk kayit, basindan beri misyonerlerle olan baglantilarinda asireti için siyasi korunma hakki almanin Ali Gako açisindan merkezi bir konu oldugunu açikça gösteriyor:

“Protestan Kürt (asiret) reisi diye bilinen Ali Gako’nun bir grup adamiyla evimde bir süre kalmalarinin üstünden bir ay geçti. Ayni ilk gördügümdeki gibi yumusak basli olan bu adam halen manevi rehberlik istiyor. Bölgesinde bir okul kurulmasi konusunda çok hevesli, ama çok iyi biliyor ki hükümetten korunma almadan böyle bir sey mümkün olamaz. Aslinda buraya gelmesinin temel gayesi bu dilegini bildirmek ve Protestanlarin gelecekte nasil korunacagina dair bana danismakti. Çok üzülmeme ragmen ona bu konuda cesaret veremedim, onu gene eli bos olarak geri yollamak zorunda kaldim.”[56]

Belli ki Mr. Dunmore, Ali Gako ve asiretine siyasi koruma saglanamamasindan dolayi üzgündür, ancak kendi basina bu açidan yapabilecegi bir sey de yoktur, zira öyle görünüyor ki bu onu asan bir konudur.

Peki Ali Gako’nun ve diger Kizilbaslarin talep ettigi siyasi korunmanin mahiyeti tam olarak neydi? Bu konuda çok ayrintili bilgimiz yok, fakat konunun 1850 yilinda Amerikali misyonerlerin ve onlari destekleyen Ingiliz ve Amerikali diplomatlarin baskilari sonucu Osmanli Hükümeti’nin Protestanlari ayri bir cemaat olarak resmen tanimasi ile yakindan ilgili oldugu süphesiz. Yani öyle görünüyor ki Ali Gako Protestanlara saglanan bu siyasi koruma semsiyesinden faydalanmak beklentisindeydi. Bu açidan bakildiginda Ali Gako ile Protestan misyonerlerin ilk temaslarinin 1853 yili civarlarinda, yani Protestanlarin Osmanli Hükümeti tarafindan resmen taninmalarini takiben meydana gelmis olmasinin da tesadüfi olmadigi hakli olarak düsünülebilir. Ayni dönem Osmanli Hükümeti’nin bölgedeki asiretleri daha siki bir sekilde kontrol altina alma çabalarinin da yogunlastigi bir dönemdir. Dolayisiyla o yilllarda siyasi yönden en güçlü ve en iyi korunan cemaat olarak tanimlanan Protestanlarin askerlikten muafiyet basta olmak üzere çesitli ayricaliklarindan faydalanmak, Ali Gako’nun Protestan misyonerlerle temasa geçmesinin basat itici gücü olmus olsa gerek. Misyonerler ile baglantiya geçen ve onlara Protestan olabilecekleri yönünde mesajlar veren diger birkaç Kizilbas grubunun da Ali Gako’dan esinlenerek bu tür girisimlerde bulunmus olmalari olasiligi mevcuttur, zira Çemiskezek disindaki Kizilbaslar arasinda bile meshur Protestan Ali Gako’nun tanindigini MH’ya yansiyan haberlerden ögreniyoruz.[57]

Ali Gako’nun Protestanligini kurumsallastirma yönünde attigi en önemli somut adim asiretine belli bir maas karsiliginda adini daha evvel de duydugumuz Baron Krikore’u hoca olarak tutmasidir. Bu olay Mr. Dunmore’un bir mektubunda ayrintili olarak anlatilmistir.[58] Mr. Dunmore’un anlattigina göre, tercümani Baron ile Ali Gako’nun köyüne vardiklarinda tesadüfen ayni gün köyde geceleyen bir devlet görevlisi ile karsilasirlar. Istanbul’dan gelip yörenin kaymakamini ziyarete gitmekte olan bu kisi ile tartismaya girmemesi için Mr. Dunmore’un, tercümani Baron’u uyardigini özellikle belirtmesi ilginçtir. Hep birlikte Ali Gako’nun evinde misafir olan bu üçlü ile ev sahipleri arasinda Kürtlerin cahilligi ve fakirligi hakkinda ilginç bir konusma geçer. Ali Gako’nun kendi asireti ve çevre asiretlerin içinde bulunduklari geri kalmisliktan dolayi üzüntüsünü belirtmesi üzerine, hükümet görevlisi sahis küçük bir maas karsiliginda asiretin çocuklarini egitecek bir hoca tutmasini tavsiye eder ona. Ali Gako bu öneriye cevaben, bu yönde daha önce girisimleri oldugunu, ama para karsiliginda bile kimsenin gelip onlarin arasinda hocalik yapmayi kabul etmedigini söyler:

“Kimse bizim maneviyatimizla ilgilenmiyor, bir hoca bulsak bile ancak para için gelir buralara. Bir keresinde burada hocalik yapmasi için bir adam bulmustum, hem de iyi para ödemistim, ama zamaninin yarisini agaçlarin altinda gölgede uyumakla geçiriyordu. Zaten alti ay kalip daha çocuklara alfabeyi bile tam ögretmeden ayrildi, ondan beridir de kimseyi bulamadim.”[59]

