|
'38 KIRIMI VE CİVARİK
IV. Bölüm
Dersim '38 bütünü içinde Civarik küçük bir köy, Civarik kırımına geçmeden köyün önemli iki ağasından sözetmekten yarar var.
Süleyman Ağa
1900 yılında Civarik Ağası Meme Ale, Maskan Aşiret Rei- si Sile Ruşti, ondört seçme adamları ile Dere Hewru'de çığ al- tında kalır.
Babası Meme Ale'nın ölümünden sonra, Süleyman Civarik ağası olur. Süleyman Ağa, Harıklı Şıh Mamedan'lı bir kızla ev- lenir. Bu evlilikten çocukları; Ali, Memık, Bertal, Ağce, Sağe, Fate dünyaya gelir. Süleyman Ağa'nın hanımı ölür. Balık'lı Melem'lerin kızı ile evlenir. Çocukları olmaz.
Süleyman Ağa, ikinci hanımından ayrılınca Karsananlı dul bir hanımla evlenir. Bu hanımın Rus harbinde öldü bilinen ko- cası, bir yıl sonra çıka gelir.
Süleyman Ağa aşırı kuralcı, inanç sahibi. Karısının "iki ni- kahlı" olduğuna inanır. Bunu kendine yedirmez, adamlarını alır karısının ilk kocasının evine gider;
-"Ailen dahil herkes seni ölü bildi. Bu nedenle ben karınla nikah kıydım. Sen yaşadığına göre ben iki nikahlı sayılırım. Evine-ocağına geldim. Sen nikahını bana bağışla"der.
Aşiretine danışan adam, yüklü bir para karşılığı nikahından vazgeçer. Ağa rahatlar geri döner.
Süleyman Ağa'nın ilk işi kardeşi Bertal ve oğlu Bartal'ı okutmak olur. Cumhuriyetin kuruluşundan sonra da yeni yazı için Rüştiye mektebine gönderir. Okuyanlara "Efendi" denme- sini sağlar.
Süleyman Ağa 1915-17 Rus saldırısında Sevdin cephesine 150-200 milisle yüzbaşı olarak katılır.
Süleyman Ağa "yol erkan" adamı.. Aşiretini güçlü aşiretler içinde yüceltir. Kimseye ezdirmez. Bir gün Balık'a gider. Mu- sandan geçerken, Durse Ale Areyiz' in Çe Esku'nun harmanın- dan ölçekle pay aldığını görür. Atından iner, ölçeğe bir tekme vurur. Buğdayı yere döker;
-Siz Arelleri yiyip bitirdiniz. Bunları da bana bırakın (Ero sima, Ereyîzu wene qednene, nunuçî mire verdî!) diye çıkışır. Adam çeker gider. Bir daha da kimse gelip haraç almaz. Süley- man Ağa döneminde "hiç kimsenin burnunun kanatılmadığı" söylenir. Birlik dönemi olmuş. Arelli'ler bir kaç kez, Süleyman Ağa'yı vurmaya çalışmışsa da başarılı olamamışlar. Ancak Bertal Efendi'nin "Ağalığı", Süleyman Ağadan almasında et- ken olmuşlardır. Bertal Ağa, Pir yolu ile. "Ağalığı" Ağabeyi Süleymandan alır.
1925'teki Şeyh Said haraketinden sonra dikkatler Dersim üzerinden yoğunlaşır. Köye gelen Vali Cemal Bardakçı da aşi- reti etkiler; "Bize Türkçe konuşan gerekli" diyerek ağırlığını Bertal Efendiden yana kor.
Vali Ağalarla "sürgünü" konuşur. Ağa'ları ikna eder. "Gelin Merga Qemi de misafirim olun" der. Vali gider sözünü unutur. Bu beklenti içinde olan Ağa kardeşler yıllar sonra köye gelen birliğe, verilen bu sürgün sözü ile teslim olur. Bu teslimiyet sonları olur.
Bertal Efendi
Bertal Efendi Civarik'li Süleyman Ağamn küçük kardeşidir. Rüştiye'yi okumuş, eski ve yeni yazıyı bilir. Çok iyi konuşan, iyi bir hatip.
1938 öncesi Abdullah Paşa'nın Nazimiye'de halk ile yaptığı konuşmalarda akla gelen tek sözcü. Nitekim ilk karşılaşmada Paşa'yı etkilemiş olacak ki, Paşa halka hitaben; "bu adam beni bile kandırır, ona uymayın" uyarısında bulunur. Bertal Efendiyi bir nevi göz hapsine almak için, O'na ve Gerişli Yusuf Ağa'ya hükümetin nakliye işini yaptırır.
Bertal Efendi, yörede güzelliği ile dillere destan Yusuf ağa- mn kız kardeşini -aşiretler arası yumuşamayı da düşünerek- og-
lu Aliye gelin eder. Bundan sonra Areller, Bertal Efendi'nin "Ağa" olmasını ister ve diretirler. Bu, Civarik'İllerin bölünme- si, çatışmasının ilk adımı olur.
' Bertal Efendi, köyün çoğunluğu Süleyman Ağa'dan yana olmasına karşın, Süleyman Ağa'nın inanç düşkünlüğünü de göz önüne alarak Pir getirir... "Ağa"lığı bir biçimde ağabeyin- den "fetva" yoluyla alır.
