Dersim Bayragi..
Sey Riza

Dersim jenosidini
Anma Gunu
Her Yil

12 Temmuz

baner

Celal Bayar
Basbakanlik Donemi
(1937-1939)

Nursen Mazici /Der Yayinlari/istanbul
Sayfa: 74-86

 

1938 Dersim Olaylari

Seyh Sait Isyanı'yla başlayıp (1925) Ağrı İsyanı'yla süregelen (1930) olaylar üzerine hükümet, 1934 yılından itibaren Doğu'da çıkan ayaklanmaları kararlı bir biçimde çözmek üzere İskan Kanu-nu'nu çıkarmıştır. 14 Haziran 1934'te T.B.M.M.'ne sunulan İskan Yasa Tasarısı, İçişleri Bakanı Şükrü Kaya tarafından açıklanmıştır. Tasarıya göre topraksız köylüye verilecek arazi konusu, Türkiye'nin çoğu illerinde mevcuttur. Doğu halkını topraklandırmak esasını düşünürken, Batı halkını da topraklandırmak bir bütün olarak ele alınmalıdır. Kaya'ya göre, eğer köylü toprak sahibi yapılmayacak olursa, sanayi fabrikaları hangi pazarlar için kurulacaktır. İçişleri Bakanlığı'nca yapılıp Bakanlar Kurulu'nca onaylanan haritaya göre Türkiye, iskan bakımından üç çeşit bölgeye ayrılmıştır:                         
1. Türk kültürlü nüfusun yoğunluğu istenilen yerler,
2. Türk kültürünü temsili istenilen nüfusun nakil ve iskanına ayrılan yerler,
3. Diğer sağlık, iktisat, kültür, siyaset, askerlik ve güvenlik
nedenleriyle boşaltılması istenilen ve iskan ve yerleşimi yasak edilen yerler.
Türkiye'ye yerleşmek amacıyla dışarıdan gelmek isteyen Türk soyundan yerleşik ya da göçebe bireyler, aşiretler ve Türk kültürüne bağlı yerleşik kimseler, bu yasanın hükümlerine göre İçişleri Bakanlığ'ının emriyle kabul olunurlar (md.3).
a. Türk kültürüne bağlı olmayanlar
b. Anarşistler,
c. Casuslar,
ç. Göçebe çingeneler,
d. Memleket dışına çıkarılmış olanlar, Türkiye'ye göçmen olarak alınmazlar (md.4).
a. Türk soyundan olup, hükümetten iskan yardımı istemeyi yazı ile bildiren göçmen ve sığınmacılar, Türkiye içinde istedikleri yerde yerleşmeye serbest bırakılırlar. Hükümetten yerleşme isteyenler, hükümetin göstereceği yerlere gitmeye zorunludurlar.
b. Türk soyundan olmayanlar, hükümetten yardım istemese-er bile hükümetin göstereceği yerde yurt tutmaya zorunludurlar. İzinsiz başka yere gidenler ilk defasında yerlerine çevirilirler, yinelenmesı uurumurıua oaKanıar rvuıuıu r\aıaııyıa vaıaııuaşıııuaıı uuşuıu-
lürler... (md. 7).
Yasa tasarısının bir başka önemli maddesi ise sekizinci madde olup, Türkiye içinde toprağı dar veya azmaklık, bataklık, ormanlık, dağlık ve taşlık olan yerlerde bulunan ve geçim araçlarından yoksur olan köylüleri gerek yerleşik gerek göçebe bulunsun, üç numaralı bölgeler halkının yaşayış ve sağlık koşulları elverişli olan yerlere nakletmeye, evleri ve dağınık köyleri daha uygun merkezlerde toplamaya, huları, obaları ve komları köyler içine kaldırmaya ve yenilerinin yapılmasını yasak etmeye İçişleri Bakanı yetkilidir, hükmünü getirmiştir.
a. Yasa aşirette tüzel kişi tanımaz, bu konuda herhangi bir hüküm, belge ve ilama dayanmış da olsa tanınmış haklar kaldırıl-jnıştır. Aşiret reisliği, beyliği, ağalığı ve şeyhliği ve bunlardan herhangi bir belgeye veya görgü ve göreneğe dayanık her türlü örgüt ve dalları kaldırılmıştır...
b.  Bu yasanın yayınından önce herhangi bir hüküm veya belge ile veya örf ve gelenekle aşiretlerin kişiliklerine veya onlara izafetle reis, bey, ağa ve şeyhlerine özgü olarak tapınmış kayıtlı-kayıtsız bütün taşınmazmallar devlete geçer...
c. Bu yasanın yayınından önce aşiretlere reislik, beylik, ağalık, şeyhlik yapmış olanları, yapmak isteyenleri ve sınırlar boyunda ptgrmcisında güvenlik yp asayiş bakımından sakınca bulunanları, aileleriyle birlikte uygun yerlere naklettirip yerleştirmeye Bakanlar Kurulu yetkilidir (md. 10).
a. Ana dili Türkçe olmayanlardan toplu olmak üzere yeniden köy ve mahalle, işçi ve sanatçı kümesi kurulması veya bu gibi kimselerin bir köyü, bir mahalleyi, bir işi veya bir sanatı, kendi soydaşlarının tekeline alması yasaktır.                       ^
b. Türk kültürüne bağlı olmayanlar ya da Türk kültürüne bağlı olup da Türkçe'den başka dil konuşanlar hakkında da, kültürel, askeri, siyasi, toplumsal ye güvenlik nedenleriyle Bakanlar Kurulu kararıyla İçişleri Bakanı gerekli görülen önlemleri almaya zorun-
 107
. (md.11)107 hükümleri yer almaktadır. Çok uzun tartışmalardan sonra, bu yaşa tasarısı TBMM'de kabul edilerek yasallaşmıştır.