Bunun üzerine Baron konusmaya karisip, kendisine makul bir ücret verdigi takdirde orada kalip asiretin çocuklarina hocalik yapmaya hazir oldugunu bildirir. Ali Gako da büyük bir memnuniyetle bu teklifi kabul eder ve hemen oracikta baharda bir okul binasi kuracagina dair söz verir. Ali Gako, Baron’u hem çocuklarina okuma yazma ögretsin diye hem de kendisine dini konularda rehberlik yapsin diye tutmustur. Ayrica Ali Gako’nun samimiyetle itiraf ettigi gibi, Baron’u maasli olarak tutmasinin bir üçüncü nedeni daha vardir ki o da kendisine hesaplarini tutmasinda yardimci olmasidir. Derhal o pazartesi günü Ali Gako’nun çocuklarina Türkçe okuma yazma ögretmeye koyulan Baron’un bu görevde en az birkaç ay kaldigini MH’in daha sonraki sayilarindan ögreniyoruz.[60] Ali Gako’nun Baron’u asiretine hoca olarak tutmasi hikayesinde ilginç olan birkaç nokta var. Birincisi, bu hareketiyle Ali Gako, Mr. Dunmore ve MH okuyucalarinin gözünde Hiristiyanlik konusundaki samimiyetini pekistirmistir. Hikâyenin ikinci ve belki de daha önemli mesaji ise, Protestan misyonerlerin yerli halkin manevi gelismesi ile birlikte maddi anlamda uygarlasmasi yolunda da etkilerinin varoldugunu göstermesidir. Yani burada Protestanlasma ile maddi anlamda uygarlasma iç içe geçmis iki olgu olarak karsimiza çikiyor anlatilan. Tabii hikâyenin kurgusunun bu konuda Osmanli Hükümeti’nin basarisizligini öne çikaracak sekilde tasarlanmis olmasi da dikkat çeken diger bir husus. Sonuç olarak mevcut anlatilis sekliyle, yerli misyoner Baron Krikore’un ücra bir dag köyünde, derin bir fakirlik ve cahillik ortaminda yasayan Ali Gako’nun asiretine hocalik yapmayi kabul edisinin öyküsü, misyoner faaliyetlerinin sadece dinsel degil, ahlaksal mesruiyetinin de var oldugunu gösterme çabasina isaret etmektedir.

Ancak bütün bu gayretlere ve Mr. Dunmore’un umut dolu öngörülerine ragmen Ali Gako’nun bir süre sonra izi kaybedilecektir. Gerçekten de 1855-1861 yillari arasinda asagi yukari 20 tane Ali Gako ve diger baska Kizilbas gruplarindan bahseden yazinin varligina karsilik 1861-1880 yillari arasinda Kizilbaslardan bahseden mektup sayisi 6 civarlarina düser. 1880 tarihinden sonraysa Kizilbaslara deginen, uzun araliklarla kaleme alinmis ve en sonuncusu 1890 tarihli ancak üç yazi yer alir MH’da. Tam da Kizilbaslarin Protestanligi benimsemekte bir geçis dönemi yasadiklari seklinde son derece iyimser haberlerin geçildigi 1861 yilindan itibaren[61], genel olarak Kizilbaslar özel olarak da Ali Gako’dan bahseden yazilarin sayisinda aniden belirgin bir düsüsün meydana gelmesindeki sebebin ne oldugunu kesfetmek aslinda o kadar da zor degil, zira o yil yasli misyoner Mr. Dunmore gittikçe bozulan saglik kosullari nedeniyle Istanbul’da yeni bir göreve atanir.[62] Iki yil sonra da Mr. Dunmore’un Amerika’da öldügüne dair bir haber çikar MH sayfalarinda. Ölüm haberini veren yazida, özellike baskalarinin gitmeyi göze alamayacagi yerlere bile misyonerlik davasi ugruna gitmekten çekinmemesinden ve yerli halki kendine baglamada gösterdigi yetenekten dolayi övülen Mr. Dunmore, kaderin cilvesine bakin ki saglik nedeniyle geri döndügü ülkesinde eceliyle degil Teksasli bir adamin silahindan çikan kursunla ölmüstür:

“Korkusuzca Kürtler arasinda yaptigi geziler yüzünden biz sik sik onun hayatindan endise ederdik, ama hiç düsünmedik ki Amerika’da suikastçi Kürtlerden daha beter ellerde hayatini kaybedecek.”[63]

Mr. Dunmore’un 1861’de Anadolu’dan ayrilmasindan 1880 yilina kadar geçen süre boyunca konumuzla alakali çikan yazilarda, her ne kadar Protestan oldugunu söyleyen Kizilbaslarin samimiyetleri konusunda artik daha açik olarak tereddütler ifade edilmeye baslanmissa da genel olarak bu alandaki çalismalarin uzun vadeli kazanimlar göz önüne alinarak devam etmesi yönünde görüs bildirilmistir. Amerikali misyonerlerin Kizilbaslara karsi tavrinda gerçek anlamda köklü bir degisim, Mr. Perry adli bir misyonerin 1880 tarihli mektubuyla kendini gösterir. Konu hakkinda kaleme almis oldugu ilk raporda Mr. Perry, bu degisimin sinyallerini Kizilbaslarin dinlerini yorumlayis sekliyle vermistir:

“[Kizilbaslarin] dini, paganizmin Islamin gelenek ve görenekleriyle sekillenmis bir kalintisidir; ama benim için özellikle ilginç olan gerçek, kendi kendileri neye dayandiklarini bilmeseler bile onlarin panteist bir millet olmalaridir. Inançlarini anlatmaktaki sahtekarliklari bile panteistçe. Mesela köylerine gittigimizde basimiza üsüsürler, Incil’imize olan sevgilerini gösterip onlara içerigini vazettigimiz sürece bizi dinlerler. Ayni zamanda Kitabi Mukaddes’in üç kitabini da kabul ettiklerini, Kuranikerim’i reddettiklerini söylerler. Ancak çogunlukla ertesi gün bu üç kitabin yanisira 101 kitabi daha kabul ettiklerini ögrenirsiniz ki bu da hiç birini kabul etmemekle ayni anlama gelir. Isa’nin ilahiligini de bizimle birlikte tasdik ederler, ama kisa bir süre sonra görürsünüz ki ayni derecede saygiyi Ali’ye ve baska birçoklarina daha gösterirler, hatta seyhlerinin bile ilahi nitelikte olduguna inanacak kadar ileri giderler.”[64]

Mr. Perry’nin Kizilbaslarin dinini yorumlayis sekli daha önce bu konuda yazilanlardan çok önemli farkliliklar içermektedir. Herseyden önce Mr. Perry Kizilbaslikta herhangi bir eski Hiristiyanlik baglantisi görmemektedir, ayrica Kizilbaslarin Incil’e ve Isa’ya gösterdikleri ilgiyi açikça hafife almaktadir. Mr. Perry’e göre Kizilbaslarin Incil’e ve Isa’ya gösterdikleri ilgi ciddiye alinacak nitelikte degildir, çünkü kendileri farkinda olmasalar da onlar panteisttir ve neredeyse hemen her seyi ilahi saymaktadirlar. Mr. Perry’nin Kizilbasligi tanimlarken kendinden önce bu konuda yazan misyonerlerden farkli olarak, Hiristiyan ögeleri azimsayip panteizm kavramini vurgulamasi son derece anlamlidir, zira bu sekilde Mr. Perry, selefleri Mr. Dunmore ve onun yaklasimini benimsemis olan diger misyonerleri açikça olmasa da elestirmekte ve onlarin Kizilbaslar hakkindaki iyimser yaklasimlarina dayanak olan kuramlarinin bir anlamda altini oymaktir.