Ağalığın babasından alınmasını içine sindirmeyen Küçük Bertal, amcası ile önemli sürtüşmeler ve çatışmalar yaşar. Sü- leyman Ağa, bir olaya meydan vermemek için oğluna baskı ya- par. Köylünün istemi ile Küçük Bertal Efendi Civarik'ten 10- 11 aile ile Kiğı'ya göç eder.
Meme Hem'in, akrabası ve komşusu Avdile Sımı'nin karısı- nı vurması, Avdile Sımı'nin de aynı gün Meme Hem'in oniki yaşındaki oğlunu öldürmesi;
Use Xıme Wele Çewri gibi bir çok ailenin yok olması, da- ğılması, göçetmesi, ayrıca Gemik, Balık ve köydeki arazi dava- ları ile köydeki sürtüşmeler, Bertal Efendi'nin etkin olduğu dö- neme rastlar.
Köy yönetiminin, deneyimsiz oğlu Ali ve Ali'nin eşine bı- rakılması, mezra ve köydeki birliğin son bağlarını da koparır. ,
İşte ne olduysa bu ortamda oldu. Köylü ile tamamen ilişki- lerin koptuğu, köyünden , aşiretinden değişik yollarla arındırı- lan Bertal Efendi son bir yıl içinde köyüne ancak 2-3 kez gelir.
'38 Dersimli'nin Miladı
Anneme soruyorum,
-Anne ben ne zaman doğdum?
Annem...
-Ben ne bileyim diye başlar. "Kırımdan 3-4 yıl önce idi, am- can oğlu Ali, Ahmet Karakaya ile aynı yılın çocuklarısınız. Karlar yeni erimeye başlamıştı, İmam orucuydu. Baban bu evi yaptığında o yıl Şükrü doğdu...
Gelde çık işin içinden. Önemli olan bu değil. Kime ne sorar- sanız sorun "kırımdan önce", "kırımdan sonra" diye yanıt alırsiniz.
Peki nedir, ne biçim tarihin başlangıcıdır gösterilen bu ki rım?
Hocaya sormuşlar
-Kıyamet ne zaman kopacak?
-"Ben öldüğüm zaman" diye yanıtlamış,
Ateş düştüğü yeri yakar. Peki, Dersim'e düşen bu ateş ney. di ki halen alev alev, sıcaklığım koruyor..?
Anımsadıklarım
Dört yaşımda kendimi kırım içinde buldum. Çocukluk anı- larımı; korku, acı, kaçış, ızdırap süsler; boğa, asker, silah, sün- gü, barut kokusu, işkence, kan, ölüm...
Hiç bir zaman, kim kimi, niçin, neden dövüyor, işkence edi- yor, öldürüyor anlayamamıştım.
1938 yazında, Ağa yaylasında saklanbaç oynarken, yeşillik- ler içinde sıyrılmış, arkasında saklanmaya çalıştığım sarı boğa boynuzlamıştı beni.
Dedem yaramı kızgın bıçak ucu ile dağlamış, kül basmıştı. Yayladan, anlayamadığım bir nedenle, vaktinden önce köye dönmüştük... Babam evde yoktu. Yaram yeni kabuk bağlamış babama gösterememiştim...
Evimizin etrafını, aynı giyimli amcalar(!) sarmıştı. Hepsi tü- fekli, kasa turalıydı. Bizim evin önündeki bostana girmiş, sala- talıkları bitkisi ile kökünden söküp yediklerinde; "babam gelir- se bu adamlara kızar" diye düşünmüştüm.
O gün bütün kalabalık bizim evin yanındaydı, davul zuma yoktu. Sonra tüfekli amcalar, üç kişiyi ayrı ayrı ayaklarından asıp dövmeye başladılar. Ayaklarından kan geliyordu, kimse karşı koymuyordu. Adamlar bağırdıkça herkes çığlık çığlığa bağırmaya başladı. Korkumdan anneme sarıldım, eteğinin altı- na saklandım. Anladım ki bu adamlar boğadan daha korkunç- tu. Şin-şivan içinde korkumdan uyumuşum. Uyandığımda yal- nızdım. Ev yakındı koştum... O tüfekli adamları görünce gen geldim... Derenin en derin yerine yüzümü gizlediğimi anımsı- yorum.
Sonra kaçış, Bedro Dağı eteklerinde saklanma, mağaralarda kalma, yılanla aynı tasta süt içme, geyiklerle geceleri aynı deh- lizleri paylaştığımı kesit kesit anımsıyorum...
Dersimli Potansiyel Suçlu
Osmanlının yalnız savaşta anımsadığı, derebeyler aracılığı ile savaşta, ölecek savaşçı ve vergi topladığı Dersim, Cumhuri- yet döneminde raporlara konu olmuş. Zamanın genel valisi Ce- mal Bardakçı; "400 yıldan beri Dersim'e hükümet girmiş değil. Her Dersim'li hayatını, malını muhafaza kaygısıyla silah kul- lanmak zorunda kalmış"der. (Uğur Mumcu Kürt Dosyası) ve yaptırımlar yönünde Maraşal Fevzi Çakmak; "Dersim'in bu günkü durumu tehlikelidir. Dersim okşanmakla kazanılmaz. Si- lahlı kuvvetlerin müdahalesi ile Dersim, önce koloni gibi ele alınmalı. Türk toplumu içinde Kürt'lük eritilmeli. Daha soma Öz Türk hukuku uygulanmlı..."