1935 Kasımında Atatürk'ün gündeme getirdiği ve aynı yılın şorı günlerinde kabul edilen Tunceli Kanunu ile Dersim'de önemli aşamalar kaydedilmeye çalışılmıştır. 25 Aralık 1935 tarihinde 2884 sayılı Tunceli ilinin yönetimi hakkında yasa, T.B.M.M.'nde kabul edilerek, 2 Ocak 1936 tarihinde de yürürlüğe girmiştir. Bu yasanın yürürlüğe girmesinden itibaren, Tunceli'de aşiret, ağalık, şeyhlik ve seyitlik yönetiminin yıkılarak, bu geleneksel kurumların egemenliğine son verilmeye çalışılmıştır. Merkezi otoritenin Tunceli'de gittikçe güç kazanması üzerine aşiretler arasında çatışmalar başlamıştır. Bunlardan en kayda değer olanı, Seyit Rıza önderliğinde yapılan hükümet karşıtı propagandadır. Bu propagandaya göre, aşiret kadınlarının namusu tehlikededir. Bunlar gündüzleri kocalarının, geceleri "karakol efradının" malı olacaktır. Hükümetin yaptırdığı karakollar yakında bu bölgeden sürülecek olan aşiretlere posta mevki olmak içindir. Köylerdeki bütün halk bir yere toplanacak, evlerin içine tıkılacak, bu evlerin ö-nünde birer polis bekleyecektir. Ekmek ve odun "vesikayla" verilecektir. Halkın bütün kazandığı elinden alınacaktır108.
Bu propagandalar sonucu, Dersim'de Seyit Rıza'nın aşireti karakol ve köy basmış, 28 Nisan 1937'de İçişleri Bakanlığı bu baskınları bir rapor biçiminde düzenlemiş ve 3 Mayıs 1937'de tedip (eğitme) ve tenkil (cezalandırma) harekatına askeri uçakların aşiret reisleri toplantıdayken yaptıkları bombalamayla başlanmıştır. Ertesi gün Bakanlar Kurulu, Atatürk ve Fevzi Çakmak huzurunda toplanarak gizli bir karar almıştır. Bu karar doğrultusunda Tunceli, Elazığ ve Bingöl'ü içeren bölgede Dördüncü Genel Müfettişlik kurulmuş, bu göreve de General Abdullah Alpdoğan getirilmiştir1
Bu tenkil harekatından sonra 14 Haziran 1938'de İçişleri Bakanı Kaya, 4 Haziran 1937 tarih ve 15146 sayılı konuyla ilgili bir yazıyı Kültür Bakanlığfna göndermiştir. Yazının konusu, Dersim kız ve erkek çocuklarının yatılı okullarda yetiştirilmeleri hakkındadır. Kaya, yazıda Dersim'de yapılan ıslahat çerçevesinde Türklerin yoğun olduğu ve Dersim'den oldukça uzak yerlerde kız ve erkek yatılı okullarının açılması ve bu okullarda Dersim'den getirilecek beş yaşını doldurmuş kız ve erkeklerin okutturulup büyütülmesi ve birbirleriyle evlendirilerek baba ve annelerinden miras kalan mal ve arazileri içinde birer Türk yuvası kurmalarını önermektedir. Böylece, Türk kültürünün Dersim'de esaslı bir biçimde yerleştirilmiş olacağını düşünmektedir. Kaya'ya göre zaten Horasan'dan gelme Türk olan Dersimliler, Kırmanç denilen Farsça'dan bozma bir dille konuşan insanlarla yakın ilişkide bulundukları için hem ana dillerinden uzaklaşmışlar hem de alevilik ve bektaşilik aralarında rağbet görmüştür. Böylece Türklükle Kürtlük arasında kalmış olan Dersimli erkekler çevreyle ilişki kurup Türkçe öğrendikleri halele, kadınlar kendi çevrelerinden ayrılmadıklarından erkeklerinden daha önce Kürtleşmeye başlamıştır. Bundan dolayı çocuklarına Türkçe öğretememektedirler110.
Oldukça tartışmalı bilgiler içeren ve bir tür "Enderun" yöntemiyle konuya yaklaşan İçişleri Bakanı Kaya'nın yazısında bizce altı çizilmesi gereken nokta, soruna ırkçı olmamakla birlikte dil bazında kültürel etnik vurgu yapılmasıdır.