Aslinda Mr. Perry, Mr. Dunmore’un basini çektigi Kizilbaslara yönelik umut dolu yaklasima karsi en güçlü bombasini mektubunun ilerleyen satirlarinda kullanacaktir:

“Bahsigeçen 50 ailenin Protestanligi kendilerine özgüdür ve bizim Kalvinist ögretilerimizle ilgili degildir. Kendi aralarinda çikmis yeni bir mezhep, paganizmin bir kalintisi olan ve seyhlige aday kisinin bu mevkiye çikabilmesi için gerekli olan Kutsal Çubuk’un kullanimini protesto etmistir. Bu âdete karsi savas açmis olan bu ‘Protestanlar’ (...) çok zulüm görmüslerdir ve bu esnada iki liderleri sürgün edilmistir.”[65]

Mr. Perry burada Mr. Dunmore ve diger misyonerlerin büyük bir hata yaptiklarini ve Kizilbaslarin Protestanliktan ne kastettiklerini tamamiyle yanlis yorumladiklarini ima etmektedir. O, üç yil sonraki baska bir mektubunda belki biraz daha yumusatarak bu iddiasini tekrar eder:

“Bu Protestan Kürtler bizim anladigimiz anlamda Protestan degiller. Bu, kendi Kizilbas inanç sistemleriyle baglantili bazi pagan ayinlerini reddeden bir reform hareketi, ama bu reforme olmus aileler digerlerinden farkli olarak Hiristiyanligin gerçeklerine daha yakinlar ve onlari kabul etme yönünde belli ölçüde arzulu görünüyorlar.”[66]

Mr. Perry’nin adeta bagimsiz bir Kizilbas Protestanligi olarak yorumladigi bir reform hareketinden bahsetmesi ilginç, çünkü gerçekten de o dönemde Kizilbaslar arasinda Çelebi Bektasileri’nin girisimleriyle tarikçi-pençeci seklinde bir ayrim meydana gelmistir. “Serçesme Haci Bektas'tir” sloganiyla dede ocaklari etrafinda organize olmus Kizilbaslarin dogrudan Haci Bektas tekkesine baglanmasi yönünde çaba sarfeden Bektasiler, paganlik göstergesidir diyerek küçümsedikleri, belli agaçlarin dalindan yapilan ve tarik ya da erkân adiyla anilan çubugun cem ayinlerinde kullanimina son verilmesi ve onun yerine pençenin, yani elin kullanilmasi yönünde Kizilbaslara telkinde bulunuyorlardi. Bu girisimlerin sonucunda daha önce tarik kullanan ve dede ocaklarina bagli bazi Kizilbas cemaatleri ayinlerinde pençe kullanmaya baslamis ve Haci Bektas Tekkesi’ni ocak olarak tanimislardir. Ancak bu pençeci Kizilbaslara Protestan veya benzeri baska bir adin verildigine dair herhangi bir bilgi elimizde mevcut degildir.[67] Bu durumda Mr. Perry’nin adlandirma konusundaki analizinin ne derece saglikli oldugunu sorgulamak durumundayiz. Bir olasilik Mr. Perry’nin kendisinin Kizilbaslar arasinda olup bitenler hakkinda duyduklarini yanlis yorumlamis olmasidir. Diger bir olasiliksa Mr. Perry’nin, seleflerinin Kizilbaslar konusunda yaptiklari hatanin yanlis bir anlamadan kaynaklandigi biçiminde bir açiklamayi bazi nedenlerden dolayi tercih etmis olmasidir. Yani, uzun süre haklarinda yazilan çok sayida umut dolu ve yardim talepleriyle sonlandirilan rapordan sonra, Kizilbaslarin Protestanliga geçmeleri konusunda herhangi bir somut basari elde edilememesinden dolayi MH okuyuculari indinde yaratilmis olabilecek hayal kirikligi olasiligina karsi Mr. Perry böyle bir yakistirmada bulunmus olabilir. Onun 1880 tarihli mektubunda, Kizilbas Kürtlerin hem yörelerinde misyoner okullarinin açilmasi hem de çocuklarini sehirlerdeki misyoner okullarina göndermeleri konusundaki isteksizliklerinden yakinmis olmasi böyle bir okumayi destekler mahiyettedir.[68] Demek ki Mr. Perry’nin Kizilbaslarin dini inanç ve tavirlari konusunda kaleme aldigi revizyonist tezler, bu gruplar arasinda halen sinirli bir sekilde de olsa devam eden çabalarin bosa çikmasi haliyle eszamanli olarak gelismis ve belki de ikincisi ilkinin sekillenmesinde etkili olmustur.

Mr. Perry’nin zikrettigimiz bu iki mektubundan sonra MH’da Kizilbaslar hakkinda yalnizca bir yazi yayinlanmistir. Ancak bu yazi digerlerinden farkli olarak alandaki misyonerlerin kaleme aldigi bir rapor degil, “Gençlere” basligi altinda özel bir bölüm için hazirlanmis, genel olarak Kizilbaslari tanitici nitelikte bir yaziydi. MH’da Kizilbaslar konusuna noktayi koyan bu yazi Amerikan misyonerlerin Kizilbaslardan, en azindan kisa vadede umutlarini kestiklerini su cümlesiyle teyit ediyordu:

“Hiristiyan bir uygarligin parçasi olmalari durumunda Imparatorlugun en mükemmel irklarindan olacak bu insanlar halihazirda dini ve ahlaki etkilere pek de açik görünmüyorlar.”[69]

Peki Mr. Dunmore’un alandan ayrilmasindan sonra Protestan Kürt reisi Ali Gako’ya ne oldu? Mr. Dunmore en son 1857 yilinda ziyaret etmistir onu. Bu son ziyaretten 1862 yilina kadar Ali Gako’nun adi MH sayfalarinda sadece bir iki kisa haber baglaminda geçer. Bu uzun aradan sonra, 1862 ve 1863 yillarinda Mr. Barnum adinda yeni bir misyoner Ali Gako’yu iki kere ziyaret eder ve onun halen kendine Protestan dedigi ve Incil’in emrettigi gibi siddetten uzak bir yasam sürmeye çalistigi haberini verir. Ama maalesef Ali Gako sürdürdügü tek tarafli baris politikasi yüzünden düsman asiretlere karsi saldiriya açik bir konuma sokmustur kendisini ve Mr. Barnum’a, eger hükümetin korumasini saglayamazsa nefsi müdafa için tekrar eski yöntemlere, yani silaha basvurmak zorunda kalacagini bildirir.[70] Bu MH okuyucularinin Ali Gako’dan aldigi son haberdir.

