|
KIRMANCCA (ZAZACA) KONUŞAN KÜRTLER VE 20.YÜZYIL KÜRT DİRENİŞLERİNDE ROLLERİ
Munzur Çem
Kimi Genel Bilgiler Kırmancca (Zazaca) konuşan Kürtler, günümüzde Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde kalan Kuzey Kürdistan`da yaşıyorlar. Türkiye`de süregelen yasaklar nedeniyle, Kürtlerin tümü gibi bunların sayısı hakkında da kesin bir şey söylemek güç. Tahmini olarak 3-3,5 milyon civarında olduklarını söyleyebiliriz. Kırmancların yaşadıkları iller: Çewlig (Bingöl), Dersim (Tunceli), Erzıngan (Erzincan), Erzırom (Erzurum), Qers (Kars), Muş, Xarpêt (Elazığ), Diyarbekir, Ruha (Urfa), Semsİr (Adıyaman), Bedlis (Bitlis) ve Sêrt (Siirt) (1) illeridir. Ayrıca Niğde, Kayseri, Gümüşhane ve Sivas gibi Türkiye illerinde de sayıları az da olsa varlar. Kürtlerin bu kesimi, Çewlig (Bingöl) ile Dersim (Tunceli)`de nüfusun çoğunluğunu oluştururken, yaşadıkları öteki illerde azınlık durumundalar.
Kurmancca lehçesini konuşan Kürtler gibi Kırmancca (Zazaca) konuşanlar da dinsel açıdan iki gruba ayrılmış durumdalar. Elazığ, Bıngöl ve Muş illerini birbirine bağlayan karayolun kuzeyinde kalanlar Alevi (2), güneyinde yaşayanlar ise sünni islamlar. Bunun tek istisnası, Çewlıg (Bingöl)`ın Bongılan (Solhan) ilçesidir. Bu yörede, söz konusu yolun kuzeyinde kalan bir kısım köylerin halkı sünnidir.
Kırmancca (zazaca) konuşan Kürtlerin yaşadıkları bölgeler oldukça dağlıktır. Devletle aralarında sık sık yaşanan çatışmalar, elverişsiz doğa koşulları ve yoksulluk, onları geçmişte sürekli olarak sürgün ve göçlerle yüz yüze yaşamak zorunda bıraktı ki bu gün halen de aynı durum devam ediyor.
Kırmanc (zaza) Kürtler, kendilerini her yerde aynı adla adlandırmazlar. Yani geleneksel olarak ortak bir kimlik adına sahip değiller. Örneğin, Dersim, Erzıngan ve Erzurum yörelerinde kendilerine „Kırmanc“, Çewlig-Diyarbekir, yörelerinde „Kırd“, Xarpêt (Elazığ) in bazı bölgelerinde „Zaza“ , Sêwrege ve Sêrt (Siirt)`te ise „Dımıli, dunbuli, dunbeli vs.“ demektedirler. „Kırmanc“ ve „Kırd“ adlarıyla tanınanlar, sayısal olarak öteki iki ismi kullananlara oranla daha çoklar. Aynı lehçeyi konuşmalarına rağmen bu insanların, kendilerini değişik adlarla adlandırmaları hangi nedenlere daynıyor; bu gün için bu konuda kesin bir şey söyleyebilecek durumda değiliz. Bu arada, son 10-15 yıldır yeni nesil tarafından kullanılmasına rağmen, Dersim yöresi Kırmanclarının „Zaza“ sözcüğünden hoşlanmadıklarını, ona küçmseyici bir anlam verdiklerini de yeri gelmişken belirtmek gerekir. Dersimliler „Zaza“ adını, Kirmancca (Zazaca) konuşan sünniler için kullanırlar. Kırmanc (Zaza) Kürtleri, bu isimlendirme farkına paralel olarak kouştukları lehçeye de farklı isimler vermekteler. Kendilerini „Kırmanc“ olarak adlandıranlar konuştukları lehçheye „Kırmancki“, „Kırd“ olarak isimlendirenler „Kırdki“, „Zaza“ olarak isimlendirenler „Zazaki“, „Dımıli“ olarak adlandıranlar ise „Dımılki“ derler.