İsmet İnönü(2.9.1935) "İdama kadar infaz, ilbaylıkla bitiri- lecektir. Adliye usulü, basit, hususi ve kesin olacaktır. Kürt'le- re o güne kadar Türkçe okuma yazma öğretmenin 'resmi siya- set' olduğu rapordan anlaşılıyor. Bu aykırı siyasetin kaldırıldı- ğını tebliğ etmeliyiz" diyor.
İşte '1915-1917 yıllarında Çarlık İşgaline karşı ve istiklal sa- vaşında "vatan için savaşan", ölen, olanaklarını tüketen, aşiret, eşkıyalık düzeninde fakirliğe, ölüme, terk edilen Dersim'in; "koloni gibi ele alınması" açmazı...
Bütün bunlardan soma "Tunceli Kanunu", "kırım"... ve "is- kan"...
1936-'37 yılları çatışmaya hazır yıllar;
Dersim; Osmanlı'nın yalnız savaşlarda asker, vergi almak için anımsadığı bir bölge. 1917-'17 Rus saldırısında Dersimliler milis olarak karşı koymuş ve üstün başarılar sağlamışlar. Yurt savunmasına tüm güçleri ile katılmışlar.
Savaşın tükettiği kaynaklar, alt yapısızlık, feodal yaşam, aŞİret kavgaları bu kırsal bölgede karşıtı, açlık, sefalet, talan, mal kaçırma, anarşi vs. gibi eylemler kaçınılmaz olmuştur.
Bu olumsuzlukların yanı sıra Dersim'in yönetimsizliğini ve
aşiret sistemini göremeyen yöneticilerin "isyan" "başkaldırı "Cumhuriyete karşı" değerlendirmesi Dersim'e ağıra nu olmuş. Dersim'i "asimile etme" ve "koloni yönetimi"ni dayat ma geçerli kılınmıştır.
Uğur Mumcu son araştırması Kürt Dosyası'nda:
"Bakan Şükrü Kaya 'Dersim'in ıslahı' iki aşamalı bir plan- la yapmıştır...
Birinci yıl; silahlar toplanacaktı. Silah toplanması için önce çağrı yapılacak, silahını teslim edenlere herhangi bir yaptırım uygulanmıyacak.
Şükrü Kaya'nın Batı illerine sürülmelerini istediği ağalar belirlenmişti.
Bu listede 347 ailenin adı yer almıştı.
Bu 347 aile, 3470 kişiden oluşuyordu. Bu sürgün listesine 300 bin TL ayrılmıştı"
Bu listede Civarik ağalarına şöyle yer verilmiş; "Civarikli Süleyman Ağa oğulları Bertal, Ali, Hasan, Süleyman Ağa'nm kardeşleri Bertal Efendi, Hüseyin Hasan, Süleyman ve Ali ağalar, Malkara'ya"
Genel Vali Cemal Bardakçı kızı ile Civarik'e gelir. Çadır kurar, 4 gün ağalara konuk olur. Onlara sürgün emrini tebliği eder. Kızına takılan hediye beşbirliklerle döner.
İçişleri Bakanı Şükrü Kaya'nın planı uygulanır. Önce silahlar toplanır. Nazimiye aşiretleri bir çatışmaya girmeden silahlarını teslim eder. Bunların içinde Civarik'te var.
1937 yılında Abdullah Paşa Nazmiye'ye gelir. Halkı toplar. Silahlarını teslim ettikleri için kendilerini "teşekkür..." eder. Halkın Cumhuriyet'ten beklentilerini saptamak ister... Dert dinler(!) Bundan sonrasını "Usıve Quruze" söyle aktarır:
"... toplantıda Hormek'li Bertal Efendi var. Tabii ki, okuyan, bilen, Türkçeyi çok güzel, etkili konuşan adamdı. Söz alır ko- nuşur: Kaymakam, jandarma, tahsildarların halk üzerindeki baskılarını dile getirir. Nasıl oluyorsa, yakınında bir çepiç ge- çer, hemen atlar boynundan tutar getirir meydana.. Paşa, bizden bunun vergisini istiyorlar. Halk bunun cevabını veremiyor...
Bu keçi yavrusu kadar halka değer verilmiyor. Devletimiz; den hak, hukuk, adalet, fakirliğe, çare istiyoruz. Paşa keyfini
»Sen kimin adına konuşuyorsun Efendi", der. ."Halk adına" deyince kalabalığa dönen paşa: ."Temsilciniz mi?" diye çıkışır. Ağalar susar, Arelli'lerden biri yaklaşır.
."Hayır paşam" der
Bu fakir adamın sonradan inşaattan düşüp öldüğünü biliyorum
Aradan bir yıl geçer, Abdullah Paşa bu kez kırk atlı ile Nazimiye'ye gelir. Bertal Efendiyi iş için gittiği Mazgirt'ten getirtir. Sürgün kararını bildirir. Kendisi ile Elazığa gelmesini ailelerine trende vagon ayırmasını, ayrıca köydeki oğlu Aliye mektup yazmasmı ister. Bertal Efendiye yazdırılan mektupta; "hepiniz Nazimiye'ye gelin sizi orada karşılarım." diye belirtir.