Ancak her ne kadar Ali Gako’nun adi artik duyulmasa da MH’nin ilerki sayilarini dikkatli bir sekilde okudugumuzda Çemisgezek’teki asiretler arasinda bir takim ilginç gelismeler oldugunu fark ediyoruz. 1873 yilinda Mr. Allen adli bir misyoner tarafindan kaleme alinan ve son on yilda sözügeçen bölgede önemli degisiklikler oldugunu belirten raporda “Yuseph Agha”nin yedi asiretin kaymakami olarak atandigi haberi verilir.[71] Bu haberin dolayli olarak Ali Gako ile de ilgisi vardir, zira kaymakam olarak atanan bu Yusuf Aga büyük olasilikla Mr.Dunmore’un daha önce ziyaret ettigi ve Ali Gako’nun akrabalarinin köyü diye tanittigi Aguiçen köyünün Yusuf Agasi’dir.[72] Bu ayni Yusuf Aga’ya, Kizilbaslarin MH’daki en son bahsi diyerek yukarida söz ettigimiz yazida da rastliyoruz. Hatta burada Yusuf Aga’nin bir resmi bile vardir. Bu resim yazi içerisinde su sekilde açiklanir:

“Bir kaç hafta önce o yörenin dört ileri gelen adamindan bir çagri aldim. Buraya bölgenin bas mülki amirinden aldiklari bir davet üzerine gelmisler. Sultan’in Hükümeti’ne bagliliklarini bildirdikten sonra pasa onlarin her birine birer kat yeni elbise ve baska degerli hediyeler verdi. Yeni kiyafetlerini giymis bir sekilde sultana yollamak üzere bir de fotograflarini çekti. Karsi sayfadaki bu fotografin bir kopyasidir. (...) Onun [Seyid Ibrahim’in] yanindaki yasli adam, daglarin en etkili reislerinden Yusuf Aga’dir.”[73]

Elimizdeki bütün bu ipuçlarini birlestirdigimizde Ali Gako’ya ne oldugu konusunda bazi spekülasyonlarda bulunabiliriz. Her ne kadar Ali Gako’nun Protestanlik konusundaki samimiyetini ölçmemiz mümkün degilse de misyonerler ile olan temaslarinin son bulmasinda, bir yandan Protestanlik semsiyesi altinda siyasi koruma saglanmasi gayretlerinin sonuçsuz kalmasi, öte yandan da asiretinin hükümet ile uzlasmaya varmis olmasi etken olmus olabilir. Her halukârda açik olan, Ali Gako’nun ve diger Kizilbas gruplarin Amerikan misyonerler ile yasadiklari bu nispeten kisa süreli macerayi tam olarak anlamlandirabilmemiz için, konuyla ilgili Kizilbas cemaatlerinin o dönemde hem kendi aralarinda hem de komsulariyla olan iliskileri ve elbette Osmanli Hükümeti’nin bu gruplara karsi misyoner faaliyetlerine ve baska etkenlere kosut olarak degisen siyaseti hakkinda daha ayrintili bilgiye ihtiyacimiz oldugudur.

*****

Sonuçta Kizilbaslar arasinda görebildigimiz kadariyla hiçbir somut basari kazanamamis Amerikan misyonerlerin konu hakkindaki kayitlarini anlattiklari ilginç hikâyeler disinda bu kadar yakindan irdelememizin gerekçeleri var midir? Aslinda basli basina ayri bir çalisma gerektiren bu soru hakkinda sadece bir-iki söz söyleyerek yazimizi sonlandiralim.

Yukarida da kisaca belirtmeye çalistigimiz gibi, misyoner kayitlarinin önemi sadece anlattiklari hikâyelerde degil, bu kayitlarin uzun vadede hem yerli hem de yabanci akademisyenlerin Kizilbaslik konusuna yaklasimlarini sekillendirmedeki etkilerinde yatmaktadir. Herseyden önce Kizilbaslik konusunda ileriki tarihlerde akademisyenler tarafindan sorulacak sorular ile misyonerlerin ilgilendigi sorular arasinda belirgin parallellikler vardir. Her iki grup da Kizilbasligi belli bir etnisite temelinde anlamaya çalismis ve gene her iki grup da Kizilbaslarin halihazirdaki organizasyon sekilleri, inançlari ve yasam tarzindan çok orijinleri hakkinda kafa patlatmislardir. Kizilbaslarin orijinleri konusuna gösterilen bu agirlikli ilgi görebildigimiz kadariyla gene ilk olarak misyonerler tarafindan ortaya atilan ve Kizilbasligin ancak bir senkretizm olarak anlasilabilecegi teziyle çogu zaman birarada bulunmustur. Kizilbaslar hakkindaki yaklasimlari günümüze kadar sekillendiren bu senkretizim paradigmasi misyonerlerden beri öylesine bir “dogallastirma” sürecine girmistir ki görünürde Kizilbaslik hakkinda taban tabana zit iddialarla ortaya çikan yazarlar bile, temelde bu ortak yaklasimi paylasmislardir.