Yeri gelmişken, söz konusu terimlerle ilgili kimi önemli noktaların altını çizmeye çalışalım. 1. Dersim ve Erzıngan (Erzincan) yöresinde, Kirmancca (Zazaca) konuşulan öteki yöreler gibi Kurmanccaya „Kırdaski“, onu konuşanlara da „kırdas“ deniliyor. Yörenin oldukça geniş bir kesiminde ise „Kırmanc“ terimi sadece Kırmancca (Zazaca) lehçesini konuşanları kapsamıyor. Kırmancca konuşan alevi Kürtler arasında (Doğu Dersim) bu terim, alevi sünni farkı gözetilmeksizin, Kurmancca konuşan Kürtler de bu adla adlandırılmaktadırlar. Böylece bu terim, her iki lehçeyi konuşanlar bakımından ortak etnik kimlik adı olmuş oluyor. Bunun bir istisnasına, Dersim`in batısı ile Sivas ve Kayseri yöresinde rastlanıyor. Buralarda yaşayan Alevi Kürtler, kendilerine „Kırmanc“ derken Türk ya da Kürt olsun fark etmez, sünnilere ise „Tirk“ (Türk) demektedirler. Bir başka deyişle onların dilinde alevilik kürtlükle, sünnilik ise türklükle özdeşleşmiş durumdadır. „Kırmanciye“ terimi ise Dersim`de Kürtlük ve Kürdistan`ı ifade ediyor. 2. Kürdistan`nın kimi yörelerinde, Kürtçenin Kurmancca lehçesini konuşanlar da kendilerine „kırmanc“ diyorlar. Örneğin, Şirnak ve Hakkari yörelerinde durum böyledir. 3. İran ve Irak Kürdistanı`nda yaşamakta olan Soran Kürtlerinin önemlice bir kesimi bakımından da durum böyledir. Soranların bu kesimi kendilerine „Kırmanc“ derken, lehçelerine de „Kırmanci“ demektedirler. Güney Kürdistan Kürtleri, Kurmanci lehçesini „Kırmanci Serİ“ (Kuzey Kırmanccası), Sorani lehçesini de „Kırmancı Xwarİ“ (Güney Kırmanccası) diye adlandırmaktadırlar. Soranice konuşanların bir kesimi ise „Kırmanc“ terimini Kurmancı lehçesini konuşanlar, „Kırmanci“ sözcüğünü de bu lehçenin kendisi için kullanıyorlar. Irak Kürdistanı`nın Behdinan bölgesinde, lehçesi Kırmancca (Zazaca) olmadığı halde „Zazayi“ olarak adlandırılan bir grubun var olduğunu da belirtmek gerekir. 4 Ünlü Kürt kadın şairi ve tarihçisi Mesture Xanımi Erdelani (3), yazdığı „Kürdistan Tarihi“ kitabında „Kırmanc“ terimini „Kırmaç“ olarak kullanır. Yine, Kürt şairi ve düşünürü Ahmedê Xani de, 17. yüzyılın sonlarında yazdığı ünlü destanı Mem İ Zin`de „Kurmanc“ ve „Kırmanc“ terimlerini ayrı ayrı yerlerde ama aynı anlamda (Kürt anlamında) kullanmaktadır. 5. Aslen kürt olan sosyolog Ziya Gökalp, 1920`lerde kaleme aldığı bir çalışmada konuyla ilgili olarak şunları yazıyor: „... Zazalara gelince, bunlar kendilerine (Arapça harfinin kesresi ile) Kırt derler. Kurmanclara da Kürdasi veya Kırdasi derler. Türkler ise Kürt adını Kurmanclara ayırmışlardır (4). Araştırmacı Kemal Badıllı`nın aynı konuda söyledikleri ise şöyle: „Türkiye`deki Zazalar kendilerini asıl Kürt sayarak kendilerine Kırd ve kendilerinin dışında kalan Kürtlere, daha doğrusu Kurmanclara da –biraz da küçümeseme ile müterafik olarak- Kırdası (Kürdümsü, Kürtçük) derler (5).“ 6. Bazı yörelerde ise „Kırmanc“ terimi, sosyolojik bir ayırımı ifade ediyor ve bey, aşiret reisi gibi sıfatlara sahip bulunmayan ya da aşiret mensubu olmayan sıradan halk için kullanılıyor. Türk araştırmacı Muzaffer Erdost, Şemdinli yöresinde yaptığı bir araştırmada „Kırmanç“ teriminin aşiret mensubu olmayanlar için kullanıldığına dikkat çekerek şöyle diyor: „Aşiret, kabilelerden ve hiç bir kabileye mensup olmayan Kırmançlardan meydana gelir... `Kırmanç, aşiretinden birey, aile ya da kabile halinde ayrılarak bir başka aşiret içine yerleşmiş olanlardır...“ (6). Dr. İsmail Beşikçi ise anı kouda şunları yazıyor: „Kırmanç, Kürt demektir. Fakat Doğu`nun feodal egemen sınıfı kendini Kırmanç kabul etmemekte, bu terimi ezilen, sönürülen horlanan Kürt halkı için kullanmaktadır...“(7)“. Burada hemen şunu belirtelim ki Dr. Beşikçi`nin bu tesbiti, Kırmanc ya da Kırmanç terimini kullanan Kürtlerin tamamı için geçerli değildir. Kimi bölgelerde, örneğin Dersim-Erzıngan yörelerinde, bu tür bir ayırım yok. Sosyal statü bakımından egemen pozisyonda olanlar da sıradan halk tabakaları gibi „Kırmanc“ olarak adlandırılırlar.