Mektup alındıktan sonra, kararın değiştiği ve nahiye müdür yetkilisi Subay Çetin Te köye gitmesi, trendeki yeri kendi- lerinin belirleyeceğini söylenir. Abdullah paşa Dersim'e döner. Görüşmeler uzun sürmüş gün batmak üzere Bertal Efendi ve Subay Çetin atlarına biner Civarik'e gitmek için yola koyulur.
Beklenmiyen Ölüm Tuzağı
Ardından yola çıkarılan birlik Nazimiye çıkışında gidenlere yetişir. Beklenmedik bir şekilde Bertal Efendiyi arkadan vurur, ölüsünü yol kenarına atar. Birlik gece yarısı Civarik'e varır. Oğlu Ali'ye Babasımn mektubu ve ölüsünün parmağından Çıkardıkları yüzük kanıt olarak verilir.
Süleyman ağa dışında tüm kardeşler önceden tebliğ edilen sürgüne razı olur. Süleyman Ağa zorunlu katılır. İlerideki list- ede belirtilecek; 28 çocuk, 12 kadın toplam 54 kişi Dereova'ya götürülür. "Tahsisat(yol nakil bedeli) gelmediği için bekletilme sorunu" yaşanır. Sonunda yeni gelen ekip, 54 kişiyi teslim alır.
Nazimiye yolunda yürütür. Ramazan köyü altında bir derede elleri ayakları bağlanır, kurşunlanır... Önce öldürülür adından üstüne gaz dökülerek yakılır. "Tahsisat sorunu"
çözülmüş olur!
İş bununla bitmez, ikinci gün Civarik köyü çembere alınır Civarik, Balık, Malkis, Gemikliler, Musan mahallesinde bir dere içinde birleştirilir. Köylüler üç yandan çapraz ateşe alınır Melkıs'tan gelenler gecikince Memo Derg, Usıve Saydız ve Muhtar Süleyman ayaklarından asılır. Falaka başlar, ayaklar- dan fışkıran kan, halkın çığlığı birliklerin işaret atışlarıyla karışır. Kendini "Devletin teminatı altında" gören halk, neye uğradığını anlıyamaz.
Olay tüm yörede şok etkisi yaratır, bir çok aşiret ileri geleni bundan geçte olsa dersler çıkarır, dağlara sığınır. Devletle çalışma durumunda olan Xıde Ale İsme "Teslim olanları gördük, ben çatışarak öleceğim" der. Teslim olmayı rededen sonunda bir çokları gibi kurtulur.
Civarik kırımı Dersim bütününde görülen zulmün küçük bir parçasıdır. Biz Civarik gerçeğinin bir kesitini canlı tanıkların ağzından okuyucuya iletmeyi uygun görüyoruz.
Canlı Tanıklar Anlatıyor
1938'de Bertal Efendi Öldürülür
Hatau Şerre Usuve Quruze;
"Haber yayıldı Nazimiye'ye. Paşa ve 40 atlı gelmiş. Kimi de Celal Bayar'ın geldiğini söyledi. Paşa o gece Nazimiye'de kaldı. Bertal Efendi yanına gitti. Konuştular. Birbirlerini iyi ta- nıyorlardı.
Ertesi gün paşa gitti. Bertal Efendi'nin kısrağı bayrak dire- ğine bağlı kaldı. Halk Efendi'nin tutuklandığını söylemeye başladı: "Olmaz" diyorlardı. Böyle okumuş, bilmiş cesur biri tutuklanamaz."
Bir taraftan Bertal Efendi Mazgirt Moğundu'dan askeriye- nin bütün ihale işini almış, O olmazsa kendilerini ve atlarını do- yuramazlar deniliyordu.
Kışla inşaatında çalışıyordum. Bir ayakkabı almıştım. D31' di. Çarşıya inip değiştirecektim ki Bertal Efendi ve Nahiye Mü- dürü Çetin Bey, atlarına atlayıp yola koyuldular. İki yüz metre
arkadan bir grup atlı asker yola çıktı. Bazılarının heybelerinde kazma, kürek vardı.
Çetin Bey subaydı, rütbesini anımsamıyorum. Ben ve arka- daşlarım aynı yolda peşlerinde yürüdük. Bava Memed Kenar, Bava oğlu Musa, Paga Samlı Usuv birde Holuklu Hasan Kofun oğlu beraberdik. Güneş dağlara çıkmış batıyor. Gün ka- rarmak üzere. Askerler, bizi, gittikleri yolda bırakmadı. Bizde zorunlu Azgiler yoluna düştük. Hızlı gidiyoruz. Kevl'de Efen- di önlerinde, onlar arkada, zor görüyoruz. Aniden ses düştü tü- feklere. Efendi atından düştü... Evet öldürüldü.... 20-30 kişiydi- ler...
Xoluk'a gitmeye korktuk. Azgiler'de kaldık. Sabah olur ol- maz Nazimiye'ye döndük. Arkadaşımız Lolız'ın babası Hasan Kot, oğlu eve gitmeyince merak etmiş, Nazimiye'ye gelirken Bertal Efendinin yolda yarı gömülü cesedini görmüş.
Bir süre sonra Berte Memâ Usene Şixi geldi. Beni, yana çekti: "Usıv, Usıv Aliye Gulavileri çoluk-çocuk büyük küçük 66 kişiyi Ramazan'da Hıra Gevre'de, Dursun Ağa'nın evinin yanında tümünü bu sabah öldürmüşler" dedi. Dondum kal- dım...