Yabanci yazarlarin Kizilbaslik konusuna yaklasimlarini misyoner kayitlarinin hangi kanallarla etkilemis oldugu sorusuna yukarida kisaca deginmistik. Misyonerlerin yerli yazarlar üzerinde dogrudan etkileri olduguna dair de elimizde ipuçlari mevcuttur. Mesela Kizilbaslar hakkinda basilan ilk Türkçe bilimsel makalelerden önemli bir kisminin yazari olan Yusuf Ziya Yörükân, Tahtacilar hakkindaki makalelerinde birden fazla kere misyonerlerin konuya iliskin görüslerini elestirmistir. Tahtacilar hakkindaki seri makalesinin ilkinin girisinde Yörükân sunlari yazar:

“Sonra [Tahtacilarin] diger bir endiseleri daha vardi ki o da çok güçlerine gidiyordu. Bunlarin muzlim ehvalinden istifade edenler ilmi olmayarak bazi hükümler vermislerdi: Misyonerler bunlarin en kadim yerli ehaliden ve hiristiyandan dönme olduklarini zan ederek tahtacilar arasina nufuz etmeye çalismislardi. Yerli ehaliden bazilari ise bunlarin çingene bozmasi oldugunu; bazilari Acem olduklarini söylemekten çekinmiyorlardi.”[74]

Belli ki Yörükân, Tahtacilar hakkindaki makalelerini, en azindan kismen onlar hakkinda var olan yanlis görüsleri düzeltmek maksadiyla kaleme almistir. Ona göre bu yanlis görüslerin basta geleniyse, ilk olarak misyonerler tarafindan ortaya atilan ve Kizilbaslarin Hiristiyan kökenli olabileceklerine dair tezdi. Kizilbaslarin orijini konusunda savunduklari tezlerin bütün zitligina ragmen, Yörükân ve o dönemde konu hakkinda yazan diger Türk arastirmacilari ile misyonerlerin konuya yaklasimlarinda örtüsen bazi temel noktalarin daha ayrintili bir tartismasini baska bir makaleye birakiyoruz.

Bkz. Folklor / Edebiyat 8 (2002) 29: 301-324.



--------------------------------------------------------------------------------

[1] “Aleviligin ihyasi” seklindeki kullanimi, Ingilizce “Alevi revival” ifadesinden esinlendim. Ingilizce olarak bu terimin kullanimi için bkz. Reha Çamuroglu: “Alevi Revivalism in Turkey” Alevi Identity: Cultural, Religious and Social Perspectives. Istanbul (Swedish Research Institute) 1998: 79-84; Martin van Bruinessen: “Kurds, Turks and the Alevi Revival in Turkey” Middle East Report, Temmuz-Eylül 1996: 7-9.

[2] Elbette bu kaynaklarda bilgi yanlislarinin var oldugu genel olarak bilinmekte ve konuyla ilgili arastirmacilar tarafindan zaman zaman bu durum açikça ifade edilmektedir. Bununla birlikte bizim burada sözünü ettigimiz daha genel anlamda ve daha sistematik bir elestirel okumadir.

[3] Aslinda son yillarda Aleviligin geleneksel kaynaklarinin derlenmesi girisimlerinde, henüz son derece daginik ve yetersiz de olsa belirgin bir artis olmustur. Bunlardan belli bir köy veya ocak baglaminda yapilan çalismalara örnek olarak mesela bkz. Kazim Balaban: “Basköylü Hasan Efendi” [bkz. ilerleyen bölümler]. Daha makro düzeyde bir çalismaya örnek olaraksa, Alevilikteki dedelik kurumunu konu edinen ve Istanbul Üniversitesi’nde yakin zamanda tamamlanmis olan su doktora tezine bakilabilir: Ali Yaman: Dedelik Kurumu Ekseninde Degisim Sürecinde Alevilik. Doktora Tezi, I. Ü. Iktisat Fakültesi, Uluslararasi Iliskiler Anabilim Dali, Istanbul 2001.

[4] Kizilbaslar hakkindaki misyoner raporlarina ilk dikkatimizi çeken, bu raporlardan bazi kisimlari çevirip Türkçe olarak yayinlayan arastirmaci Mehmet Bayrak’tir: Alevilik ve Kürtler (Inceleme-Arastirma-Belgeler). (Öz-Ge Yayinlari) 1997.

[5] ABCFM’in Osmanli Imparatorlugu dahilindeki çalismalari aslinda 1820 yilinda baslamistir, ancak ilk on yil bu çalismalar özellike Filistin ve çevresiyle sinirli kalmistir. Anadolu’daki faaliyetlerinin baslangici ise 1830 yilinda Amerika Birlesik Devletleri’ne kapitüler haklarin taninmasi ve akabinde ülkede ilk Amerikan temsilciklerinin kurulmasiyla eszamanli olmustur. Bu konuda daha ayrintili bilgi için bkz. Uygur Kocabasoglu: Kendi Belgeleriyle Anadolu’daki Amerika: 19. Yüzyilda Osmanli Imparatorlugu’ndaki Amerikan Misyoner Okullari. Istanbul 1989. Ayrica ABCFM’in dönemin Anadolu merkezli faaliyetlerine yönelik yayinladigi genel raporlardan biri olarak bkz. Condensed Sketch of the Missions of the American Board in Asiatic Turkey. Boston 1910.

[6] Amerikan misyonerler 1880’li yillara kadar Osmanli Hükümeti ile aralarinda ortaya çikan sorunlarini, Ortadogu’da çok daha uzun süredir ve çok daha fazla sayida bulunan Ingiliz diplomatik temsilcikleri araciligiyla halletme yoluna gitmislerdir. Misyoner faaliyetlerinin Amerika ve Ingiltere’nin Osmanli Imparatorlugu ile sürdürdükleri iliskilerdeki yeri konusunda Kocabasoglu, Kendi Belgeleriyle Anadolu’daki Amerika, özellikle de 20-23 arasindaki sayfalara bakilabilir. Ayrica MH’da da bu yakin illiskiyi kanitlayan haberlere rastliyoruz. Mesela 1862 yilinda Maras’ta bir Hiristiyan köyüyle bir Müslüman köyü arasinda çikan sürtüsmeler sonucunda misyonerlerin güvenligi tehlikeye düser. Bölgedeki misyonerleri “fanatik Müslümanlarin” saldirisindan bir grup askeriyle Halep’ten tam vaktinde yetisen Ingiliz Konsülü kurtarir. Bu olaylar dönemin Ingiliz basininda da yeralmistir: “The Missions-Items of Intelligence: Central Turkey” MH Kasim (1862): 351. 1850 yilinda Protestanlarin bagimsiz bir cemaat olarak Osmanli hükümeti tarafindan taninmasinda da gene Ingiliz diplomatlarin, özellikle de Sir Stratford Canning adli birinin basat rol oynadigini görüyoruz: bkz. Condensed Sketch, sf. 19.