Bu arada Başbakan İnönü, 18 Haziran 1937'de Genel Kurmay Başkanı Fevzi Çakmak'ın da katıldığı Bakanlar Kurulu toplantısı yapmış ve Dersim için bir "Islahat Programı" hazırlanmıştır. İçişleri Bakanı Kaya'nın yukarıda değindiğimiz yazısıyla bir koşutluk taşıyan Islahat Programı'na göre, Dersim'e yol, köprü, okul, kışla yapılacak, askerlik ve vergi işleri düzene konulacak, ağalık, derebeylik, şeyhlik kökünden kaldırılacak, zorbaların malları devlete geçecek, halka toprak, ziraat aletleri ve tohumluk verilecek, Dersim'i haydut yatağı durumuna getirenler, batı illerine nakledilecek, orada iskan edilip, namuslu, eğitilmiş vatandaşlar haline geleceklerdir. Dersim tamamiyle boşaltılacak ve burada Bakanlar Kurulu'nun izni olmadan kimse oturmayacak ve yerleşmeyecektir. Ülkenin öbür köşelerine yerleştirilen Dersimliler ev ev dağıtılacaklardır. Böylece Horasan'dan gelme öz Türk olan Dersimliler, asıl çevresine, benliğine kavuşacaktır1 Bir yandan bu program hazırlanırken çok sayıda Dersimli güvenlik güçlerine teslim olmuşlar, dolayısıyla olaylarda bir azalma kaydedilmiştir. Dersim'deki isyanı başlatanların önderlerinden Seyit Rıza ve yandaşları ise, Kutu deresine saklanarak direniş göstermişlerdir.
18 Eylül 1937'de Başbakan İnönü, T.B.M.M.'nde, gelişen olayları şöyle değerlendirmektedir: "Cumhuriyetin imar ve ıslah programına muhalefet eden, nüfusları az olmakla beraber, altı aşirettir. Bugün bu altı aşiretten kışkırtıcı ve başı dönmüş ne kadar adam varsa bunlar reisleriyle birlikte etkinlik olanağından tamamen yoksun bırakılmışlardır. Altı aşiretten birinin reisi imha edilmiş ve diğer reislerin hepsi yakalanmış ve adalete teslim edilmiştir... Kanun götüren ordu ve jandarma neferlerinin ayak basmadığı yer, inmediği dere ve çıkmadığı tepe yoktur. ... Arkadaşlar, Cumhuriyetin kanunlarının ancak refahı, ümranı ve iyi geçinmeyi hedef tutan hükümlerini yürütmek için, çetin şartlar içinde alınan olumlu sonuçlara ermek yolunda Cumhuriyet yönetiminin güçlü olduğu kadar şefkatli ve adaletli olduğunu göstermek itibariyle Tunceli olayları en son ve en inandırıcı bir örnek olmuştur"112.
İnönü anılarında ise, Dersim'de [aşiret] reisler[in]in kısmen mezhep kışkırtmalarından yararlanarak sürekli bir huzursuzluk yarattıklarını, sorunun aslında kültürel ve ekonomik sorun olduğunu, darlık içinde olan halkın geçimini dışarıda aradığını, Dersim halkının görgülü ve çoğunun İstanbul'da yetiştiğini ama dışarıdan yerlerine döndüklerinde kabile reislerinin, dini başkanların, yani şeyhlerin etkisi ve kışkırtmalarıyla yüzyüze geldiklerini söylüyor. Ve ekliyor"... Dersim sorununu sonunda demiryolu çözdü. Bölgenin güneyinden, kuzeyinden demiryoluna kavuşturulmasından sonra memleketin herhangi bir yerinde olacak bir asayişsizlik hareketiyle DersinVde olacak asayişsizlik hareketinin hiç bir farkı kalmadı. Ben 1937'de Başbakanlıktan ayrılıncaya kadar Dersim doğal yaşam koşullarına kavuşturulmuştur"11 .
İnönü, T.B.M.M.'nde ıslahat raporunu değerlendirmesinden bir hafta sonra birbuçuk aylık izne ayrılmış, Bayar'ın Başbakanlığa atanmasından sonra 12 Kasım 1937'de Atatürk'ün de katıldığı "Şark Seyahati"ne çıkılmıştır. Bu gezi sürerken, Seyit Rıza ve yandaşları yakalanmış ve 15 Kasım 1937'de Elazığ'da idam edilmişlerdir. 26 Kasım 1937'de bu gezinin bir değerlendirmesini yapan Bayar, bölgeye ilişkin izlenimlerini şöyle açıklamıştır: "Dersim'de yaşanabilecek sınırlı vahaları ihya için herşeyi yapacağız. Orada mutsuz bir yaşam sürenlere verimli topraklar bulacağız"114.
Bayar, 13 Aralık 1937 günü Sekizinci Arttırma ve Yerli Mallar Haftası'nı açış söylevinde de: "Bugün az çok kabadayılık ananesiyle şekavet merkezi addolunacak çevrelerimizde dahi şekavetin ismi unutulmuştur. Asayiş olağanüstü bir surette gerçekleşmiştir. Bu şekaveti sanat ittihaz edebilen vatandaşlarımız dahi sabanına sarılmıştır ve hayatlarını bizzat kendi gayretleriyle kazanmaktadırlar"115 demektedir. Bayar'ın bu açıklamalarına bağlı olarak Naşit Uluğ bilimsel olduğundan oldukça kuşku duyduğumuz ve çok sayıda yanlış bilgi içeren çalışmalarından birinde116  Celal Bayar'ın 1938 yılında Dersim denilen işi kesin bir biçimde tasfiye etmek için devletin bir önlemi daha olduğuna ve ordunun Dersim yöresinde görev alacağına ve genel bir tarama harekatıyla bu sorunu kökünden söküp atacağına değiniyor Uluğ,yörede gördüklerini şöyle dile getiriyor: "Azgınlık bu sefer Kalan mıntıkasında başladı.... Kalanlılar, ağaların ve seyitlerin tahriklerine uyarak Diztaş karakoluna saldırdılar . Böylece Uluğ, Dersim yöresinde gelişen olayları ve ona karşı hükümetin aldığı önlemleri doğrulamış oluyor.