Aynı gün İresk Kureyşanlılardan; Aliye Ağanın evi, Süley- man İbrahim'in evi, Çır Deresin'de öldürüldüler. Haberi gel- di...
Usıvi Quruz, anlatımında Nahiye müdürü, Çetin Bey oldu- ğunu söyler. Ancak Dereova Nahiye Müdürü'nün Timur oldu- ğu söylenir. Anlaşılan Usıve Quruze'nin sözünü ettiği "Müdür Çetin Bey" Müdürlük yetkilerinin üstünde görevlendirilen bir subaydır. Bertal Efendiyi Mazgirt'ten çağırır: İaşe temini, nak- liye bedel hesabını yapalım der. Soma köyüne gidelim diye yo- la çıkarlar. Nazimiye de Kevl'de öldürülür.
Devamını olayın tanığı Mustafaye Avas'm oğlu Avdıle an- latıyor.
".. Bertal Efendi Nazimiye'de Gerişli Yusuf ağa ile ortak as- keriyenin iaşe işini yapıyorlardı. Babam, beni katırımızın pe- şinde kervana katmıştı. Bazen haftalar sürerdi. Bıkmıştım. Bir gün Nazimiye'ye geldik. Yükleri indirdik. Ben köye kaçtım. Babama, "çarıklarım yırtıldı ayaklarım kanıyor" dedim. Gidip
bana Çarekız'ın ayakkabısını emanet getirdi. Neyse ki dar gel- di. Geri verdik.
Arpalar biçiliyor. Buğday sararmıştı. Babam aza olduğu için iş yapmıyordu. O günlerde bir hareketlilik vardı. Askerler sık sık gelir, babam zorunlu onlarla gezerdi. Bir aza da Balık'tan İsmail'e Kurpi "reis", muhtarda Çağıl'dan Sılemene ApS idi Sık sık emirler geliyordu. Birgün de tüm köyü, yayladan indir- diler. Başta birgün, "kimse köyden ayrılmasın... Kimse evini terk etmesin" diye emir geldi. Gece oldu baktık karşı dağda Ge- mik yaylasında ot yığınları yanıyor. Babam elini dizine koydu "bu ateş bizi saracak" dedi. Babamın üzüntüsü beni etkilemiş, ti. Sanırım herkes yatmıştı. Ben yatağımda; 'gece dışarı çıkma- mak ne demek, çoğunun tuvaleti dışarda" diye düşünürken, dı- şarıdan atların nal sesleri geldi. Pencereye koştum. Atlı asker- ler... Babamı, uyandırdım... Dışarı çıkacaktı annem tuttu; "Sen azasın emre uymazsan ne olmaz ki...?" Durdu.. Beş dakika geç- mişti. İki asker, Şükrü ile eve geldi. Askerler babamı alıp gö- türdü. Şükrü annesinden amanet alman fistanı istedi. Verdik. Birde döşek yüzü vardı onu almadı. 'Bizi sürgün ediyorlar, o kalsın' dedi. Bende beraber evlerine gittim.
Nahiye Müdürü babama; "Ali Efendi, Bertal Efendinin bü- yük oğlu sana amca diyor. Sende ailenle hazırlan" deyince ba- bam beni yana çekti. Eve git annene durumu anlat. Fidan, ço- cukları alsın ekinlerin arasında saklansın. Seni de gördüler. Ça- re yok gideceğiz" sözü bitmemiştiki zabitle konuşan Ali Efen- di "biz, bizden büyük olan herkese 'amca', 'dayı' diyoruz. Uzaktan akrabamdır ona gelince köyün yarısını götürmek gere- kir", diye direndi. Zabit araya girdi.
-Peki söz, bunu bırakırım. Ancak sen bize bir saat içinde Sü- îeyman, Veli, Ahmet, Bertal, Hüseyin, Hasan kardeşlerin tümü, aileleri, erkek ve kız çocuklarım, çocukları ile bir saat içinde burada topla. Sana yardımcı asker de vereyim" Buna canı sıkı- lan Ali sesini yükselterek.
-"Bu sürgün zaptında yoktu, yalnız bizim aile vardı. Bunla- rın çoğu Maskan, Taru köylerinde. Bunların hepisi köyün yan- sı kadar, buyrun iki gün konuğum olun, ben gidip getireyim dedi. Zabit kızdı "peki yarım saat içinde hazırlanın gidiyoruz-
Geciktik..." Sertleşen tavır, "sürgün"e güç razı olan Süleyman Aga'yı iyice üzdü. Yukarı, evine gitmek istedi, iki asker peşine taktılar. Biraz sonra, beyaz bir entari giymiş, postalları ellerin- de geldi. Nahiye müdürü; "bu ne hal Süleyman Ağa?" deyince -Bu hak yoludur, pir yoludur, erenler yoludur, Kerbela yo- ludur, böyle gidilir."
Süleyman Ağa sonra babama sarıldı, -"kimseyi göremedik. Konya nere bilmiyorum. Bir daha ge- ri gelemem. Geçen gece rüyamda 'yezidi' görmüştüm. Hepiniz hakkınızı helal edin" dedi ve yola düştü. t
Ali Efendi'de yola çıkmadan babamla helallaşırken; -"Mustafa amca, istesem direnme gücüm var. Mektup, yü- zük babamın, bu belimi kırdı. Bilmem ki, sürgüne evet demek- le hata mı yaptım ne dersin?" sorusuna babam şaşkınlığından tek söz:
, -"Sen bilirsin" diyebilmişti. O da babama sarıldı;
- Kimseyi göremedik, hepsine selam söyle, yalnız Aliye Qı- la'yiye iki kez selam söyle: Katırını istedim vermedi."