[7] Mesela Kürdistan Konsülü sifatiyla Anadolu’yu gezen ve bu gezi esnasinda derledigi notlarini bir cografya dergisinde basan J.G. Taylor, asagida kendilerinden uzun uzun söz edecegimiz misyoner Mr. Dunmore ile bir Alevi asiretinin reisi olan Ali Gako’dan yazilarinda bahsetmektedir. Taylor gezileri esnasinda, MH’in okuyucalarinin “Meshur Protestan Kürt” olarak yakindan tanidigi Ali Gako’yu ziyaret etmeyi de ihmal etmemistir: bkz. J.G. Taylor H.M. Consul for Kurdistan: “Journal of a Tour in Armenia, Kurdistan, and Upper Mesopotamia, with Notes of Researches in the Deyrsim Dagh in 1866” The Journal of the Royal Geographical Society 38 (1868): 281-361. Gene Anadolu’nun çesitli yerlerine seyahat etmis ve bu seyahatleriyle ilgili yazdiklarinda Alevilerden de sikça bahsetmis olan arkeolog William M. Ramsay’nin misyonerlerle olan yakin temasini Impressions of Turkey during 12 Years’ Wandering. London 1897, adli kitabinda özel olarak Amerikan misyoner faaliyetlerine ayirdigi bölümden anliyoruz. Ayni yazarin Aleviler ve benzeri gruplar hakkinda misyonerlerin yazdiklariyla önemli ölçüde örtüsen gözlemleri için su makalesine de bakabilir: “The Intermixture of Races in Asia Minor: Some of its Causes and Effects” Proceedings of the British Academy 1915-1916 (Nendeln/Liechtenstein: 1976).

[8] Bkz. Selim Deringil: The Well-Protected Domains: Ideology and Legitimation of Power in the Ottoman Empire, 1876-1909. Londra 1998: 125.

[9] MH’in Subat 1880 tarihli sayisindaki genel gelisme raporunda söyle deniyor: “[Hükümet] için, kendilerinden igrenilen Hiristiyanlarin bir mezhepten diger mezhebe geçmeleri hiç önemli degildir, ama her ne kadar din degistiren Müslümanlara ölüm cezasi verilmesi kurali yabanci baskisiyla iptal edilmisse de pratikte halen Müslümanlar için dinsel özgürlük yok. Orta Anadolu’da su ana kadar ihtida etmis tek Müslümanlar olan iki kisi sirf Hiristiyan olduklari için yillardir sürgündedirler ve Hiristiyan konsüllerin su ana kadarki çabalari özgürlüklerine kavusmalarini saglayamamistir.” sf. 49. Aslinda, Müslümanlarin din degistirmelerinin tesviki maksadiyla kullanilmasini engellemek için Osmanli hükümeti 1856 Islahat Fermani’ni muayyen bir sekilde yorumlayip, bu yorumlarini Batili diplomatlara da kabul ettirmeye çalismistir; bu konuda bkz. Deringil, The Well-Protected Domains, sf. 115-116.

[10] Ermenilerin, toplumsal yapilarina ve geleneksel dinlerine karsi tehdit olarak gördükleri Protestan misyonerlere karsi gösterdikleri olumsuz, hatta düsmanca tepkilerin MH’a yansiyan sayisiz örnekleri mevcuttur. Mesela Ermeniler tarafindan saldiriya ugrayan ve içlerinden birinin de Mr. Dunmore oldugu iki misyonerin haberi için bkz. “Kharpoot: Letter from Mr. Wheeler, June 2, 1858” MH Eylül 1858: 280. Hatta Ermenilerin Türklerle el ele verip Protestanlara karsi isbirligi yaptigina dair haberler de MH sayfalarinda sik sik görülmektedir; örnegin bkz. “Kharpoot: Letter from Mr. Dunmore, March 4, 1857” MH Temmuz 1857: 218; “Station Reports” MH Eylül 1857: 290 ve 292.

[11] Ilgili yazida Ahmet Tevfik Efendi’nin Incil’in Türkçe’ye çevrilmesine yardimci oldugu, ancak din degistirdigi iddiasiyla yargilanip ölüm cezasina çarptirildigi ve sonunda Ingiliz büyükelçisinin girisimleriyle cezanin sürgüne çevrildigi söylenmektedir. Sonunda Ahmet Tevfik gizlice Ingiltere’ye kaçip orada vaftiz edilmistir. “Notes from the Wide Field: Turkey” MH Subat 1882: 76.

[12] Bu konuda Deringil’in yukarida zikrettigimiz kitabinin özellikle su iki bölümüne bakilmalidir: “‘To Enjoin the Good and to Forbid Evil’: Conversion and Ideological Reinforcement” ve “‘They Confuse and Excite Minds’: The Missionary Problem”. Her ne kadar sonuçta misyonerler basarisiz olmussa da Deringil o dönemde Osmanli Hükümeti’nin Müslüman ahaliye yönelik misyoner faaliyetlerinden büyük kaygi duydugunu belirtmekte ve bu durumu Anadolu’da yasanan bir “dini kriz” [religious crisis] hali olarak tanimlamaktadir, bkz. sf. 77. MH’da da sonuçta ulasilmak istenen asil gayenin tüm Imparatorlugu Hiristiyanliga kazandirmak oldugu ifade edilmistir: “Türkiye’ye yönelik misyonerlik çalismalarinin destekçileri insan ve para saglarlarsa ve dualarini eksik etmezlerse kisa sürede en güçlü engeller bile ortadan kalkacak ve ülkenin su anda kendi içinde uyumusuz olan halki Hiristiyanlik inancinda birleseceklerdir ve Türk Imparatorlugu temizlenip Incil’e kavustuktan sonra dünyanin Hiristiyan milletleri arasinda yerini alacaktir.” Rev. Henry Marden: “Central Turkey” MH Subat 1880: 50.