Ne var ki, İnönü'nün belirttiği gibi Başbakanlıktan ayrılışından sonra Dersim'de olaylar durmamış, yeni ayaklanmalar baş göster~ mistir. Dördüncü Genel Müfettişlik'in 6 Ocak 1938'de hazırladığı bir raporda Dersim'de o güne değin 5050 silah toplanmış ve bunun yararlı yanları da görülmeye başlanmıştır. Bununla birlikte geleneksel bağlılıklar ve çıkarlar zayıf kılındığı zamanlarda birlikte çalışma heveslerini ateşleyebileceği düşüncesiyle, yörede uygun bir mevsimde bir başka harekatın yapılmasının doğru olacağı belirtilmiştir118.
Ancak, 18 Ocak 1938 tarihli bir başka raporda Dördüncü Genel Müfettişlik yörede devlete ve hükümete karşı propagandanın yapıldığını belirtmektedir. Dersim olaylarını yakından izleyen İçişleri Bakanlığı 19 Şubat 1938'de Dördüncü Genel Müfettişlik'e verdiği e-mirde, muhalefet gösteren aşiretlerin çabaları ve kendilerine yandaş kazanmak için yapmakta oldukları toplantı ve propagandaların nitelik bakımından bölge üzerinde uyanık bulunmanın önemini ortaya koyduğu belirtilmektedir. Özellikle ilkbaharda daha çok uyanık olmanın ve tasarlanan harekatın plan ve programlarının şimdiden hazırlanması gerektiğine işaret edilmekte ve Müfettişliğin bu konudaki düşünceleri istenmektedir119. Aynı konu üzerinde önemle duran Başbakan Bayar, İçişleri Bakanlığfnın konuya ilişkin tezkeresine verdiği yanıtta Dördüncü Genel Müfettişlik'in raporunda bildirilen durum, Tunceli bölgesinde haydutların kaynaşma hareketlerinin devam ettiğini göstermekte olduğundan, mevsimin uygun zamanında bir sürprizle karşılaşmak olasılık ve olanağını önlemek için, Genel Müfettişliğin haber vermesi üzerine çok uyanık davranılması gereğinin tekrar kendilerine bildirilmesini rica etmektedir120.
24 Nisan 1938'de ise daha önce değindiğimiz İskan Ka-nunu'na ek kanun121 çıkarılarak iskan edilecek göçebelerden henüz nüfus kütüklerine yazılmamış olanların gizli nüfus cezasına ve hiçbir harç ve resme bağlı kılınmadan nüfusa kaydedilecekleri (md.1) hükmü getirilmiştir.
Süregelen Dersim olayları hükümetin daha ciddi önlemler almasını gerektirmiş, T.B.M.M'nin 29 Haziran 1938 günkü oturumunda Başbakan Bayar Meclisin tatile girmesi dolayısıyla verdiği söylevde, Dersim'de bir ıslahat programı olduğunu, bu programın yol, köprü ve karakol inşaatı suretiyle yürütüldüğünü, 1937'de askeri harekat yapıldığını, 1938'de de bu programa göre askeri harekatın yürütülmesi gerektiğini ve yöreye daha fazla askeri güç toplandığını belirtmiştir. Dersim için uygulanmakta olan programın gereği olarak bu sorunu kesinlikle çözecek ve Dersim denilen işi kesinlikle tasfiye etmek için alınacak bir başka önlemin de yakında ordunun Dersim yöresinde yapacağı manevralar olduğunu ve bu sorunu kökünden söküp atacağını sözlerine ekleyen Bayar, konuşmasını şöyle sürdürmüştür: " Arkadaşlar, Dersimliler ne istiyorlar. Orada oturup şekavet yapmak istiyor, mal çalacağım ilişmeyeceksiniz diyor, adam öldüreceğim yasal kovuşturma yapmayacaksınız diyor, silahla gezeceğim hoşgörü göstereceksiniz diyor. Vatani görevlerimi yerine getirmeyeceğim diyor.... Bilinmesi gereken bir gerçek vardır ki, Cumhuriyet böyle bir
: vatandaş tanımıyor... Bu gerçek anlaşılıncaya kadar kuvvetlerimiz orada fiilen bulunacaktır. Eğer ellerinde bulunan silahı teslim ederler ve Cumhuriyetin emirlerine uyarlarsa kendileri için yapacağımız şey, sevgiyle göğsümüzü açıp bağrımıza basmaktır..... Dersimliler sesimizi işitmelidir__ Bizim sesimizde şevkat olduğu kadar kudret de vardır... Bu ikisinden birini seçmek kendilerine aittir. Bilmelidirler ki şevkatimiz de kahrımız da boldur"122.
Görüldüğü üzere gerek İnönünün gerekse Bayar'ın iddia ? ettikleri gibi Dersim'de olaylar azalmamış, dolayısıyla Başbakanın da üslubu sertleşmiştir. Temmuz 1938 başına kadar Tunceli harekatının kayıp durumu ise şöyledir: Tenkil kuvvetlerinden 33 şehit 60 yaralı, haydutlardan 163 ölü ve yaralı, dehalet edenler (sığınanlar) 866 kişi, yakılan köylerin adedi ise 60'tır123.