Ayrıldılar tek tek. Yakın komşulardan, önemli eşyalarını yüklemek için katır temin edilmişti. Bu katırları geri getirmek için de Meme Hiçi beraber gitti."
Yıl; 1938 yazı. Başaklar yeni yeni sarı olgunluğa erişmek üzere... Köyde, gece sokağa çıkma yasağı devam ediyordu. Bu 54 kişi dışında her kes bu yasağa uymuştu. İşte ağaların, çoluk- çocuk emzikteki yavruların, hamile gelinlerin, sakallı dedelenn "gece göçü" böyle başladı.
Bir gece vakti "sürgün" diye evlerinden alınıp yolda öldürü- lenlerin isimlerini Bertal Efendi'nin Kızı Ezime söyle anımsar;
1 -Süleyman Tanrıverdi(Süleyman Ağa)(80) Esi Fatos
Çocukları: Dursun(22), Şükrü(18), Medine(14),.Zarife(12),
Baki(lO), Süleyman(8)
Gelin: Fadime, Güllü
Torun: Mehmet(7), Emine(14), Zarife(lO), Hatıce(8)
adı anımsamayan bir kız(4)
2 -Veli Akbayır(75)
Eşi: Fatma
Çocukları: Süleyman, Mehmet
Gelin : Elif(18- sekiz aylık hamile) ve kardeşi Memo(15)
3 -Ahmet Akbayır(72) Eşi: Fadime
Çocukları: Mustafa(18), Hasan(16), Kaya(lO)
4 -Bartal Yurtsever(Efendi)(60) Eşi: Fadime
Çocukları: Ali(38), Şükrü, Kazım, Aziz, Hatice, Fatma Gelin: Hatice
Torun: Hasan(18), Şevket(lO), İbrahim(8), Yusuf(6), Süleyman(4), Muxlise(l), Fatma(3), Hatice(l)
5 -Hüseyin Yurtsever(58) Eşi: Güllü
Çocukları: Güllü(22), Xezâl(20), Sewe(18), Medine,(16), Alibinat(15) Çocuk: 25 Kadın: 12
Erkek: 14
Toplam : 54 (Ellidört)
Bu ölümler yaşanırken Dake 110 yaşında olduğu için evde bırakılır. Oğulları Süleyman Ağa, Bertal Ağa ve kardeşleriyle tüm ailenin katledildiğini öğrenir. Bu katliam haberinden bir süre sonra o da eşikte asılı bulunur.
Ve Agitlar Agitlar Agitlar...
Göçe Sıleman Ağa'yı
Honıke sewa hemnuni de, bime sıleciye ra e Ciranura xatır ne vazmo, bervena qala Dae "Sürgün" ra vato "ya", Ağay beçike na pıra Kes ne zono kotiya Konya, na şiyane çira? Cıvrak peyde mend, rena karni key veneme? Astori asmenra ene war, ma zu, zu moreme Bi ponçaş, ma keytime bine Kımsor'e çeri Hard lalo, asmen koro, ne veneno Haqe cori Memo Hiç verdera, peyser sono, vere pule suri Mela Qali, dizdi, "goç"i dıma sona, dur ve duri Camordi, zuvinra gıredayi, resenura mumti Zerne vere cinu, pelaka peru, eşkera gureti Dımoni goligura gireda i, herdra kaskene Vane "bi sodır, sıma çıra raede çip ne sone" Mudur vano "vengra çeku mekere, aşiri nesnene" Lerz kene, werte heztuno, xora tersene Pirene sıpe ser, herdisa xo, ama sere qori Qaleni, selaga gırana, zor sono, vılera dori Ağa ziveno; vano "ne ma nevene Kervela "Sürgün" va, ma xapıtime, Kervela mare arda ita"
Câr oseno, çe İsmail Ağay, verde sona va e Çena bıray madera, vanke eno maver, ser ra e Cıra vaze, xevere burusno, paşa e Gırsî pıte ciziçi, cini a dıgane nekiste Sevdin'de Rus'i Ez zabite Sevdin'i ma na ko u ser merdime Palandoken'u de, onca qor qor ma cemedime Vere devlete, dugelu ser ma sime seveta vvelati Çeki mara gureti, lokme gula ma kerdivi lete Yezit'e Bitlis'ra amo, mare Mudure Deru yo Bertal'e mara notever, coka ma bıraura qario No çı konuno befamo vane cao pilde vezi o Be pers be sevvete, qırkeno aze ma bırnen o Zu zernâ çeqeri ser, sare zofme serde perneno Kesu nedi a dumonu, hermetu, sarı be çeku kisneno Welat telefkene, alefe malu, firiğe cunu visneno Zone Kırmanc, reça Ali, ra a Piri, fermano vile made Zu çer a28 bılci 12 cini, guna 54 güle karni vılede? Cigerune mı "süngü tak gaz dök yak" ves wes pozene Töre Desim'de aşuru nedia na zalımeni na kistene Cıra vazı kare devlete ne erzino qelpu ver lop ni o Desim'de itivar kerdo gola goni tede xerepi o"
Süleyman Ağa'nın Göçü