Demek oluyor ki Kırmancların (Zazaların) önemli bir bölümünün etnik kimlik adı olan „Kırmanc“, Kürdistan`ın farklı bölgelerinde yaşayan ve Kürtçenin değişik lehçelerini konuşan Kürtlerin ortak isimdir.
7. Bu yazıya konu teşkil eden Kırmanc (Zaza) Kürtlerinin kendilerine verdikleri ve yukarıda sırlanan öteki ulusal kimlik adlarına ya da benzerlerine de, hem tarihi kaynaklarda ve hem de günümüzde, değişik şekillerde (yer, kişi, sosyal grup adı olarak) rastlamak mümkündür. Tarihi kaynaklardan bahsetmişken, bunlara ilişkin bir kaç örnek vermek yerinde olur kanısındayım: „... Yunan yazarlarından Polybe (Polibio)`in M.Ö. 200`lerde sözünü ettiği `Cyrtii`, Starbon`un sözünü ettiği Kİp Tıoı (okunuşu: Kirtii, anlamı: Kirtiler) ve Romalı tarihçi Tito Livio (M.Ö. 54-M.S. 17)`nun sözünü ettiği `Cirtei`/ `Cirti`sözcüklerinin bugün bazı bölgelerde Dımıli Kürtlerinin kendileri için kullandığı `Kırd` ve bunun çoğul biçimleri olan `Kırdi`ya da `Kirdi`sözcükleriyle neredeyse aynı olmaları gibi hususlar üzerinde durulmamıştır. (7) „Zaza“ sözcüğü bakımından da durum farklı değil. Dersimli Kürt yazar Dr. M. Nuri Dersimi, konuya ilişkin olarak, „Birinci Dara`nın (526-486 M.E.) tarihinde Bisitun kitabelerinde bahsettiği Zuza mıntıkası: Kürdistan‘ ın hali hazırda Zozan denilen mıntıkası ile aynı olduğu ve hatta Cezirede dahi bu namda bir yer mevcut olduğu...“ diyor (8), Malmısanij ise aynı konuya şu cümlelerle dikkat çekiyor: „...Gerçekten de M. Ö. 526-486 yılları arasında hükümdarklık yapmış olan Dara (Dariyus) zamanında, Babil`e yakın olan „Zazana“dan söz edilir. Zaza adına, milattan binlerce yıl öncesine ait başka bazı kaynaklarda da rastlanıyor. Örneğin M.Ö. 3000`li yıllara ait olduğu tesbit edilen ve aşağı Mezopotamya`daki Mari`de bulunmuş olan Sümer tapınaklarından birinin adı Ninni-Zaza (Nini Zaza)`dır (9).
8. Kürt dili üzerine çalışma yapan yabancı araştırmacılardan bazıları, örneğin Karl Hadank ve Artur CHristensen, Dımılilerle Goranların aslen Kürt olmadıklarını, bunların Hazar Denizi`nin güneybatısından gelen Deylemler olduklarını ileri sürmüşlerdir. Çristensen, „Dımıli“ sözcüğünün, harflerin yer değiştirmesi suretiyle „Deylem“ sözcüğünden türdeğini ileri sürmektedir. Kanımca bu görüş çeşitli yönlerden zaaflar içeriyor ve sonuç olarak doğru değil. 8.1. Bu tezin savunucuları, Kırmancca (Zazaca) konuşan Kürtlerin „Dımıli“ sözcüğünden çok daha yaygın olarak kullandıkları „Kırmanc“, „Kırd“ ve „Zaza“ etnik kimlik adlarını yok saymış, tezlerini sadece „Dımıli“ üzerine temellendirmişlerdir. 8.2. Bu görüşün savunucusu yazarlar, „Dımıli“ söcüğünün yazılı kaynaklarda da geçen 20`ye yakın varyantını görmezlikten gelmiş, tezlerini sözcüğün bir tek varyantı üzerine şekillendirmişler. Nitekim bu noktaya dikkat çeken Kürt yazar Malmisanıj, „... `Dımıli`nin `Deylem `„ sözcüğünden kaynaklandığını iddia edenler `Dunbuli` sözcüğünün neyin nesi olduğunu izah etmemişlerdir. Kanımca `Dımıli` sözcüğü `Dunbuli`veya `Dunbeli`sözcüğünün değişikliğe uğramış biçimidir,“ der (10). 8.3. Bu güşte olanlar, „Dımıli“ sözcüğünün kaynağı ile ilgili olarak ileri sürülen öteki görüşleri, örneğin bu sözcüğün büyük bir Kürt aşiret konfederasyonu adı „Mıl“, „Mıli“ ve „Mılan“,ya da Kürdistan`da bir kalenin adı olan „Dunbul“ (Donbol) sözcükleri ile bağlantısı konusunda yazılanları gözardı etmişlerdir. 8. 4. Bu tezin sahiplerinin önemli bir diğer eksiği ise, Dımılilerin Deylemlerin devamı olduklarını ileri sürerlerken „Dımıli“ ve „Deylem“ terimleri arasında bağ kurma dışında görüşlerine dayanak teşkil edecek kanıtlayıcı bilgi ve belge sunamamaları, Dımılilerin Kürt olduklarına ilişkin bilgiler içeren pek çok kaynağı ise göz ardı etmeleridir. 8.5. Dili, adeta halk ya da ulus olmanın tek kriteri haline getirmek ise söz konusu kesimlerin ayrı bir yanlışlığıdır. Günümüzdeki örneklerden de anlaşılacağı gibi, farklı halklar aynı dili konuşabilecekleri gibi, kimi tarihi koşulların sonucunda aynı ulusun mensuplarının birden çok dili konuşması da mümkün olabilir.