[13] Benzeri yöntemleri Ermenilerin de kullanmis oldugu belli, zira mesela Harput’da nerede bir Protestan okulu kurulsa derhal ayni yerde Ermeniler de bir okul açarmis ki çocuklarinin Protestan okullarina ragbet etmesinin önünü alabilsinler: “Eastern Turkey Mission: Kharpoot” MH Agustos 1868: 246.

[14] Hanefi misyonerler seklindeki kullanim Deringil’den alinmadir: “Well-Protected Domains” mesela bkz. sf. 113.

[15] Bkz. age., özellikle sf. 91

[16] Bu genel politikanin iyi bir örnegi Yezidilere yönelik Sünnilestirme çabalaridir; bu konuda bkz. Deringil: “Well-Protected Domains” sf. 69-75. Ayni bölümün diger sayfalarinda Deringil diger Sünni cemaat disi gruplara da deginmektedir.

[17] Her ne kadar “ihtida” genel olarak baska bir dinden Islama geçmek anlaminda kullanilsa da ben yazimda bu kelimeyi daha genis bir anlamda ve Ingilizce “conversion” kelimesinin karsiligi olarak kullandim, dolayisiyla Hiristiyan misyonerlerin perspektifinden yazdigim ifadelerde “ihtida” kelimesi Hiristiyanliga geçme anlaminda anlasilmalidir.

[18] Bu dönemde henüz Alevi adi kullanimda degildir, bu yüzden ben de yararlandigim kaynaklara sadik kalip makalenin geri kalan kisminda Kizilbas adini kullanacagim.

[19] Baktigim birkaç Kürtçe sözlükte “Gako” veya benzeri bir kelimeye rastlamadim. Ancak sözlü bazi kaynaklardan ögrendigim kadariyla, Kürtçe konusan Aleviler arasinda “Gako” kelimesi –yöresel bazi telafuz farkliliklariyla beraber- dar anlamda “Baba”, daha genel anlamda ise saygi ifade eden bir ünvan olarak kullanilmaktadir.

[20] “Arabkir: Letter from Mr. Dunmore, October 24, 1854” MH Subat 1855: 55-56.

[21] Mr. Dunmore Aguiçen’in bir Kizilbas ocagi oldugunu bilmemektedir. Ancak mektubunda Ali Gako’nun akrabalarinin oturdugu “Aghouchan” adli bir köye gittigini yazmasindan, köyün adinin kelime anlami olarak “zehir içen” anlamina geldigini ve çevredeki asiretlerin dini liderlerinin bu köyde yasadigini söylemesinden sözkonusu köyün bu ocagin merkezlerinden biri oldugu sonucunu çikarabiliyoruz. “Kharpoot: Letter from Mr. Dunmore, March 4, 1857” MH Temmuz 1857: 219.

[22] “Arabkir: Letter from Mr. Richardson, July 14, 1856” MH Ekim 1856: 298.

[23] “Kharpoot: Letter from Mr. Dunmore, March 4, 1857” MH Temmuz 1857: 220.

[24] age., sf. 220.

[25] “Mission to Central Turkey: Oorfa: Letter from Mr. Nutting, July 30, 1860” MH Kasim 1860: 345.

[26] “Letter from Mr. Ball, August 8, 1857” MH Aralik 1857: 395.

[27] age., sf. 395.

[28] Yukarida, o dönemde Anadolu’yu gezen ve çogunlugu bilim adami veya diplomat sifatli seyyahlarin misyonerlerin Kizilbaslara yönelik fikirlerinden, ya dogrudan temas ya da misyonerlerin yayinlari araciligi ile haberdar oldugunu belirtmistik. Misyonerlerin bu tip konulardaki fikirlerini yaymalarinda baska mekanizmalar da önemli rol oynuyordu. Bunlardan en önemlisi, miyonerlerin dogrudan akademik ve yari popüler nitelikteki dergiler için hazirlamis olduklari makalelerdi. Bu tip dergilerde Aleviler hakkinda yaptiklari yayinlarla dikkat çeken iki misyoner G.E. White ve Steven van Rensselaer Trowbridge’dir. Örnek olarak bu kisilerin su yayinlarina bakilabilir: Reveran G.E. White: “Survivals of Primitive Religion Among Peoples of Asia Minor” Journal of the Transactions of the Victoria Institute 39 (1907): 146-166; “The Shia Turks” Journal of the Transactions of the Victoria Institute 40 (1908): 225-239; “The Alevi Turks of Asia Minor” Contemporary Review 104 (1913): 690-698; “Some Non-Conforming Turks” Moslem World 8 (1918) 3: 242-248; Steven van Rensselaer Trowbridge: “The Alevis, or Deifiers of Ali” Harvard Theological Review 2 (1909) 3; “The Alevis” The Moslem World 11 (1921): 253-266.

[29] “Westen Turkey Mission: Letter from Mr. Herrick, November 16, 1865” MH Mart 1866: 69.

[30] Yani Mr. Herrick’e göre bu “hafiflik” Kizilbas dininin özünde olan bir seydir, dolayisiyla Kizilbaslar dogal olarak dinlerine sikica bagli olmamaliydilar. Oysa MH’da bu varsayimin aksine isaret eden gözlemler de yeralmaktaydi. Mesela 1857 yilinda Yozgat’tan yazan Mr. Ball bu konuda sunlari söylüyordu: “Onlar [Kizilbaslar] ülkedeki diger mezheplerden, her birinin dinlerinin inanç ve ritüelleriyle tamamiyle yogrulmus olmalari itibariyle belirgin bir fark arzetmektedirler.” “Letter from Mr. Ball, August 8, 1857” MH Aralik 1857: 395.

[31] Sik sik misyonerlerin yaptiklari isin yerli halk tarafindan “aptallik” olarak telakki edildigini Mr. Pollard adli bir misyonerin mektubundaki ifadeden anliyoruz: “Arabkir: Letter from Mr. Pollard, August 20, 1858” MH, Aralik 1858: 375.