Sürdüler, serin bir yaz gecesinde düştük yola Yaşlı anne ağlıyor, komşularla vedalaşmak bela "Sürgüne" evet demiş, parmak basmış büyük ağa Bilen yok, bu gidiş nereye, niye, nerede Konya? Civarik geride kaldı, kimi nasıl, nerede göreceğiz? Gökten düşen yıldızları, bir bir sayıyoruz Elli oldu düşen, biz Aşağı Kimsor'a vardık Yer, gök, sağır görmüyor, yukardakini görür sandık Momo Hiç'i geri saldılar, kırmızı tepe önünde Mela Qali, uzaktan uzağa, gizlice göç peşinde Önce erkekleri bağladılar, örkenlerle öre, öre Altınlarını, paralarını aldılar, göz göre göre Çocukları katırlara bağladılar, sürünüyor yerde
Diyorlar "gün ışıdı, bunlar kalıyor gerilerde" Müdür der 'silah sesi çıkmasın, aşiretler duyar" Acele bölgeyi geçmek ister hezbetlerden korkar Beyaz entari üzerinde, sakalı dökülmüş dizine Yaşlılık ağır yük, güç aşar, tepeyi öbür yüzüne Sıleyman Ağa der "bunlar bizi götürmez Kerbele'ya "Sürgün" diye aldattılar, Kerbele gelmiş buraya" Aşağıda görünüyor, İsmail ağanın evi, önünde ark Kızları bizimle, yolumuza gelir, halimize bakarak Söyleyin iletsin, büyük paşaya, yıldırım bir kuş Emzikli çocukları, hamile kadmı öldürmedi Sevdin'de Rus Ben Sevdin subayı, bu dağlar için önce biz öldük Palandöken'de, bölük bölük, yine biz donduk Vuruştuk devletlerle, bu devleti biz kurduk Güvendik, gücümüzü verdik, lokmamızı yarıladık Bilmem nerden geldi yezit, Dereova müdürü bir dinci Bertal'ımızla tartışmış, buna dayalı hıncı Merkezden çıkmış, haksız, adaletsiz bir kanun Nedensiz, sorgusuz, soy tüketen özü zülüm Bir san altına düşmüş, pazarda ölüm veya yaşam Görülmemiş silahsız bağlı insanları öldüren karabasan Konuşulan dili, Ali izini, pir yolunu, ölüm fermam say Bir ailede 28 çocuk, 12 kadm, 54 can dile kolay Körpe cana "süngü tak, gaz dök yak" diri diri ölüm Dersim aşiret töresinde olmamış böylesine zulüm Paşa'ya deyin "devlet görevi mama değil köpeğe verilmez" Dersim'de, kan gölüne atılan güven, çürüdü ele gelmez
Bertal Efendi Ser Watene
Cıvrak persena, dewa aşira xormek'i Aşirunâ Desim'de, name verdo, sâri çeki Her zu çe i, pule gureto, zâ helina çola Ca çino birama, biçinâ, notu dute xo qola
Efendi pir ardo, ağayeni biray.8 pilra gurete Kırmancu ne vazeno, Avdıle Paşa'yı devlete
Vali Cemal'ra vane "ma na koura dur meke Na ko i sıtara mae marı beno peyniya homete"
Ağaune mara teng amo, koâ Bedro, Sulvis'i Bertol'o qız barkerdo, vera şiyo dewa Hopis'i Balıx'de merga Bozi, Gemik'ke de ko u kaşi Civarik'de çımura bi e duri, pero nastu doşi Xatir6 qome sıkino, seveta zu hoya waşi HSga â Xeli ser, lezkerdo, bi e bekeşi Gemik'ede cev barkerdo, sonde esto zere Sodır, ustâra, cew golige eskeru verde
Avdile Pasa amo Kışle, sare aşürü dezneno Aşırı ardd pâser, Efendi "cumhuriye" wazeno Avdile Pasa vanu "ne vazen Desimi'de ağa bey Sıma deursa Pir Sultan'ı sanana, ero hata key" Efendi, aşiru ver qeseykenu, qes6 ağa u tey Vano "Cumhuriye bero, zof mekuyo herey Salme, kamçur, çapa cuni, miane homete sıkıto Xola Dersi'i, vesaneni ser, zuvinra mal çi tırto Ma keşi, beyliğe ser, gılı çeku, çeut nekerdo Kerdena cendurmu, tasildaru, hona qelpu nıverdo Padişah şi, paşa ame, rae çina, wendene duri Zılm, neqeni, vesaneni gıran ena ser miane quli Desim'i deste devletâ nıdiyo, hao hozor sera Qole vesaneni nevazeme, lozurgude kuna zere
Aşiri, talanu ser keute tewerte, mızo, dumano Pasa vano "roze na roza" hitu-zuai pi a vesneno
Efendi, celev ardo tâver, rusno bazarı Xarpet'i Hetera goligi barkerde, werdena eskere hukmati Lazra vato "tivar bı kere, çıra barkerâ bere Kışle" Nâzono, zone xo bıyo lae dari, keyto xo vıle VanS "beme meymanâ to" biye rast sone dewe VılĞ Kışle'de pıra nane pıra kisene erzene ser ar e
Bertal Efendi Destanı
Civarik, Hormek Aşireti'nin köklü bir köyü Dersim aşiretleri içinde anılır, şanı, ünü Her biri bir tepe tutmuş, kuş yuvası gibi Çevirmiş vurguncu, yok ekmeye biçmeye yeri