Beri taraftan „Dımıli“ teriminin Kürtlerin bir bölümüne ait bir ad, diğer bir deyişle Dımılilerin Kürt olduklarını ortaya koyan çok sayıda kaynak var ki bunlardan bir kaç tanesine değinmekte yarar var: „Dınbıli adının yazılı kaynaklarda çok değişik biçimlerde geçtiğini daha önce belirtmiştik. Dınbıli adındaki Kürt kabilesinden sözeden –bildiğimiz- en eski tarihçi Mesudi`dir. Arşak Poladya`nın aktardığına göre Mesudi (ölüm tarihi: 956) ad- Dababile (Dunbili) kabilesinin Suriye`de yaşadığını yazar... `14. Yüzyılda yaşamış olan Mecdeddin Yakub Firuzabadi (1329-1414) de Arapça olarak yazdığı El-Kamusu‘l-Muhit adlı ünlü sözlüğünde, bu sözcüğün (Dimili sözcüğünün M.Ç.) doğru biçiminin Dunbul olduğunu ve bunun daha önceleri Musul civarında yaşamış olan bir Kürt aşiretinin adı olduğunu kaydeder. Firuzabadi`nin bu açıklaması, hem bugünkü Dimili sözcüğünün aslını, hem de bunun bir Kürt aşiretinin adı olmasını belirtmesi açısından önemlidir. (...) `Dunbulilerin Kürt oldukları genellikle kabul edilir. Örneğin bu sülaleye mensup olup 995`te ölen bir bey, Emir Süleyman Kurd adıyla bilinir. Tarihsel kaynakların yazdığına göre, aynı sülaleye mensup olan beylerden Emir Ehmed Beg`in (ölüm tarihi: 1472) Kürtçe bir divanı vardı ve bu divan Kürtler arasında Hafız-ı Şirazi`nin divanı kadar değerliydi...“ (11). (...) „Basile Nikitine`nin Farsça bir el yazmasından aktardığı bir bölümde, Dunbulilerin (Donbolilerin) adlarını „Dunbul“ (Donbol) kalesinden aldıkları belirtilir. Bu kaleden ise bazen Diyarbekir`in dağlık kesiminde, bazen Fırat Nehri kıyısında, bazen „Türklerin Karacahisar (Qerecehisar) dediği fakat Dunbul (Donbol) Kalesi olarak ünlü olan“ bir kale, bazen de „Kürdistan`ın ortasındaki“ bir kale diye söz edilir...“ (12) Malmisanıj, bahsi geçen Dunbul Kalesi hakkında bir açıklamanın da Ali Ekber Dêxuda da tarafından yapıldığını belirtiyor ve ona ait şu paragrafı aktarıyor: „Dunbul, Diyarbekir yöresindeki bir dağın adıdır. Azerbaycan Dunbulilerinin reisleri aslen bu yöredendirler ve Kürdistan`da Dummel/Zaza diye ünlüdürler. (italikler Malmisanıj`a ait)“ (13) Konun dikkate deger yanlarından bir tanesi de Kürdistan`ın kuzeyinde Kırmancca (Zazaca) konuşanlar için kullanılan „Zaza“ teriminin, Güney ve Doğu Kürdistan`da Kurmancca (Kırdaski) lehçesini konuşanlara da verilen bir ad olmasıdır ki bu bilgi yazılı kaynaklarda da mevcuttur: „ ...Örneğin, Muhemmedi Xal`ın 1960`da Güney Kürdistan`daki Süleymaniye`de yayınlanan Ferhengi Xal adlı Kürtçe sözlüğünde, Zaza lehçesi, Kurmanci olarak bildiğimiz lehçe anlamında kullanıldığı gibi, Doğu Kürdistan`dan Muhemmed Teqi İbrahimpur da Farsça-Kürtçe sözlüğünün girişinde, adını Behdinan (Badinan) yöresinden alan Behdinan lehçesine (Yani Kurmanci lehçesine) halk arasında „Zaza“ denildiğini belirtir...“ (14) Geçtiğimiz yıl yani 2006 yılında, Güney Kürdistan`a yaptığım iki gezi sırasında, konuyu kimi Kürt aydınlarıyla konuştum. Yanıtları özetle „15-20 yıl öncesinde kadar böyleydi, kurmanci konuşanlara Zaza deniliyordu ama son dönemde bu terim pek kullanılmıyor,“ şeklinde oldu. Diğer bir deyişle onlar da yukarıda verilen bilgiyi doğruladılar.