[32] Misyonerlerin nispeten ayrintili bir sekilde anlattiklari Kizilbas gruplarina yönelik birkaç ziyaretten bu izlenimi ediniyoruz. Bununla birlikte misyonerlerin neleri anlatip neleri anlatmadiklari konusunda seçici davrandiklarini tahmin edebiliriz, yani büyük olasilikla onlari pek de hosça karsilamayan Kizilbas gruplari da vardi. Örnegin MH’a sayfalarina yansiyan bir olayda, kendisine Incil’in bir nüshasi verilmek istenen ve büyük olasilikla Kizilbas dedesi olan bir kisi misyonerlerin bu davranisina sinirlenir, onlari dövmekle tehdit edip söyle der: “Her milletin kendi ibadeti oldugunu bilmez misiniz? Gidin kendi milletinize vazedin ve bizi rahat birakin .” “Arabkir: Letter from Mr. Richardson, July 14, 1856” MH Ekim 1856: 297.

[33] “Mission to Central Turkey: Oorfa: Letter from Mr. Nutting, July 30, 1860” MH Kasim 1860: 345.

[34] “Molah” olarak yazilan ünvan, “Molla” kelimesinin bozulmus bir sekli olabilir. Ancak MH’nin baska yerlerinde “Molla” kelimesi “Mollah” seklinde, yani iki “l” ile transkribe edilmis oldugu için biz burada sözü geçen kelimeyi okundugu sekliyle birakmayi tercih ettik.

[35] age., sf. 346. Mr. Nutting’in yazdiklarinin dogruluk payini ölçmek elbette mümkün degil, bununla birlikte Ali Mola’nin dedeleri konusunda söyledilerinin hemen akabinde Mr. Nutting onun çadirinda yapilan ve kendinin de katildigi bir cem törenini tasvir etmis olduguna göre Ali Mola’nin dedelerle olan anlasmazligi belli ki cem töreni yapmalarini engelleyecek nitelikte degildi.

[36]“Letter from Mr. Benjamin Parsons, January 6, 1857” MH Mayis 1857: 144-145.

[37] “Sivas: Letter from Dr. Jewett, December 16, 1857” MH Nisan 1858: 109.

[38] Mesela Sivas’ta bir grup Kizilbas’a yollanan bir Incil hocasinin komsu asiretlerin baskisi nedeniyle oradan ayrilmak zorunda kalmasi hakkinda bkz. “Sivas: Letter from Dr. West” MH Nisan 1861: 101.

[39] Bu korkunun ilk ve en açik ifadesi için bkz. “Arabkir: Letter from Mr. Richardson, July 14, 1856” Ekim 1856: 296.

[40] “Sivas: Letter from Dr. Jewett” sf. 110.

[41] Ancak Baron Krikore kisa süre sonra güvenliginin garantilenememesi nedeniyle görevini yarida birakip geri döner: “Sivas: Letter from Mr. Winchester, November 28, 1860” MH Mart 1861: 71.

[42] “Sivas: Letter from Dr. Jewett” sf. 109-110.

[43] “Mission to Central Turkey: Oorfa: Letter from Mr. Nutting, July 30, 1860” MH Kasim 1860: 347.

[44] Mesela age., sf. 347.

[45] “Mission of the Board: Western Turkey Mission” MH Temmuz 1869: 224.

[46] “Western Turkey Mission: Sivas: Letter from Mr. Livingston, May 15, 1865” MH Agustos 1865: 246.

[47] “Arabkir: Letter from Mr. Dunmore, October 24, 1854” MH Subat 1855: 55.

[48] “Kharpoot: Letter from Mr. Dunmore, June 20, 1855” MH Kasim 1855: 340.

[49] age., sf. 339.

[50] age., sf. 340.

[51] “Arabkir: Letter from Mr. Dunmore, October 24, 1854” sf. 55.

[52] “Mission to Eastern Turkey: Kharpoot: Letter from Mr. Barnum, December 27, 1862” sf. 117.

[53] “Kharpoot: Letter from Mr. Dunmore, June 20, 1855” sf. 339.

[54] “Northern Armenian Mission-Turkey: Kharpoot: Letter from Mr. Dunmore, June 18, 1857” MH Ekim 1857: 347.

[55] age., sf. 346-347.

[56] age., sf. 346-347.

[57] “Letter from Mr. Dunmore, January 16, 1858” MH Haziran 1858: 167.

[58] “Kharpoot: Letter from Mr. Dunmore, December 2, 1857” MH Nisan 1858: 113-116.

[59] age., sf. 114.

[60] “Out-stations” Eylül 1858: 279.

[61] “Western Turkey-Station Reports” sf. 273.

[62] “American Board of Commissioners for Foreign Missions: Recent Intelligence” MH Mart 1861: 91.

[63] “Miscellanies: Mr. Dunmore as a Missionary” MH Ocak 1863: 29. Bu yeni tayin önerisi aslinda ilk olarak 1857 yilinda yapilmistir: “American Board of Commissioners for Foreign Missions: Northern Armenian Mission-Turkey” Eylül 1857: 282.

[64] “Westen Turkey Mission” MH Mayis 1880: 185.

[65] age., sf. 185.

[66] “Western Turkey Mission” MH Haziran 1883: 221.

[67] Bu konuda önemli oranda unutulmaya yüztutmus ama kimilerince halen sözlü olarak anlatilagelen hikâyeler disinda yazili olarak mevcut birkaç kayit da mevcuttur. Bunlar için örnegin bkz. Nuri Dersimi: Kürdistan Tarihinde Dersim. Istanbul 1997 ve Yusuf Ziya Yörükan: “Anadolu Alevileri ve Tahtacilar I” Darülfünun Ilahiyat Fakültesi Mecmuasi 8 (1928): 109-150.

[68] “Westen Turkey Mission” Mayis 1880: 185.

[69] H.N. Barnum, “For Young People: The Kuzzel-Bash Koords” MH Agustos 1890: 345-346.

[70] “Eastern Turkey: Kharpoot: Letter from Mr. Barnum, July 22, 1863” MH Ekim 1863: 311.

[71] “Eastern Turkey Mission” MH Mayis 1873: 159-160.

[72] bkz. 20 no'lu not.

[73] H.N. Barnum: “For Young People” sf. 344-345.

[74] Yusuf Ziya Yörükan: “Tahtacilar” Darülfünun Ilahiyat Fakültesi Mecmuasi 12 (1929): 64.