6 Ağustos 1938'de Bakanlar Kurulu'nun aldığı kararda Tunceli halkından ve yasak bölgelerin içinden ve dışından 7.000 kişinin batı illerine ve iskanına, yasak bölge dışında bulunan, ancak yerlerinde bırakılması uygun olmayan aşiret başkanları, kolbaşıları, seyit ve şeyhlerle bunların aile ve yakınlarının da batıya nakle bağlı tutulmaları vurgulanmaktadır. Bölge halkının silahtan arındırılması ve harekattan sonra da bu işin sürdürülmesine, batıya nakil edileceklerden ne kadarının hangi sanayi merkezlerine sevk edileceklerine, ele geçen mahkumların hükümlerinin infazına, asker kaçaklarının askerlik hizmeti gördükten sonra batıda tertip oldukları yerlere şevkinin yasak bölgenin korunması için kuvvet çıkarılması gibi konulara da değinilmektedir124.
23 Ağustos 1938'de doğu illerinde yapılan askeri harekatı izlemeye giden Bayar şunları söylüyor: "...Orada iken Dersimin tedip harekatı aynı zamanda imar ve ıslah programıyla ilgilendim. Askeri ve mülki yetkililerin bilgi ve değerlendirmelerini dinledim. Yapılan tedip harekatı kesin ve olumlu sonuç vermeye başlamış ve son aşamasına gelmiştir. Kısa bir süre sonra Dersim'in şimdiye değin geçirdiği aşamaları ve bundan sonra yapılması kararlaştırılan ıslahatı ayrıntılarıyla kamuoyuna bildireceğim. Şimdiden ifade edebilirim ki, eski zamanlarda olduğu gibi toplu eşkiyalığın oluşumu giderilmiştir. Ordumuzun ve jandarmalarımızın bu çetin dağlarda gösterdiği kahramanca etkinliği ulusumuzun takdirine arz etmek görevimdir"125.
Sabiha Gökçen ise, Birinci Tayyare Alayı İkinci Bölük'ünde Dersim harekatına katılmış ve verilen emir doğrultusunda yöreyi bombalamıştır126. Gökçen, Dersim harekatı sırasında gösterdiği başarı ve uçuşlarındaki kahramanlıklardan dolayı dönemin Türk Hava Kurumu Genel Başkanı Fuat Bulca tarafından murahhas madalyası ile onurlandırılmıştır127. Atatürk ve Bayar ile birlikte Doğu gezisine katılan Sabiha Gökçenin Dersim'e ilişkin anılarına göre, Atatürk'ü görmeye gelen bir Dersim'li Mustafa Kemal'e "Biz namert insanlar değiliz Paşam. Biz nankör insanlar da değiliz. Ama gaflete geldik. ... Ben ve daha birçok Dersim'li Türkiye'nin esenliği için yabancı boyunduruğundan kurtulmak amacıyla senin emrin üzerine silaha sarıldık.
.... Bu topraklar hepimizin Paşam.....Ama kendini bilmez üç beş kişi,
cahilleri kandırarak buraların adını lekelemek istediler. ..." biçiminde bir tür özür dilemiştir. Mustafa Kemal ise silah arkadaşım diye hitap ettiği köylüye: "Hatasız kul olmaz. ... Birkaç kişinin hata yapmasıyla
bu hataya uzaktan yakından ortak olmamışları bir tutmayız. Sizler bizim kanımızdansınız, bizim insanlarımızsınız, bu toprakların insanlarısınız. Geçmişteki ufak tefek hataları unutmaya, kin beslememeye, kardeşliğimizi sürdürmeye zorunluyuz. Ben Dersimlilerin ... nasıl temiz, nasıl asil duygulu, nasıl vatanperver olduklarını yakinen bilirim. Sizlerin böyle hareketlere asla katılmamış olduğunuzdan da haberim var. ... Biz bir milletiz, bundan başka gidecek Türkiye'miz yok. Bunu bilir, bunu anlarsak, bizi ne içerden ne de dışarıdan kimse böler.
»128
Naşit Hakkı gibi Ziya Şakir de, Dersim olaylarının gelişimini doğrulamakla birlikte, Bayar döneminde Dersim'de yolların açıldığına, okulların yapıldığı, ticaret ve sanayinin gelişmesi için önlemler alındığına, kısacası yüzyıllardan beri bilgisizlik ve yoksulluk içinde yaşayan Dersim'e hükümetin bir program çerçevesinde yaklaştığına değiniyor129.
Ne var ki, bazı yazarlar ise olayın gelişimi ve akışını bir başka bakış açısyla değerlendiriyorlar. Örneğin Ağrı Ayaklanmasından sonra Türkiye Kürdistanfnı genel olarak denetim altına alan Ankara Hükümeti için yalnızca Dersim önemli bir sorun olarak kalmıştır. Bayar Hükümeti, bu bölgeye karşı girişilecek harekat için TBMM'nden yetki almış, bölgedeki çarpışmaları dünya kamuoyunun gözünden saklamak için İstanbul ve Ankara gazetelerinde Fırat ve Murat kıyılarında yapılan manevralardan söz etmiştir130. 1938'de devlet, Dersim halkını göçe zorlamış, Dersim insanı ise doğduğu büyüdüğü yerden kopmamak için tepki göstermiş ve direnmiş, bu tepki ve direnme, daha çok aşiret reislerinden gelmiş, ancak bunlar, dünya kamuoyuna "isyan" diye duyurulmuştur. Oysa, 1938'de bir isyan sözkonusu değildir, çünkü 1938 hareketinin önderi Seyit Rıza ve onun yanında yer alan aşiret reisleri Elazığ'da idam edilmiş, hareketin fikir babası Ali Şar da karısıyla birlikte öldürülmüştür. 1938'deki askeri operasyonlar yalnız isyan bölgesi diye bilinen yerlere yönelik sınırlı olmakla kalmamış, devlete vergi veren, askere giden, Pertek, Mazgirt, Nazimiye, Pülmür ilçe ve köylerini de kapsamıştır. Buralarda yaşayan birçok suçsuz ve günahsız insan katledilmiştir. Hatta 1938'deki harekat Dersim'i aşarak Erzincan'ı da içine almıştır131.