Öte yandan, kimi yabancı yazarların „Zaza“ ya da „Dımıli“ lerin aslen Kürt, konuştukları dilin ise Kürtçe olmadığına ilişkin görüşleri, Dımılilerin kendilerini ne ilgilendirmiş ne de etkileyebilmiştir. Onlar, oldum olası kendilerini Kürt, dillerini de Kürtçe olarak görmüş, Kürt halkının bir parçası olarak onun özgürlük mücadelesinde yerlerini almışlardır.
Kırmancları (Zazaları) Kürt Görmeyen Tez Son Dönemde Neden Güncelleşti? Kırmancların (Kırdların/Zazaların) Kürt olmadıkları şeklindeki görüşün kısmen yaygın olarak tartışılması ve sayıları az da olsa Kırmancca (Zazaca) konuşan Kürtlerin de bu işe bulaşmaları, 1980 yılından sonra ki döneme rastlar. Bu tarihten önce Kırmanc (Zaza) Kürtler içerisinde, kendi etnik kimliği, daha doğrusu kürtlüğüyle ilgili olarak her hangi bir kuşku ya da tartışma söz konusu değildi. Kuşku yok ki bu dönemde böyle bir tartışmanın başlatılması Kırmancların (Zazaların) etnik kökeni ilgili olarak yeni verilerin ortaya çıkmasının bir sonucu değildi. Nitekim, söz konusu görüşü savunanlar, bu gün hala da iddialarına dayanak teşkil edecek ciddiye alınır bir inceleme-araştırma çalışması yapabilmiş değiller. Bunu yapamıyorlar, çünkü Kırmancca konuşan Kürtlerin tarihi, kimliği ve mücadelesi, onlara bu şansı tanımayacak kadar açıktır. O halde, bu duruma hangi nedenler yol açtı, ona bakmak gerekir. 1. Bence olayın en önemli nedenlerinden biri, 1980 askeri darbesinden sonra devletin, Kürtleri bölüp parçalamak amacıyla, Alevilerle Zazaların Kürt olmadıkları yönünde harcadığı ve bu gün halen de harcamakta olduğu yoğun çabadır. 2. 1980 faşist askeri darbesinin ardından gelen yoğun baskı ve terör ortamı, sol ve demokratik güçlerin aldığı yenilgi, bunun sonucu olarak ortaya çıkan moral bozukluğu ve umutsuzluk! Bu durum ise bir çok insanı mücadeleden uzaklaştırıp pasifleştirmekle kalmadı, bir çoğunu yeni arayışlara itti, bir uçtan ötekine savrulmalarına neden oldu. Etnik ya da dinsel kimlik inkarı ve bunlardan kaçışın, baskı dönemlerine özgü sosyolojik olgular olduklarını göz önüne alacak olursak, bu gelişmeye şaşmamak gerekir. T.C. sınırları içersinde Kürt olmanın ve Kürt olarak yaşamanın güçlükleri gözönüne alınırsa; geriye gidişi ifade eden bu tür bir sosyolojik dönüşüme de şaşırmamak gerekir. 3. Sömürgeciliğe karşı mücadelede yoğunlaşan Kürt örgütlerinin, lehçe ve dini inanç farklılıkları türünden içe dönük sorunlara yeterince eğilememeleri ve çözüme ilişkin görüşlerini kamuoyu önünde gereği gibi tartışmamış olmaları, buna ek olarak özellikle de PKK`den kaynaklanan kimi tepeden inmeci, otoriter yaklaşımların kimi kesimlerde yarattığı tedirginlik. 4. Bu arada yeri gelmişken, bazı ermeni çevrelerin bu doğrultuda harcadıkları çabalara da kısaca değinmekte yarar var. Örneğin, Erivan Üniversitesi öğretim üylerinden Garnik Asatrian bunlardan biridir. Bir dönem Avrupa ülkelerini sık sık gezen ve bu konuyla ilgili görüşme ve toplantılar yapan Asatrian, Piya dergisinin 14. sayısında konuyla ilgili olarak şunları yazıyordu: "Zaza halkını kesinlikle Ermeni halkından ayrı düşünemiyorum. Zazaistan ve Ermenistan bizim müşterek vatanımızdır. ... "Zaza halkı önümüzdeki 10-15 yıl içinde Ortadoğu'nun önemli siyasal faktörlerinden biri durumuna gelecektir. Fakat bu gelişmenin olması için çok çalışmak gerekiyor.“
Görüldüğü gibi G. Asatrian görünürde bilim adamı sıfatıyla konuşuyor ama söyledikleri, akademik çalışmanın sınırlarını aşan politik nitelikli şeylerdir. Asatrian ve çevresi bir ara, Erivan'da „Zaza halkına ilişkin bilimsel çalışmaların yapılabileceği bir Zaza Kültür Merkezi" oluşturmaya, ayrıca da "Dersim" adlı vir dergi çıkarmaya çalışıyorlardı ki bu da oldukça dikkat çekiciydi. Bilindiği gibi Erivan`da Zazalar yaşamıyor.