Efendi pir getirmiş, ağabeyine diyor dur Devletin paşasından, "kürtçe konuşanı sür" Vali Cemale diyorlar, bizi yerimizden etme Bu dağlar korunmamız, ayrılma sonumuz olur Ağalara dar geliyor, Bedro, Sülbüs dağı Küçük Bertal yüklenir, Hopusu seçer otağı Balık'ta Bozo çayırı, Gemik'te Otbitmez dağı Civarik'te dostların çözülmüş dizlerin bağı Bir biçimlik ot için, engin gönüller kırılır Qelo tarlası tartışmada köy içten erir Gemikte arpa yükler, gece evin içine taşır Sabah kalkınca arpayı, atların önünde görür
Abdullah Paşa Nazimiye'de aşiretlerin başı dertte Aşiretler toplanmış beklentileri cumhuriyette Paşa diyor "istemem ha Dersim'de ağa bey Pir Sultan'ın beşiğini sallamanız yetmedi mi hey" Efendi aşiretler sözcüsü ağaların sözü onda Diyor "Cumhuriyet gelsin halk burada darda" Sahne, kamçur, harman payı, cebimizin kurdu Dersim düşkünü talanları açken vurdu Hiçbirimiz Devlete silahın ucunu eğmedi Jandarma, tahsildarın, yaptığım köpekler yemedi Padişah gitti paşa geldi, yol yok, okuma uzak Açlık, baskı var, yaralı sırtımıza ne sürek Dersim'e devlet eli değmemiş bin yıldan beri Açlık, soygun, istenmiyor bacadan giriyor içeri" Aşiretler birbirine girmiş bir yere gelinmiyor Paşa'ya "gün bugündür" yaşla kuruyu bir yakıyor Efendi toplanan sürüyü, gönderir Harput pazarına Askere ezrak kervanını, bir yandan koyar yoluna "Devlete güven evi yüklen gelin" haberi oğluna Bilmiyor ki dili kenet olmuş dolanmış boynuna Diyorlar "köyüne gidelim" der "konuk başüstüne" Arkadan vuruyorlar atarlar, Kevl de yol üstüne.
Efendiye Ma
Vere çevere ağa u ne made, kavaxe şeriti Sodır ustume ra, çevere konaxu kiliti Sandıqı este tever, variat ser sıkıtı Male Begu kora mendo, sarı berd dıtı Bıray berde Deruye'de resenura munutı Haqo amano homete amano Göçe bırau sonde kerdo rast mare gırano Sıman "pepug" bıro gılı sıvingura ronişo buano ami zoti da va "sımara qe az nemano" ndere Kışle bıveso verde oseno hiniyo o dıma kam sero cave Vali paşa u bıdiyo Bavo amano keko amano Göçe Ağa u sonde kerd rast mare gırano "ile Iresk'e de lazı Zeynel Çacuş'i vengdano ana "Pıyemı şiyo Kışle ha o hire roziyo namo ak kene sıma nezonene koutiyo" suv Ağa vano "weleve merdune torovo osno qero ke Keul de kişiyo Bertal Efendiyo Wendox vi, zondox vi, bıblıle cemaatu Fequru ver qeseykerdine vekile hometu" Dae ammano kile amano Göçe Efendu sonde kerd rast mare gırano Fermane Ağa une ma nezoneme karni veto Berdo dora deste Cemal Barut'i Şiyo feteliyo di taburu peyde kerde ardı Zuye Baybut'i zuye Kelkit'i Amano Haq o amano Hal hal niyo tora ayano
Kaynak Kisi :Saye Qali-Use Çerxe
Bizim Efendimiz
■ ■
■■ ■. ■
Ağaların evleri önünde şeritlik kavak Sabah uyandık kapılar kitli boş konak Sandıklar dışarı atılmış tümü kırık Hayvanlar dağda kaldı götüren sağdı Kardeşler Dereovada örkenle biribirine bağlı Tanrı aman, kullar göç geldi bize Kardeşlerin gece göçü çöktü üstümüze Pepuğ kuşu konsun saçağa derdine ötsün Kim beddua etti ki sizden tek filiz kalmasın Yanası Nazimiye'ye önünde akar bir çeşme Senden sonra vali paşa ya kimler cevap versin Baba aman bu güç geldi bize. Ağaların gece göçü çöktü üstümüze Iresk tepesinde Zeynel Çuvuş'un oğlu seslenir Diyor "babam Nazimiye'ye gitti üç gündür gelmedi Tanrı aşkına bilmiyor musun babam nerdedir?" Yusuf Ağa diyor toprak ölülerin üstüne Bizden yukan öldürülen kara koç Bertal Efendi Okuyandı bilendi cemaatların bülbülü Fakirler adına konuşur halkın bulunmaz dili Anneciğim cancağım zor bize Efendilerin gece göçü çöktü üstümüze Ağalarımın fermanım bilmem kim çıkardı Götürüp zalim Cemal Barut'un eline verdi Gitmiş dolaşmış iki tabur getirdi Biri Bayburt'i biri Kelkit'i
|