Yüzyıllarca Moğollar, İlhaniler ve Osmanlılar tarafından sayısız zulümler gören ve felaketlere uğrayan insanların, henüz 14 yaşında olan laik Türkiye Cumhuriyeti'nin iyiniyetini kısa sürede anlaması zordur Bu yörenin insanlarını, toprak ve iş güç sahibi yapmak ve feodalizmi yıkmak gayesinde olan devlet, bir yerde bu yöre halkının büyük tepkisiyle karşılaşmış ve kan dökülmüştür. Alevi insanı diğer yörelerdeki yurttaşlara oranla en az suç işleyen yurttaşlar durumuna gelmişlerdir132,       ~
Atatürk'ün de Yörük Türkmen, soyunun Anadolu kökenli, Alevi-Bektaşî olduğunu ve yöre halkıyla bu nedenle iyi ilişkiler içerisinde bulunduğunu iddia eden Öz, Şeyh Sait olayıyla Dersimlilerin hiçbir ilgisinin bulunmadığını, Şeyh Saitçilerin kaçarak Dersim'e gizlendiklerini, bunları kovuşturmak ve yakalamak için bölgeye jandarmanın girip baskı yaptığını belirtiyor. Özgür yaradılışlı, belli kurallara gelemeyen Dersim Alevilerinin jandarmaya tepki duyduğunu, aşiretler arası çekişmelerin Dersim olayını doğurduğunu, Dersim a-yaklanmasının önceden düşünülen planlı projeli bir eylem olmadığını vurguluyor ve ekliyor: "Alevi halk ayaklanmanın şiddet kullanılarak bastırılmasında kıyımlardan dolayı Atatürk'e dargın ve kırgın değiller. Bu olaydan Atatürk'ün bilgisi olmadığı kanısındadırlar.Olayı baskı, zulüm ve kıyım biçimine, dönemin Başbakanı Celal Bayar'ın dönüştürdüğünü düşünmektedirler. Bu ara Atatürk hastaydı ve devlet işleriyle ilgilenemiyordu. Olay bir kıyıma dönüştüğünde Atatürk'ün haberi olmamıştır. Bu anlayışları Atatürk'e karşı sınırsız bir sevgi, bağlılık ve tutkularından kaynaklanıyordu"133. Nitekim Bayar da M. Kemal'in laiklik ilkesinin Türk toplum yapısına uygun olarak sunnilik-alevilik çatışmasını kaldıracağını belirttiğini söylüyor134.
Dersim olaylarının yoğunluk kazandığı o günlerde 19. Piyade Alayında stajyer olan Muhsin Batur İse, eğitim yapmak üzere Dersim'e gönderildiklerini ve Harput eteklerinde çadırlı ordugâh kurarak bir süre sonra Pertek'e doğru harekete geçtiklerini ve iki ayı aşkın süre burada özel görev yaptıklarını anılarında belirtiyor, ancak okuyucularından özür dileyerek yaşantısının bu bölümünü anlatmaktan kaçınacağını söylüyor1.
Alaya verilen özel görev bittikten sonra subaylara ve öğrencilere Atatürk'ün birer imzalı madalya dağıttığını belirten Batur, bilindiği üzere Cumhurbaşkanlığına aday gösterilmiş, Hava Kuvvetleri Komutanlığı ve Tabii Senatörlük yapmış, 12 Mart Muhtırasfnda imzası bulunmuş bir kişidir. Niçin özür dileyerek anılarını anlatmakta sakınca gördüğünü sorduğumuzda bize, o tarihte henüz 17 yaşında olduğunu, harekata katılmadığını ve hiçbir şey yapmadığını açıkladı. Anılarında zaten "birşey yapmaktan" öte "birşeye tanık olma" anlamı çıktığını belirtmemiz üzerine Dersim'de tanık olduğu şeylerin bir devlet sırrı olarak kendisinde kalacağını ancak o dönemde o yörede tanık olduğu "şeylerin" günümüzde de yapılan ve karşısında olduğu "şeyler" olarak niteleyip sözlerini noktaladı.
Dersim olaylarına tümüyle kültürel boyutta yaklaşarak 1930' ların "Kürt direnmesiyle" "şimendifer politikası" arasında yakın bir ilişki kuran, demiryollarının birinci planda doğuya asker ve cephane göndermek için yapıldığı, ayrıca Avrupa'da faşist rejimlerin büyük bir gelişme gösterdiği sırada Türk Tarih Tezi'nin ve Güneş Dil Teorisi'nin Türkiye'de ele alındığı, Ankara'da Türk Ocağı toplantılarında, Türk Tarih Tetkik Heyeti görüşmelerinde ve Türk Dili Tetkik Cemiyeti konuşmalarında herkesin Türk olduğu, Türklüğünden mutlu olduğu, Kürt olarak anılan bir ulusun, Kürtçe olarak bilinen bir dilin olmadığının vurgulandığı iddialara da rastlanmaktadır. Aynı zamanda doğuda Tunceli, Hakkari, Ağrı ve Zilan'da Kürtlerin Kürt oldukları için katledildikleri136 ileri sürülmektedir.