5. Bütün bu nedenleri sıralarken, konuyu sadece dış güçlerin bir oyunu şeklinde degerlendirmek gibi bir belirlemenin sahibi de olmak istemem. Her konuda oldu©u gibi bu konuda da her hangi bir dış müdahalenin etkisi altında kalmaksızın bizden farklı düşünen insanların olabilece©i gerçegini de kabul etmek durumundayız. Özellikle de, süregelen yasaklar nedeniyle kendi dili, kültürü ve tarihi ile ilgili gerekli çalışmaları yapma olana©ı bulamamış, araştırma geleneginin oldukça zayıf oldu©u bir toplum bakımından bu gibi görüş farklılıklarının ortaya çıkması do©aldır. Bu bakımdan konuyu politik nedenlerle istismar eden, hatta onu halkımızın özgürlük mücadelesine karşı bir saldırı aracına dönüştürmek isteyen art niyetli çabalarla, gerçekten de farklı görüşte oldukları için bu yönde görüş belirtenler arasındaki farkı görmek önemlidir. Sorunu aydınlı©a kavuşturacak olan, peşin yargıya dayalı suçlayıcı yaklaşımlar de©il, olgun bir havada ve verilere dayalı olarak yapılacak çalışmalaradır.
6. Kirmancca (Zazaca) konuşanların Kürt olmadıkları yönündeki iddialarda önemli bir yer tutan lehçe ve dil konusuna bu yazıda deginilmedi. Bu konudaki görüşlerimi belli ölçüde daha önceki yazılarda dile getirmiştim. Tabi gerekli olursa ayrı bir yazı şekllinde ele alındabilir.
Genetik Bir Araştırma İle Yinelenen Bir Gerçek:
Almanya`da kendi dalında ciddi bir otorite olan Leipzig Max-Blanc Enstitüsü, Norveç Bilim ve Teknoloji Üniversitesi ile Londra HGI DNA Refernece Laboratory, National Blood Service (HGI DNA Araştırma Laboratuvarı, Ulusal Kan Merkezi) tarafından, farklı Kürt gruplarının genetic açıdan durumlarını saptamak üzere ortaklaşa yapılan bir araştırmanın sonuçları, Kırmancca (Zazaca) konuşan Kürtlerin etnik kökeni ile ilgili bilimsel veriler ortaya koyuyor. Genetic alanda Uluslararsı üne sahip bilimsel bir yayın organı olan „Annals of Human Genetics“ dergsinde yayınlanan araştırma sonuçları, Kırmanc (Zaza) Kürtleri ile öteki Kürt gruplarının bu açıdan farklı olmadıklarını açığa çıkarıyor. Ivan Nasidze, Dominique Quinque, Murat Öztürk, Nina Bendukidze ve Mark Stoneking tarafından hazılanan “mtDNA and Y-çromosome Variation in Kurdiş Groups” (Kürt Gruplarında MtDNA Kromosomu Değişikliği) başlıklı makalenin girişinde belirtildiğine göre, araştırma, Türkiye`de yaşayan Kurmancca ve Zazaca konuşan Kürtlerle, Gürcistan`da yaşamakta olan Kurmmanca konuşanları kapsıyor. Rapor`un girşindeki özet bölümünde söyle deniliyor: “...Mevcut veriler, öteki Kürt grupları, Avrupalılar, Kafkasya, Batı ve Orta Asya gruplarına ait verilerle karşılaştırıldığında, hem mtDNA hem de Y-cromosomu bakımından, Kürt Gruplarının etnik olarak en yakın oldukları Gruplar Batı Asyalılar, en uzak oldukları Gruplar ise Ortasyalılardır... Yine elde ettiğimiz sonuçlar, Zazaca konuşan Grubu köken olarak Kuzey İranlı gösteren görüşlere de haklılık kazandırmıyor. Bunlar (Zazaca konuşanlar –M.Ç.) büyük oranda genetik olarak öteki Kürt Gruplarıyla benzeştirler...” Sosyolyoji ve tarihten sonra tıp biliminin de vardığı bu sonuç, Kürtlerin etnik kökeni ile ilgili iki tezi birden, bir daha bellerini doğrultmayacakları şekilde çürütmüş oluyor. Bunlardan biri, 1923`lerden beri Türk milliyetçileri tarafından öne sürülen „Kürtler aslen Türktür“ tezidir. Gerçi Türk devletini kuran ırkçı-şövenler bilerek böyle bir yalana sarıldılar ve söyledikleri hiç bir zaman inandırıcı olamadı ama yine de yukarıda değinilen araştırma sonuçlarının bu tezi olarak bır kez daha yerle bir etmesi olumludur. Üstelik söz konusu bilimsel araştırma sadece Kürtlerin Türklerle aynı soydan gelmediklerini ortaya koymakla kalmıyor, Kürtlerin, araştırma kapsamına giren gruplar içerisinde en uzak oldukları grubun Ortaasyalılar, yani Türklerin de aralarında bulundukları grup oldugunu gösteriyor. İflas eden ikinci tez ise hiç bir ciddi bilgi ve belgeye dayanmaksızın ortaya atılan zorlama „Zazalar Kürt değiller“ tezidir.