Dersim olayları, İskân Kanunu'na dayalı olarak açıklamaya çalışan yaklaşımlar ise yoğunluk kazanmaktadır. Bu yasa her ne kadar az topraklı ya da topraksız köylüleri toprak sahibi yapma yönünde çıkarılmışsa da, bir başka açıdan da nüfusu ırk esasına göre yeniden yerleştirmeyi amaç edinen bir yasadır. Yasa, Türkiye'de Türk kültürüne bağlılık dolayısıyla nüfus toplanış ve yayılışının Bakanlar Kuru-lu'nca yapılacak bir programa göre düzenlemesini öngörmektedir. Yasa, ırkçı bir yerleştirme politikasıyla birlikte, feodal şeyhlik ve ağalık kurumlarını da yok etmek istemiştir137.
Dersim olaylarını İskân Kanunu'na bağlayanlardan bir diğeri, Dersimi de, İnönü'nün 1937'de "Dersim meselesi tasfiye edilmiştir" sözüne gönderme yaparak, yönetsel ıslahata başlandığını, Dersim'in yeniden vaftiz olunarak adının değiştirilip yasanın ona "Tunç Eli" adı
taktığını söylüyor. Hükümetçe tasarlanan ıslahatın uygulanması için bir sessizlik devresinin başlaması beklendiğini, bu sırada öncekilerden daha şiddetli olan dördüncü bir Kürt isyanı patladığını ve Celal Bayar'ın halkı sükunete çağıran şu sözlerini yineliyor: "Ey Dersim halkı, eğer silahlarınızı terk ederseniz sizin için kollarımız hazırdır. Merhametimiz büyüktür, fakat gazabımız daha büyüktür. Dilediğinizi seçmek sizin elinizdedir"138.
Islahat programıyla Dersim olayları arasında dolaylı olarak bağlantı kurulabilir. Bazı doğu illerine Rumeli göçmenlerinin yerleştirilmesi ve çoğu Suriye'ye kaçan bazı beylerin topraklarının kimi göçmenlere ya da yerel halka dağıtılmasına karşın batıya göçürülenlerin ya da Suriye'ye kaçan ağaların, beylerin kendi bölgelerinde etkileri kesilmediği için, doğuda ciddi bir yerleşme ve ıslahata geçilemediği söylenebilir135.
Dersim olaylarını kişiselleştirerek sorumlusunu Fevzi Çakmak olarak gösteren, Cumhuriyet hükümetlerinin zaman zaman şoven ve ırkçı politikalar uyguladıklarını, Çakmak'ın da bu politikalara önderlik yaptığını, orduya Kürt asıllı kimseyi subay yapmamak için bazı ilkel koşullar geliştirdiğini iddia eden yazarlara da rastlanmaktadır. Örneğin 1938'den sonra askeri ortaokullara, liselere ve harp okullarına öğrenci alınmasına ilişkin ilanlarda görülen "yüzünde ve vücudunun göze çarpan yerlerinde herhangi bir yara izi taşıyanlar alınmazlar" biçimindeki ifadelerin şark çıbanıyla bağlantısı kurulmaya çalışılıyor140. Oysa şark çıbanı, Doğu'daki herhangi bir etnik gruba özgü fiziksel bir özellik değil, bu yöredeki tüm etnik grublarda görülebilecek iklimden kaynaklanan bir tür cilt hastalığıdır.
Dahası inandırıcılığı olduça düşük düzeyde olan benzeri görüşler, bu konuda tartışmalara bile olanak tanımıyor. Örneğin, hükümetin yaptığı Dersim için hazırlanan bir senaryodur. Bu senaryonun içinde yakma, yıkma ve katliamlar dahil, her türlü insanlık suçu mevcuttur. Senaryonun özü böyle olduğundan, Dersimlilerin tepkisi de büyük olmuştur.Bir yandan Dersim silahsızlandırırken, öte yandan sorunu silahla çözmeden yana olmadığı biçimindeki resmi açıklamalar sürekli canlı tutulmuştur141.
Kısaca, Dersim olaylarının nedenleri şu noktalarda toplana-
bilir.
* 1. "Bölge, sosyo-ekonomik bakımdan gelişmemiştir,
2. Doğuya gereği kadar yatırım yapmamış, hizmetler götürmemiş olan iktidarlar, aynı zamanda toprak reformunu da yapmamış, yani ağalara, şeyhlik düzenine dokunmamışlardır.
3. Atatürk'ün getirdiği ve anayasanın koruduğu milliyetçilik anlayışından, siyasal güç odakları, aydınlar ve  hükümetler sapmışlardır.
4. Türkiye'nin iki komşusunun Kürt yoğunluğa sahip olması gözönünde bulundurulmayarak, kültürel, ekonomik, sosyal ve psikolojik açıdan sorunu çözmek yerine, başka yollardan baskı ve tehdit politikasına yönelmişlerdir.
5. Bu baskı politikasına koşut olarak devlet, ağa, şeyh gibi yerel nüfuzlularla sıkı ilişkiler içine girmişlerdir"142.
Dersim olaylarından yaklaşık 50 yıl sonra Bayar ise, Dersim isyanını tamamen Kürtlerin siyasal düşünceleri olarak niteleyip, Dersimlilerin ne anarşist ne şu ne bu oldukları, doğrudan doğruya bağımsız Kürt hükümeti kurmak istedikleri kanısındadır, Büyük Millet Meclisi açıldığı zaman, Atatürk bu ilden beş milletvekili istemesine karşın Dersimliler milletvekillerini seçmişler, ancak Meclis'e göndermemişlerdir. Bayar'a göre isyanın bir başka nedeni, Sevres Anlaşma-sı'nın uygulanmasını sağlamaktır. Bu yüzden Dersim isyanı altında İngiliz parmağı vardır. İngilizlerin parasına dayanarak tampon bir prenslik yapmak istemişlerdir ve günümüzdeki Kürt hareketleri Dersim isyanının bir uzantısı olarak bağımsız Kürdistan tezine dayanır143,

 107T.B.M.M. Zabıt Ceridesi, D: 4, C:23, 14 (Haziran 1934.
108 Suat Akgün, Yakın Tarihimizde Dersim İsyanları ve Gerçekler, Boğaziçi Yayınları, istanbul 1982, s. 124.
109 Prof.Dr.Abdulhaluk M. Çay, Her Yönüyle Kürt Dosyası, Boğaziçi İlmi Araştırmalar Serisi: 15, Ankara 1993, s. 418-419.
110Bkz. Belge 3.  ( Akgül, a.g.k. s. 133-134.
112 T.B.M.M. Zabıt Ceridesi. D. 5, C. 19, 18. Eylül. 1937.
113 İnönü, Hatıralar II.... s. 268-269.
114 Cumhuriyet, 26 Kasım 1937.
115 Şahin-giray, Celal Bayar'ın Söylev ve Demeçleri 1920-1953... s.220.
116 Naşit Hakkı, Derebeyi ve Dersim, Hakimiyeti Milliye Matbaası, Ankara 1939.
117 H8
İİ9 120 Nokta, 28 Haziran 1987, Yıl: 5, Sayı: 25 s. 20.
Faik Bulut, Devlet Gözüyle Türkiye'de Kürt İsyanları, Yön Matbaacılık İstanbul 1991  s 242.
a.k. s. 243. a.k.,s.244.
I21 122 Düstur, 3. Tertip, Cilt: 19, No: 3371, s. 592. TBMM Zabıt Ceridesi, D: 5, C: 26 29 Haziran 1938. Faik Bulut, a.g.k. s.253.
a.k.,s. 264.
Cemal Kutay, Celal Bayar IV,... s. 1694.
124125
126 Nokta, 28 Haziran 1987, Yıl: 5, Sayı: 25, s. 21. "7 Sabiha Gökçen, Atatürk'ün İzinde Bir Ömür Böyle Geçti, (Anıları kaleme alan Oktay Verel) Türk Hava Kurumu Yayınları II, Evrim Matbaası, İstanbul 1982, s. 128-129.
. I28
130
131
a.k.,s. 146-147.
Ziya Şakir, Celal Bayar ve Eserleri, İsmail Akgün Matbaası, İstanbul, 1952, s. 152.
C.Aladağ, Kürdistan'ın Sömürgeleştirilmesi ve Kürt Ulusal Hareketleri, özgürlük Yolu
Yayınları 9, İstanbul, 1978, s. 111.
Şükrü Laçin, Dersim İsyanından Diyarbakır'a, Sun Yayıncılık, İstanbul 1992, s. 40-41.

132 133
134
135
Barbaros Baykara, Dersim 1938, Cilt II, Akyar Yayınları (yer yok) 1982., s. 6-7.
Baki Öz, Kurtuluş Savaşında Alevi Bektaşiler, Can Yayınları, İstanbul, 1989, s. 47, 20-
22.
Celal Bayar, Atatürk'ün Metodolojisi ve Günümüz, Kervan Yayınları, İst. 1978, s. 65.
Muhsin Batur, Anılar, Görüşler, Üç Dönemin Perde Arkası, Milliyet Yayınları, İstanbul
1985, s. 25.
136
137
İsmail Beşikçi, Türk Tarih Tezi ve Kürt Sorunu, Çağlar Matbaası, Ankara 1977, s. 196-
198.
Timur, a.g.y., s. 131-132.
138 139 140 141
Vet. Dr. M. Nuri Dersimi, Dersim Tarihi, Eylem Yayınları, İstanbul 1979, s. 250-251.
Aydemir, İkinci Adam, Cilt 2, s. 61-62.
Vecihi Timuroğlu, Dersim Tarihi, Yurt Yayınları, Ankara 1991, s. 112.
Ebubekir Pamukçu, Dersim Ayaklanmasının Tarihsel Kökenleri, Yön Yayıncılık, İstanbul
1992, s. 125.

142  Behice Boran, Türkiye ve Sosyalizm Sorunları, Gün Yayınları, İstanbul 1968, s. 195.
143  Dr. Yaşar Kalafat, Şark Meselesi Işığında Şeyh Sait Olayı, Karak-teri, Dönemindeki İç ve Dış Olaylar, Boğaziçi Yayınları, Ank. 1992, s. 228-233.