Geçmişe Başka Açıdan Bir Gezinti Kırmancca konuşan Kürtler ne zamandan beri bu gün üzerinde bulundukları topraklarda yaşıyorlar? Bu soruya kesin bir yanıt verebilecek durumda değiliz. Ancak bu tarihin hayli eskilere uzandığı da bir gerçektir. Çarlık Rusyası Cografya Kurumu (ZIRGO)`ya ait belgeler arasında yer alan 1863 tarihli „Dersim Kürtleri“ başlıklı bir raporda „Kürtlerin bölgeye yerleştiği dönemi kesinlikle tesbit etme olanağı yok. Tahminlere göre, bu dönem, Ermenistan`ın yıkıldığı zamana rastlar...“ deniliyor (15). Yunan ve Romalı tarihçilerin „Cyrti“lerle ilgili olarak verdiği bilgilere yazının daha önceki bölümlerinde yer verilmişti. Dersimli araştırmacı Dr. M. Nuri Dersimi ise Kırmancca (Zaza) konuşan Kürtlerin Dersim`deki varlıklarının Med`ler dönemine kadar uzandığını güçlü bir ihtimal olarak dile getirmektedir (16). Aynı yazarın aktardığına göre, Ünlü Kürt tarihçisi M. Emin Zeki, „Hülasatü Tarih El Kurd İ Kurdistan“ adlı kitabında, Kürt „Mılan“ aşiretine mensup 55 aşiretin önce Abbasiler, daha sonra ise Osmanlı Padişahı Sultan Selim zamanında Dersim`den göç ettiklerini ve El Cezire`nin kuzey mıntıkasına (bu günkü Irak-Türkiye sınırı) yerleştiklerini yazıyor ve bunların isimlerini tek tek sayıyor.
Şeref Han Bedlisi tarafından 1597 yılında tamamlanmış olan Kürt tarihi kitabı „Şerefname“ de, Dinbililerin bu gün Türkiye sınırları içerisinde bulunan Kürdistan‘ ın Cizra Botan yöresinden Iran Azerbaycanı`na bağlı Xoy yöresine göç ettikleri, bunların başta Êzdi dinine mensup oldukları ve zamanla dillerini unutarak Türkçe öğrendikleri belirtilir (14).
Maslmisanıj, aynı konuya ilişkin olarak Dr. O. Blau`nun „Naçriçten Über Kurdisçe Stämme“ (Zeitsçrift der Deutsçen Morgenländisçen Gesellsçaft, Leipzig, Bd: 16 (1862), s. 617-618) eserinde yer alan şu alıntıyı da aktarıyor: „Dunbeli... bugün Kızılbaş taifesinden sayılan bir Kürt kabilesidir. Hepsi Türkçe konuşurlar ... Xoy vilayetinde yaşarlar .“ (17)
Kuzey Kürdistan`ının, kuzey-batısında konuşulmakta olan Kırmancca (Zazaca) lehçesinin, Kürdistan`ın güneyi ile güney-doğusunda konuşulmakta olan Hewramanca / Goranca ile olan yakınlığı da, üzerinde dikkatle durulmaya değer noktalardan biridir. Bilindiği gibi, Hewraman, Irak Kürdistanı`nda, Süleymaniye kentinin güney doğusunda, Iran-Irak sınırının iki yakasında yer alan bir bölgenin adı, Hewramanlar ise burada yaşayan Kürtlerdir. Hewraman ya da Goranların bir kesimi müslümandır. Bir kısmı ise Ehli-Hak inancına mensupturlar. Bu inancın, Irak Kürdistanı`nın güney kesimlerinde, Musul-Kerkük ve İran sınırına kadar uzanan bölgede dağınık halde yaşamakta olan mensupları Kakayı, inancın kendisi ise Kakyilik olarak biliniyor. Bu inanç mensupları ile Türkiye Kürdistanı`nın kuzey ve batı kesimlerinde yaşamakta olan Alevi inancına mensup Kürtler arasında, hem dini inanç, hem de gelenek ve töre yönünden var olan büyük benzerlik de gözardı edilmemesi gereken bir durumdur. Hewramanca lehçesinin, Avesta diline çok yakın, kimilerine göre ise en yakın olması da dikkat çekilmesi gereken önemli noktalardan biridir.
Yine günümüzde çoğunluğu Irak Kürdistanı`nda yaşamakta olan Êzdi Kürtlerle, Kırmancca (Zazaca) konuşan Kürtler; özellikle de Alevi olanlar arasında hem dini inanç, hem gelenek ve töre itibariyle var olan benzerlikler de dikkat çekicidir.
Bütün bu özelliklerin yanısıra, bir çok Kürt aşiretinin, hem konuştukları lehçe ve hem de dini inanç yönünden homojen bir yapıya sahip olmadıkları noktasını da gözardı etmemek gerekir. Bunu, bazı örneklerle biraz açmaya çalışalım.
Demenan ve Alan aşiretlerinin Dersim`de yaşayanları Alevi inancına mensup olup Kırmancca (Zazaca) lehçesini konuşurlar. Alan aşireti, Diyarbekir `in kuzeyindeki Piran bölgesinde de Kırmancca konuşur fakat alevi değil, sünni müslümandır. Buna karşın Wan (Van)-Ağrı yöresindeki aynı aşiret mensuplarının lehçesi kurmancca, dini ise müslümanlıktır. Heyderan / Haydaran aşireti, Dersim`de kırmanc (zaza) - alevi, Diyarbekir`in kuzeyine düşen bölgede kırmanc (zaza) - müslüman, Wan-Hakkari yöresinde kurmanc-müslüman, Güney Kürdistan`nın Hewlêr (Erbil) yöresinde ise soran - müslümandır. Gerçi Hewlêr bölgesindeki Haydaranlarla, öteki yörelerdekiler Haydaranlar arasında aşiretsel bağ olup olmadığından emin değiliz ama aynı isme sahip oluşlarını sıradan bir gelişme olarak da kabul etmek de zordur. Lolan, Dersim ve çevre bölgelerde bir Kırmanc (Zaza)-Alevi aşiretidir. Türkiye sınırlarının güneyinde, Iran-Irak sınırı üzerinde bulunan bir bölgenin adı Lolan`dır ve burada yaşamakta olan aşiretlerden biri de yine „Lolan“ adını taşımaktadır. Bu yöredeki Lolanların konuştukları lehçe Soranca, dinleri ise müslümanlıktır. Karsanan aşireti Dersim`de kırmanc-alevi, Çewlig (Bingöl) iline bağlı Kiğı ilçesinde kurmanc-alevidir. Dersim-Erzincan yöresinde yaşamakta olan Mılan ile Dersim-Erzincan, Erzurum, Maraş ve öteki bölgelerde yaşayan Butkan aşireti mensupları kimi yerlerde Kırmancca (Zazaca), kimi yerlerde ise Kurmancca konuşurlar. Dinleri ise bazı yörelerde alevi, bazı yörelerde müslümanlıktır. Dersim`deki Şekak (Sekak) aşiretinin (Türkçede: Savak) lehçesi Kurmanccadır fakat dinsel olarak iki bölüme ayrılmış durumdalar; bir bölümü alevi, bir bölümü sünni müslümandır. Ayrıca bu aşiret ile İran Kürdistanı`nın kuzey kesiminde yaşayan ve Kurmancca konuşan Şikaklar arasındaki isim benzerliği, bunların aynı aşiretin mensupları oldukları ihtimalini de akla getirmektedir. Kuzey Kürdistan`ın kuzey kesimlerinde yaşamakta olan Xormek (Hormek) aşiretinin de bir bölümü Kurmancca, bir bölümü Kırmancca konuşmaktadır. Bunlarında bir bölümü alevi, bir bölümü sünnidir. Dersim`de Kureşan aşiretinin büyük çoğunluğu Kırmancca konuşurken, Semsİr (Adıyaman) ve Antep bölgesinde yaşayanların tamamı Kurmancca konuşmaktadırlar. Bu gün Irak Kürdistanı`nın Duhok ili çevresinde yaşamakta olan Êzdi Kurt aşiretlerinden bir tanesinin adı „Dımıli“, lehçesi ise Kurmanccadır.
Buraya kadar verilen örnekler, Kürtlerin duragan ve homojen değil, önemli lehçe ve dini inanç farklılıklarını bünyesinde barındıran dinamik bir toplum oldukları gerçeğini ortaya koyuyor.
Kürtler, ayrıca eskiden beri hem kendilerine ait ülkede ve hem de Kürdistan`dan dışarıya doğru yer değiştiren bir halktır. Tabi burada kullanılan „yer değiştirme“ kavramı, sadece gönüllü yer değiştirmeleri ihtiva etmiyor. Ondan daha önemli ve ağırlıklı olarak politik iktidarlar eliyl |